Her erkeğin 60 yaşından sonra mutlaka konuşması gereken bir konu vardır. Fakat bu konuşma genellikle yapılmaz ne doktor muayenehanelerinde ne de dost sohbetlerinde. Oysa bu konu doğrudan ve ciddi bir şekilde ele alınmayı hak ediyor. Çünkü beş basit, doğal ve uygulanması kolay günlük alışkanlık prostat sağlığını büyük ölçüde koruyabilir. Bu alışkanlıkların arkasında sağlam bilimsel araştırmalar bulunuyor. Binlerce erkeğin daha özgür, daha az acı ve çok daha kaliteli bir yaşlılık dönemi geçirmesine yardımcı olmuş yöntemlerdir. Eğer siz 60 yaşın üzerindeyseniz veya bu yaşlarda babanız, eşiniz, arkadaşınız varsa lütfen bu içeriği sonuna kadar takip edin. Ama onlara geçmeden önce neden 60 yaşından sonra prostatın bu kadar dikkatle korunması gerektiğini anlamamız gerekir. Prostat ceviz büyüklüğünde küçük bir salgı bezidir ve mesanenin hemen altında yer alır. Ancak erkekler yaşlandıkça özellikle 50 yaş sonrasında prostatın büyüme eğilimi vardır. Bu durum tıpta beneğin prostat hiperplazisi yani BPH olarak bilinir. Ulusal Sağlık Enstitüsünün verilerine göre 50-60 yaş aralığında erkekleri yarısından fazlasında mikroskobik düzeyde BPH bulguları vardır. 70-79 yaş arasında bu oran %80’e çıkar. 80 yaşın üzerinde ise erkeklerin yaklaşık %90’lında görülür. Avrupa genelinde yapılan geniş çaplı çalışmalar da aynı tabloyu gösteriyor. Epiluts adlı araştırmada İngiltere, Almanya ve İsveç’te 19.000den fazla erkek ve kadın incelendi. Bulgular prostat büyümesinin ve buna bağlı idrar yolu şikayetlerinin ileri yaşlarda çok yaygın olduğunu doğruladı. İngiltere’de ulusal sağlık sistemi verilerine göre 50 yaş üzeri erkeklerin üçte biri idrarla ilgili yakınmalar yaşamaktadır. Almanya gibi yaşlı nüfusun yoğun olduğu ülkelerde ise 60 yaş üstü erkeklerin %60’ından fazlasında BPY belirtileri bulunur. Prostat büyüdükçe idrar kanalına baskı yapar ve şu şikayetlere neden olabilir. zayıf idrar akışı, idrara başlamada zorlanma, tam boşalmama hissi ve özellikle geceleri sık sık tuvalete kalkma. Birçok erkek bunu yaşlanmanın doğal bi parçası olarak görse de bilim bize günlük yaşamda uygulanabilecek küçük alışkanlıkların bu süreci yavaşlatabileceğini hatta baz belirtileri hafifletebileceğin söylüyor Burada suyun önemi ayrıca vurgulanmalıdır. Theeng of hydration for man’s hate araştırmaları yeterli su içmenin prostat ve mesane sağlığında kritik rol oynadığını ortaya koyuyor Yeterli sıvı alımı idrar yollarının düzenli çalışmasına, zararlı maddelerin vücuttan atılmasına ve gece idrar sıklığının azalmasına yardımcı olabilir.Ancak su tüketiminin gün içine dengeli yayılması özellikle yaşlı erkeklerde gece sık tuvalete çıkmayı önlemek içi son derece önemlidir.
Bilimsel kanıtlarla desteklenen ve prostat sağlığını korumada güçlü etki gösteren 5 günlük alışkanlık :
–Birinci alışkanlık prostat iltihabın azaltmak için yeterli su içmek. Basit ama etkili. Yeterli su içmek 60 yaş üstü erkeklerde sık börülen idrarla ilgili şikayetleri belirgin şekilde hafifletebilir. Burada önemli olan yalnızca içtiğiniz su miktarı değil, aynı zamanda ne zaman ve ne tür sıvılar tükettiğinizdir. Yaşlandıkça susama hissi azalır ve bu durum kronik hafif sıvı kaybına yol açar. Bu da idrarın daha yoğun, daha asidik ve atık maddeler açısından zengin hale gelmesine neden olur. Yoğun idrar mesane ve prostat dokusunu doğrudan tahriş eder, ihti artırır ve idrara sıkışma gibi belirtileri şiddetlendirir. Bunun mekanizması şudur. Konsantre idrarın yüksek ozmolaritesi ve düşük PH değeri mesane kısımda iltihaplanma tepkisini tetikler. Bu da kasın aşırı çalışmasına, ani ve güçlü idrar yapma ihtiyacına yol açar. Bu nedenle uzmanlar stratejik bir şekilde sıvı alımını düzenlemeyi öneriyor. Sabah ve gün içinde yeterince su içmek, akşam ise yatmadan 2-3 saat önce sıvı tüketimini azaltmak hem toksinlerin vücuttan atılmasını kolaylaştırır hem de gece boyunca mesanenin aşırı dolmasını önler. Buradaki küçük ama önemli ayarlama suyu azar azar ve yudum yudum içmektir. Gün boyunca düzenli olarak su tüketmek mesane fonksiyonunu dengeler, prostat üzerindeki baskıyı azaltır ve uyku ırasında idrar yollarını zorlamadan vücudun temizlenmesine yardımcı olur. Tıp literatüründe yer alan 60 yaş üzeri 2.000’den fazla erkeğin katıldığı bir çalışmada bu yöntem test edildi. Sonuçlar gece idrara çıkma ve tam boşalmama hissi gibi şikayetlerin %40 bir oranında azaldığımı gösterdi. Bu küçük değişiklik hiçbir ek maliyet gerektirmez ama uyku kalitesini artırır. Prostatı korur ve ertesi gün gerçek bir dinlenme hissi verir. İşte bu yüzden bu alışkanlık günlük yaşamın en önemli adımlarından biri olabilir. Küçük bir ipucu da şudur. İçtiğiniz suya çok az miktarda doğal deniz tuzu veya Himalaya tuzu eklemek vücudun mineral dengesine katkı sağlayabilir. Ancak böbrek rahatsızlığı olanların bu yöntemi denemeden önce mutlaka doktorlarına danışmaları gerekir. Ayrıca Amerikan Üroloji Derneği’nin önerilerine göre prostat büyümesi olan erkeklerin mesaneyi uyaran içecekleri sınırlamaları gerekir. Özellikle kafein ve alkol bu gruptadır. Her ikisi de idrar söktürücü etkiye sahiptir. Yani idrar üretimini artırarak sık idrara çıkma ve ani sıkışma sorunlarını şiddetlendirebilir. Alkol ayrıca mesane boynundaki kaslar gevşeterek bazı durumlarda idrar yapmayı daha da zorlaştırabilir.
–İkinci alışkanlık yemeklerden sonra hafif yürüyüş yaparak prostat kan dolaşımını güçlendirmek. Ana öğünlerden sonra sadece 15 dakikalık kısa bir yürüyüş prostat sağlığı üzerinde güçlü ve doğrudan bir etkiye sahiptir. Çoğu zaman göz ardı edilen bu basit hareket yalnızca sindirime yardımcı olmakla kalmaz. Aynı zamanda prostatada koruyan etkiler gösterir. Üroloji dergilerinde yayınlanan araştırmalar düzenli ve orta düzeyde fiziksel aktivite yapan erkeklerde benin prostat hipertlazisi ve pH belirtilerinin çok daha düşük oranda görüldüğünü ortaya koymuştur. Buradaki en önemli nokta sürekliliktir. Her gün yapılan kısa ve hafif yürüyüşler düzensiz fakat yoğun egzersizlerden daha faydalıdır. Yürüyüş vücuttaki kan dolaşımını artırır ve bu etki özellikle perlik bölge için önemlidir. Artan kan akışı prostat dokusuna daha fazla oksijen ve besin taşır. Bu da ihtialtır ve hücrelerin sağlıklı çalışmasını destekler. Ayrıca yemeklerden sonra yürümek kan şekeri kontrolünde de etkilidir. Yüksek kan şekeri ve insülin direnci BPH için önemli risk faktörleridir. Kandaki insülin düzeylerinin yüksek olması ÖGF bir adı verilen bir büyümefaktörünün artmasına yol açabilir. Bu hormon hücre büyümesini uyararak prostatın büyümesine katkıda bulunur.Kan şekerini dengede tutmak doğrudan prostat çevresindeki hormonal ortamı olumlu yönde etkiler. Yemekten hemen sonra yapılan yürüyüş perlik bölgedeki dolaşımı hızlandırır. Daha fazla oksijen ve besinin prostata ulaşmasını sağlar. Böylece iltihap azalır, hücresel işlevler desteklenir ve prostatın normal yapısı korunur. Ayrıca şeker hastalığı prostat büyümesi ve idrar yolları sorunlarıyla ilişkili bilinen bir risk faktörü olduğundan bu alışkanlık aynı zamanda diyabetin olumsuz etkilerine karşı da koruma sağlar. Bir diğer önemli nokta ise yürüyüşün tüm vücutta iltihap seviyelerini düşürmesidir. Özellikle yemeklerden sonra hareketsiz kalmak vücutta iltihap belirtecilerinin artmasına neden olur. Hafif yürüyüş bu süreci tersine çevirir ve prostat dokusu da dahil olmak üzere birçok organı korur. Sao Paulo Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin 65 yaş üstü erkeklerle yaptığı bir araştırmada öğle ve akşam yemeğinden sonra sadece 15 dakika yürüyenlerin orta ve şiddetli BPE belirtilerine yakalanma riskinin %35 daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Bunun için uzun yürüyüşlere çıkmanıza ya da koşu bandına ihtiyacınız yoktur. Evinizin etrafında, kaldırımlarda ya da hatta apartman koridorunda atacağınız düzenli adımlar yeterlidir. Küçük gibi görünen bu alışkanlık yıllar içinde prostatın sağlığını korumada büyük fark yaratır. Düzenlilik bu alışkanlığın en güçlü tarafıdır.
–Üçüncü alışkanlık prostatı korumak ve doğal temizlik sağlamak için düzenli cinsel yaşam. Bu prostat sağlığı açısından en etkili alışkanlıklardan biridir. Ancak toplumsal tabular ve eski düşünce kalıpları nedeniyle ileri yaştaki erkekler tarafından en çok ihmal edilen alışkanlıklardan da biridir. Burada bahsedilen düzenli ve sağlıklı bir cinsel yaşamın korunmasıdır. Modern tıp bu konuyu açıkça ortaya koymuştur. Düzenli boşalma prostatım içindeki salgıların temizlenmesine yardımcı olur. Biriken salgılar, ölü hücreler ve toksinler bu yolla atılır. Yani bu yalnızca bir teori değil, bilimsel olarak kanıplanmış birgerçektir. Harvard Halk Sağlığı Fakültesi tarafından yürütülen ve Avrupa Üroloji dergisinde yayınlanan büyük bir çalışmada 20 yıl boyunca 10.00’dan 00’dan fazla erkek incelendi. Araştırma ayda en az 20 kez boşalan erkeklerde prostat kanseri riskinin yaşam boyu %33 oranında daha düşük olduğunu ortaya koydu. Cinsel yaşamın faydaları sadece temizlik etkisiyle sınırlı değildir. Bu süreç perlik bölgede kan akışını artırır. prostat çevresindeki kasları gevşetir, stresi azaltır ve ruh halini iyileştirir. Tüm bu etkiler prostat dokusundaki iltihabın azalmasına katkı sağlar. İhti ise prostatla ilgili sorunların başlıca nedenlerinden biridir. Ne yazık ki 60 yaş üstü birçok erkek bu konuyu hala suçluluk veya utanç duygusuyla karşılamaktadır. Oysa tıbbi açıdan bakıldığında aktif bir cinsel yaşam prostat sağlığını desteklemenin doğal, güvenli ve etkili bir yoludur. Eğer cinsel işlerle ilgili zorluklar yaşıyorsanız bir üroloji uzmanıyla görüşmek önemlidir. Çoğu zaman erektil disfonksiyon gibi sorunlar, kalp damar hastalıkları veya diyabet gibi başka sağlık sorunlarının erken habercisi olabilir. Bu nedenle konuyu sadece cinsellik açısından değil genel sağlık açısından da değerlendirmek gerekir.
–Dördüncü alışkanlık stratejik beslenme ile prostat iltihabını ve kanser riskini azaltmak. Bu alışkanlık aslında herkesin her gün yaptığı bir eylemle ilgilidir. Yemek yemek. Fakat çoğu zaman yemek yalnızca karnı doyurmak için yapılır. Sağlık için değil. Oysa bazı gıdalar doğrudan prostatı koruyabilir, ihtiabı azaltabilir, benin prostat hiperplazisi riskini düşürebilir ve hatta kansere karşı savunma sağlayabilir. Hanser hücrelerinin gelişiminde beslenmenin rolü bilimsel olarak açıktır. Bu konuda en çok araştırılann bileşiklerden biri lopendir. Domates, karpuz ve guava gibi kırmızı nrenkli besinlerde bolca bulunan bu doğal antioksidan güçlü iltihap karşıt özellikleriyle öne çıkar. İlginç olan likopenin prostat dokusunda yoğun bir şekilde birikmesi ve burada hücre büyümesini tetikleyen sinyal yollarına müdahale ederek tümör gelişimini engelleyebilmesidir. Uluslararası Kanser Dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre haftada en az iki kez pişmiş domates tüketen erkeklerde prostat kanseri riski %28 daha düşük bulunmuştur. Rostat sağlığı için bir diğer önemli besin öğesi çinkodur. Kabak çekirdeği, badem, kavu, ceviz, susam, ay çekirdeği, keten tohumu gibi kuru yemişlerde ve istridye, yengeç, karides, midye gibi deniz ürünlerinde bolca bulunur. Çinko bağışıklık sisteminin düzgün çalışması, yaraların iyileşmesi ve özellikle 60 yaş üzeri erkeklerde hormon dengesinin korunması için kritik öneme sahiptir. Çinko prostat dokusunun yapısal bütünlüğünü uzun yıllar korumaya yardımcı olur. Bunun yanında brokoli, karnabahar ve lahana gibi sebzelerde bulunan sulforan adlı bileşikler vücudun detoks mekanizmasını destekler veprostat hücrelerindeki olası zararlı değişimlerin önüne geçer. İdeal bir öğün kişmiş domates, taze yeşil yapraklı sebzeler, mineralli kuru yemişler ve yağsız protein kaynaklarını içermelidir. Bu gıdalar düzenli tüketildiğinde prostatın oksijenlenmesini artırır, iltihabı azaltır ve metabolizmayı dengeler.Vonspültesi özellikle somom ve sarda gibi yağlı balıklarda bulunan omega üç yağ asitlerini önermektedir. Bu yağlar güçlü antiinflamatuvar etkilere sahiptir. Ayrıca yeşilçaydaki kateşinler, özellikle EGCG bileşiği, laboratuvar ortamında yapılan çalışmalarda prostat hücrelerinin kontrolsüz büyümesini baskılayıcı etki göstermiştir. Buna karşılık prostat kanseri vakfı ve benzeri kurumlar kırmızı et ve tam yağlı süt ürünlerinin aşırı tüketiminden kaçınılmasını tavsiye etmektedir. Çünkü büyük ölçekli araştırmalar bu gıdaların prostat kanserinin ilerleyici türleriyile bağlantılı olabileceğini göstermiştir. Bunun yerine zeytinyağı ve bol sebze ile zenginleşmiş Akdeniz tipi beslenme önerilir. Doğru yönetildiğinde beslenme yalnızca bir yaşam tarzı değil, aynı zamandagüçlü bir koruyucu tıp yöntemidir. prostat sağlığını korumak için elinizdeki en etkili silahlardan biri olabilir.
–Beşinci alışkanlık derin uyku ile hormonları dengelemek ve prostatı korumak. Bu alışkanlık erkeklerin çoğu tarafından göz ardı edilir. Oysa etkisi sanıldığından çok daha büyüktür. Kaliteli ve kesintisiz bir uyku hormon dengesinin korunması için zorunludur ve bu denge prostat sağlığını doğrudan etkiler.Uyku sırasında özellikle gecenin en derin evresinde vücut melatonin ve büyüme hormonu salgılar. Bu hormonların her ikisi de ihtialtıcı özelliklere sahiptir ve prostat dokusunu korur. Eğer uyku sık sık bölünürse, yetersiz kalırsa veya yüzeysel olursa bu hormon döngüsü zayıflar. Bunun sonucunda stres seviyesi artar, serbest testosteron azalır ve vücuttaki iltihap yükü yükselir. Haser epidemiyolojisi biyobelirteçler ve önleme dergisinde yayınlanan bir araştırmada yaklaşık 10 yıl boyunca
2400’den fazla erkek incelendi. Uyku bozukluğu yaşayanların prostat kanserinin agresif türlerine yakalanma riskinin iki kat daha fazla olduğu tespit edildi. Bunun açıklaması basittir. yeterli ve kaliteli uyku olmadan vücut dokularını onaramaz. Bu da prostatın daha kolay iltihaplanmasına ve bozulmasına yol açar. Bu nedenle sessiz, karanlık ve düzenli bir uyku ortamı oluşturmak bir lüks değil, koruyucu bir strategidir. Derin uyku yalnızca zihni yenilemez. Aynı zamanda prostatı da her gecegörünmez bir şekilde korur. Uyku kalitesini artırmak için Ulusal Uyku Vakfı düzenli bir rutin oluşturmayı önermektedir. Her gün aynı saatte uyumak ve uyanmak, yatak odasını serin, karanlık ve sessiz tutmak, ayrıca uyumadan en az bir saat önce ekranlardan gelen mavi ışıktan uzak durmak kaliteli bir uyku için önemlidir. Derin uyku yalnızca zihni dinlendirmez. Aynı zamanda her gece prostatımızı da korur. Sonuç olarak onlarca yıllık araştırmalarbeni prostat hiperplazisinin BPH yalnızca cerrahi yöntemlerle değil ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle de yönetilebileceğini göstermiştir. Bu alandaki en etkili çalışmalardan bazıları şunlardır. Öncelikle 2003 yılında New England Journal of Medicine de yayınlanan Mutops, tıbbi tedavi ile prostat semptomları çalışması. Bu araştırmada alfa blokerler, doksazosin, 5 alfa redüktaz inhibitörleri, finasterit ve bu iki ilacın kombinasyonu uzun süreli incelenmiştir. Bulgular çok netti. Kombinasyon tedavisi en etkili yöntemoldu. Doksazosin ve finasterit birlikte kullanıldığında hastalığın ilerlemeriski placeboya göre %66 oranında azaldı. Tek başına finasterid riski %34, tek başına doksazosin ise %39 azalttı. Bu sonuçlar büyük prostatı ve belirgin şikayetleri olan erkekler için kombine tedavinin en güçlü kurma sağladığını ortaya koydu.
Bugün dünyada BPH tedavi rehberlerinin temelini bu çalışma oluşturmaktadır. İkinci önemli araştırma 1998’de yine New England Journal of Medicine de yayınlanan PLES Proscar’ın etkinlik ve güvenlik çalışması. 4 yıl süren bu araştırmada finasteridin BPH üzerindeki uzun vadeli etkileri değerlendirildi. Bulgulara göre finasterit cerrahi gerekliliği %55 oranında azalttı. Akut idrar retansiyonu riskini ise %57 düşürdü. Ayrıca prostat hacmini ortalama %20 küçülttü ve idrar akışını iyileştirdi. Bu çalışma ilaç tedavisinin yalnızca semptomları hafifletmekle kalmayıp hastalığın doğal seyrini de değiştirebileceğini bilimsel olarak kanıtladı.
Bir diğer önemli kaynak ise Harvard Halk Sağlığı Okulu tarafından 1986’dan bu yana yürütülen sağlık profesyonelleri takip çalışmasıdır. Yaşam tarzı ile BPH arasındaki ilişki derinlemesine incelenmiştir.
Bulgular şöyleydi. Düzenli fiziksel aktivite yapanlarda BP gelişme riski %25 daha düşüktü. Hafif ve orta yoğunlukta egzersizler. Örneğin günlük yürüyüş bile bu etkiyi sağladı. Beslenme açısından kırmızı et ve doymuş yağ ağırlıklı diyetin riski artırdığı, sebze, meyve ve sağlıklı yağlarla zenginleşmiş beslenmenin ise riski azalttığı ortaya kondu. Ayrıca obezite ve geniş bel çevresi olan erkeklerin BP’ye gelişme ve cerrahiye ihtiyaç duyma olasılığı belirgin şekilde yüksekti. Bu çalışma yaşam tarzı değişikliklerinin yalnızca destekleyici değil, aynı zamanda BPY’nin önlenmesi ve yönetiminde anahtar strateji olduğunu güçlü bir biçimde gösterdi.
1 Eki