Archive for the ‘sağlık (doğal)’ Category

kolajen

Kolajenin vücutta en çok bulunan protein. Deri, kemik, tendon,  ligamentler başta olmak üzere pek çok organda bulunuyor. Yapısal protein  ve bağ dokunun oldukça önemli bir bileşeni olan kolajen, dokuları  yapıştırıcı görevi görerek bir arada tutuyor ve vücut bütünlüğünü  koruyor. Dolayısıyla tüm bağ dokularımızın elastikiyetinin artmasını ve  yenilenmesini sağlıyor. Cildin daha sıkı kalması ve daha genç  zamanlardaki görünümü kaybetmemenizi sağlayan da bu. Vücuttaki  kolajen seviyeleri yeterli olduğunda, kolajen içeren hücreler güçlü ve  genç bir görünüm alırken, yetersiz olduğu durumda ise çeşitli eklem  rahatsızlıklarına ve cilt problemlerine neden oluyor. Cildin daha sıkı ve gergin olmasına yardımcı olan  kolajen, bu özellikleriyle çoğunlukla kadınlar tarafından en çok ilgi  çeken konulardan biri Aslında doğduğumuz andan itibaren vücudumuzda bulunan kolajeni,  vücudumuz düzenli bir şekilde üretmeye devam ediyor. Ancak, kolajen  üretimi bazı etkenler sebebiyle zamanla azalabiliyor veya  yavaşlayabiliyor. Kolajen üretimini artırmak ise doğru beslenme ve yaşam  tarzıyla mümkün.

Özellikle yumurta, balık, hindi, tavuk gibi kaliteli  hayvansal proteinler kolajen üretiminin doğal yoldan sentezlenmesini  destekliyor. Beslenme rutininde hayvansal kaynaklı gıdalar bulundurmak  için bir neden. Ama bitkilerin gücünü de unutmayalım. Fasulye ve soya ürünleri gibi bitkisel kaynaklı proteinlerin de  hayvansal kaynaklı proteinler kadar kolajen üretiminde önemli etkileri  bulunuyor. Koyu yeşil yapraklı sebzeler, nar, kivi, çilek, turunçgiller  gibi C vitamini içeriği yüksek sebze ve meyveler de kolajen üretiminde  önemli rol oynar. Ahududu, böğürtlen, yaban mersini, kızılcık gibi  kırmızı ve mor meyveler de yüksek antioksidan içerikleri sayesinde  kolajen üretiminin artırılmasına yardımcı olur. Soğan, sarımsak,  pırasa ve kereviz gibi sülfür içeren besinler de kolajen için önemli  besinler arasında. Lor peynir, beyaz peynir, inek sütü, yoğurt, kefir  gibi süt ürünleri de kolajen üretimini uyaran bileşenler içerir.  Beslenmenin yanı sıra, düzenli egzersiz yapmak, sigarayı bırakmak, yoğun  güneş ışığı ve solaryumdan uzak durmak, rafine şeker tüketimini  minimuma indirmek ve bol su tüketmek de kolajen üretimine destek  sağlıyor.

Doğrudan Kolajen İçeren Gıdalar

Kemik Suyu: Bağ Dokuları İçin Doğal Destek

Kemiklerin uzun süre kaynatılmasıyla elde edilen kemik suyu, kolajen ve amino asitler açısından zengindir.
 Çorba ya da sıcak içecek olarak tüketildiğinde hem lezzetli hem de besleyicidir.

Balık Derisi ve Pulları

Balık derisi ve pulları, cilt ve damar yapısında bulunan Tip 1 kolajen bakımından doğal bir kaynaktır.
 Balık kolajeni, küçük peptit yapısı sayesinde vücut tarafından kolayca sindirilebilir.

Tavuk Derisi ve Kıkırdak

Tavuk derisi ve özellikle ayak veya kanat kıkırdakları, Tip 2 kolajen için doğal bir kaynaktır.

Kolajen Sentezini Destekleyen Besinler

Yumurta Beyazı

Doğrudan kolajen içermez; ancak kolajen sentezinde görev alan prolin amino asidini ve kükürt minerallerini barındırır.

C Vitamini Zengini Meyveler

Turunçgiller, çilek, kivi ve kırmızı biber, kolajen sentezi için gerekli C vitamini açısından öne çıkar.

Yeşil Yapraklı ve Renkli Sebzeler

Ispanak, brokoli, lahana ve kırmızı biber; serbest radikallere karşı antioksidan etki göstererek kolajenin korunmasına katkı sağlar.

Çinko ve Bakır

Çinko, kolajen üreten enzimlerin aktivasyonuna; bakır ise kolajen liflerinin sağlam bağlar oluşturmasına yardımcı olur.
 Kuruyemişler, tohumlar ve deniz ürünleri iyi kaynaklardır.

Kükürt İçeren Gıdalar

Sarımsak, soğan ve brokoli gibi kükürt bakımından zengin sebzeler, kolajen sentezini destekleyen mineraller sunar.

Kolajen Takviyeleri Hakkında

Sağlıklı beslenmeye rağmen, 20’li yaşların ortalarından itibaren vücutta doğal kolajen üretimi azalmaya başlar.
 Bu nedenle bazı kişiler, özellikle balık kaynaklı (marine) kolajen takviyelerini günlük rutinine dahil etmeyi tercih edebilir.
 Balık kolajeni, küçük molekül yapısı sayesinde vücut tarafından kolay emilen bir seçenektir.

Doğa, güçlü ve sağlıklı bir yapı için ihtiyaç duyduğumuz her şeyi sunar.
 Kemik  suyundan C vitamini açısından zengin meyvelere, renkli sebzelerden  mineraller yönünden zengin kuruyemişlere kadar pek çok gıda, vücudun  kolajen dengesini destekler.
 Dengeli  beslenmeyi önceliklendirmek ve gerektiğinde uzman görüşüyle balık  kolajeni takviyesi eklemek, sağlıklı yaşamın doğal bir parçası olabilir.

Kolajen Sentezinin Biyokimyasal Temelleri

Kolajen üretimi; fibroblastlar tarafından sentezlenen prokollajen zincirlerinin, endoplazmik retikulum ve Golgi aygıtı yardımıyla post-translasyonel modifikasyonlara uğramasıyla gerçekleşir. Bu süreçte çeşitli kofaktör ve destekleyici bileşenlere ihtiyaç vardır. Bu bileşenlerin gıda formülasyonlarına eklenmesi, kolajen sentezini artırmak açısından kritiktir.

1. C Vitamini (Askorbik Asit)

C vitamini, prolin ve lizin amino asitlerinin hidroksilasyonunu sağlayarak stabil kollajen heliksi oluşumuna katkıda bulunur. C vitamini eksikliği kolajen sentezini ciddi şekilde sekteye uğratır. Bu nedenle her kolajen formülasyonunda bulunması gereken temel kofaktördür.

2. Prolin ve Glisin

Kolajenin yapısında en yüksek oranda bulunan iki amino asit olan prolin ve glisin, hem sentezde hem de yapısal stabilitede belirleyicidir. Bu amino asitlerin serbest formda ya da peptid formunda takviye edilmesi, kolajen biyosentezini doğrudan destekler.

3. Çinko ve Bakır

Çinko, hücre proliferasyonunda ve antioksidan savunmada yer alırken, bakır ise lizil oksidaz enziminin kofaktörü olarak kolajen liflerinin çapraz bağlanmasını sağlar. Bu minerallerin eksikliği, zayıf bağ dokusu oluşumuna neden olabilir.

4. Hyaluronik Asit

Her ne kadar kolajen sentezinde doğrudan yer almasa da, hyaluronik asit bağ dokusu hidrasyonunu artırarak fibroblast aktivitesini destekler. Ayrıca yaşlanma karşıtı formülasyonlarda sinerjik etki gösterir.

5. Silika (Bambu Ekstresi veya Horsetail)

Silika, dermal yapıda kolajen-elastin sentezini tetikleyen bir mineraldir. En çok bambu ekstresi (Bambusa vulgaris) veya atkuyruğu bitkisi (Equisetum arvense) kaynaklı formülasyonlarda yer alır. Doku esnekliğini artırıcı etkisi klinik olarak desteklenmiştir.

Formülasyon Geliştiriciler İçin Uygulama Notları

  • Sinerjik kombinasyonlar: C vitamini + prolin + hyaluronik asit kombinasyonları fibroblast aktivitesini artırabilir.
  • Stabiliteye dikkat: Askorbik asit ısıyla ve oksijenle bozulabilir. Mikroenkapsülasyon tercih edilebilir.
  • Biyoyararlanım: Peptid formda amino asitler tercih edilmeli, mineral formlar glukonat veya pikolinat olmalıdır.

Kolajen üretimini artırmak için tek başına C vitamini yeterli midir?
  Hayır. C vitamini temel bir kofaktör olsa da, prolin, çinko ve diğer destek bileşenlerle birlikte çalışarak etkili olur.

Bitkisel içerikler kolajen üretimini destekler mi?
  Evet. Özellikle silika açısından zengin bitkiler (atkuyruğu gibi)  fibroblastları destekleyebilir. Ancak doğrudan kolajen içermezler.

Kolajen sentezine destek ürünlerde hangi formül tipi daha etkilidir?
  Lipit ve su bazlı fazların birlikte olduğu emülsiyon sistemleri veya toz  formda peptit kombinasyonları genellikle yüksek biyoyararlanım sağlar.

Kolajen üretimini artırmak için; Beslenme: Soya ve soya ürünleri, Omega 3 yağ asitleri içeren besinler, et, yeşil sebzeler, yumurta akı, antioksidan içeren gıdalar gibi besinler kolajen üretimini artırabilmektedir. Kemik suyu tüke40 yaş ve üzeri bireyler kolajen desteğine Tip 1 ve 3 kolajen içeren düzenli takviyelerle veya kemik suyu gibi doğal kaynaklarla başlayabilirtmek de kolajen miktarını artırmaya yardımcı olabilmektedir.

Kolajen üretimini en fazla destekleyen besin, kemikli etlerdir.  Kemiklerin içerisinde bulunan ilik kolajen üretimine fayda sağlayan  aminoasitleri içerir. Bu nedenle ilikli kemik suyunu yemeklerinizde  kullanabilirsiniz.

  • İlikli kemik suyu
  • Sığır eti
  • Tavuk eti
  • Hindi eti
  • Balık
  • Yumurta beyazı kolajen üretimini destekleyici aminoasitleri içerir.

Kırmızı renkli meyve ve sebzelerde içerdikleri güçlü antioksidanlar sayesinde KOLAJEN ÜRETIMINI DESTEKler.

  • Ahududu
  • Böğürtlen
  • Yaban mersini
  • Kızılcık
  • Çilek
  • Kiraz
  • Elma
  • Pancar
  • Kırmızı kapya biber
  • Domates bu besinlere örnek gösterilebilir.

SÜLFÜR/KÜKÜRT IÇEREN BESINLER, kolajen üretimine yardımcı olmaktadır.

  • Brokoli
  • Lahana
  • Soğan
  • Sarımsak
  • Karnabahar
  • Pırasa
  • Brüksel lahanası bu besinlere örnek gösterilebilir.

Ayrıca, kolajenin üretilmesi ve daha iyi emilebilmesi için C  vitaminine ihtiyaç vardır. Bu noktada C vitamini içeren meyve ve  sebzeler fayda sağlayabilir. Özellikle;

  • Kapya biber
  • Maydanoz
  • Limon
  • Kivi
  • Portakal
  • Greyfurt
  • Mandalina zengin C vitamini kaynaklarıdır.

prostat sağlığı

Her erkeğin 60 yaşından sonra mutlaka konuşması gereken bir konu vardır. Fakat bu konuşma genellikle yapılmaz ne doktor muayenehanelerinde ne de dost sohbetlerinde. Oysa bu konu doğrudan ve ciddi bir şekilde ele alınmayı hak ediyor. Çünkü beş basit, doğal ve uygulanması kolay günlük alışkanlık prostat sağlığını büyük ölçüde koruyabilir. Bu alışkanlıkların arkasında sağlam bilimsel araştırmalar bulunuyor. Binlerce erkeğin daha özgür, daha az acı ve çok daha kaliteli bir yaşlılık dönemi geçirmesine yardımcı olmuş yöntemlerdir. Eğer siz 60 yaşın üzerindeyseniz veya bu yaşlarda babanız, eşiniz, arkadaşınız varsa lütfen bu içeriği sonuna kadar takip edin. Ama onlara geçmeden önce neden 60 yaşından sonra prostatın bu kadar dikkatle korunması gerektiğini anlamamız gerekir. Prostat ceviz büyüklüğünde küçük bir salgı bezidir ve mesanenin hemen altında yer alır. Ancak erkekler yaşlandıkça özellikle 50 yaş sonrasında prostatın büyüme eğilimi vardır. Bu durum tıpta beneğin prostat hiperplazisi yani BPH olarak bilinir. Ulusal Sağlık Enstitüsünün verilerine göre 50-60 yaş aralığında erkekleri yarısından fazlasında mikroskobik düzeyde BPH bulguları vardır. 70-79 yaş arasında bu oran %80’e çıkar. 80 yaşın üzerinde ise erkeklerin yaklaşık %90’lında görülür. Avrupa genelinde yapılan geniş çaplı çalışmalar da aynı tabloyu gösteriyor. Epiluts adlı araştırmada İngiltere, Almanya ve İsveç’te 19.000den fazla erkek ve kadın incelendi. Bulgular prostat büyümesinin ve buna bağlı idrar yolu şikayetlerinin ileri yaşlarda çok yaygın olduğunu doğruladı. İngiltere’de ulusal sağlık sistemi verilerine göre 50 yaş üzeri erkeklerin üçte biri idrarla ilgili yakınmalar yaşamaktadır. Almanya gibi yaşlı nüfusun yoğun olduğu ülkelerde ise 60 yaş üstü erkeklerin %60’ından fazlasında BPY belirtileri bulunur. Prostat büyüdükçe idrar kanalına baskı yapar ve şu şikayetlere neden olabilir. zayıf idrar akışı, idrara başlamada zorlanma, tam boşalmama hissi ve özellikle geceleri sık sık tuvalete kalkma. Birçok erkek bunu yaşlanmanın doğal bi parçası olarak görse de bilim bize günlük yaşamda uygulanabilecek küçük alışkanlıkların bu süreci yavaşlatabileceğini hatta baz belirtileri hafifletebileceğin söylüyor Burada suyun önemi ayrıca vurgulanmalıdır. Theeng of hydration for man’s hate araştırmaları yeterli su içmenin prostat ve mesane sağlığında kritik rol oynadığını ortaya koyuyor Yeterli sıvı alımı idrar yollarının düzenli çalışmasına, zararlı maddelerin vücuttan atılmasına ve gece idrar sıklığının azalmasına yardımcı olabilir.Ancak su tüketiminin gün içine dengeli yayılması özellikle yaşlı erkeklerde gece sık tuvalete çıkmayı önlemek içi son derece önemlidir.
Bilimsel kanıtlarla desteklenen ve prostat sağlığını korumada güçlü etki gösteren 5 günlük alışkanlık :
Birinci alışkanlık prostat iltihabın azaltmak için yeterli su içmek. Basit ama etkili. Yeterli su içmek 60 yaş üstü erkeklerde sık börülen idrarla ilgili şikayetleri belirgin şekilde hafifletebilir. Burada önemli olan yalnızca içtiğiniz su miktarı değil, aynı zamanda ne zaman ve ne tür sıvılar tükettiğinizdir. Yaşlandıkça susama hissi azalır ve bu durum kronik hafif sıvı kaybına yol açar. Bu da idrarın daha yoğun, daha asidik ve atık maddeler açısından zengin hale gelmesine neden olur. Yoğun idrar mesane ve prostat dokusunu doğrudan tahriş eder, ihti artırır ve idrara sıkışma gibi belirtileri şiddetlendirir. Bunun mekanizması şudur. Konsantre idrarın yüksek ozmolaritesi ve düşük PH değeri mesane kısımda iltihaplanma tepkisini tetikler. Bu da kasın aşırı çalışmasına, ani ve güçlü idrar yapma ihtiyacına yol açar. Bu nedenle uzmanlar stratejik bir şekilde sıvı alımını düzenlemeyi öneriyor. Sabah ve gün içinde yeterince su içmek, akşam ise yatmadan 2-3 saat önce sıvı tüketimini azaltmak hem toksinlerin vücuttan atılmasını kolaylaştırır hem de gece boyunca mesanenin aşırı dolmasını önler. Buradaki küçük ama önemli ayarlama suyu azar azar ve yudum yudum içmektir. Gün boyunca düzenli olarak su tüketmek mesane fonksiyonunu dengeler, prostat üzerindeki baskıyı azaltır ve uyku ırasında idrar yollarını zorlamadan vücudun temizlenmesine yardımcı olur. Tıp literatüründe yer alan 60 yaş üzeri 2.000’den fazla erkeğin katıldığı bir çalışmada bu yöntem test edildi. Sonuçlar gece idrara çıkma ve tam boşalmama hissi gibi şikayetlerin %40 bir oranında azaldığımı gösterdi. Bu küçük değişiklik hiçbir ek maliyet gerektirmez ama uyku kalitesini artırır. Prostatı korur ve ertesi gün gerçek bir dinlenme hissi verir. İşte bu yüzden bu alışkanlık günlük yaşamın en önemli adımlarından biri olabilir. Küçük bir ipucu da şudur. İçtiğiniz suya çok az miktarda doğal deniz tuzu veya Himalaya tuzu eklemek vücudun mineral dengesine katkı sağlayabilir. Ancak böbrek rahatsızlığı olanların bu yöntemi denemeden önce mutlaka doktorlarına danışmaları gerekir. Ayrıca Amerikan Üroloji Derneği’nin önerilerine göre prostat büyümesi olan erkeklerin mesaneyi uyaran içecekleri sınırlamaları gerekir. Özellikle kafein ve alkol bu gruptadır. Her ikisi de idrar söktürücü etkiye sahiptir. Yani idrar üretimini artırarak sık idrara çıkma ve ani sıkışma sorunlarını şiddetlendirebilir. Alkol ayrıca mesane boynundaki kaslar gevşeterek bazı durumlarda idrar yapmayı daha da zorlaştırabilir.
İkinci alışkanlık yemeklerden sonra hafif yürüyüş yaparak prostat kan dolaşımını güçlendirmek. Ana öğünlerden sonra sadece 15 dakikalık kısa bir yürüyüş prostat sağlığı üzerinde güçlü ve doğrudan bir etkiye sahiptir. Çoğu zaman göz ardı edilen bu basit hareket yalnızca sindirime yardımcı olmakla kalmaz. Aynı zamanda prostatada koruyan etkiler gösterir. Üroloji dergilerinde yayınlanan araştırmalar düzenli ve orta düzeyde fiziksel aktivite yapan erkeklerde benin prostat hipertlazisi ve pH belirtilerinin çok daha düşük oranda görüldüğünü ortaya koymuştur. Buradaki en önemli nokta sürekliliktir. Her gün yapılan kısa ve hafif yürüyüşler düzensiz fakat yoğun egzersizlerden daha faydalıdır. Yürüyüş vücuttaki kan dolaşımını artırır ve bu etki özellikle perlik bölge için önemlidir. Artan kan akışı prostat dokusuna daha fazla oksijen ve besin taşır. Bu da ihtialtır ve hücrelerin sağlıklı çalışmasını destekler. Ayrıca yemeklerden sonra yürümek kan şekeri kontrolünde de etkilidir. Yüksek kan şekeri ve insülin direnci BPH için önemli risk faktörleridir. Kandaki insülin düzeylerinin yüksek olması ÖGF bir adı verilen bir büyümefaktörünün artmasına yol açabilir. Bu hormon hücre büyümesini uyararak prostatın büyümesine katkıda bulunur.Kan şekerini dengede tutmak doğrudan prostat çevresindeki hormonal ortamı olumlu yönde etkiler. Yemekten hemen sonra yapılan yürüyüş perlik bölgedeki dolaşımı hızlandırır. Daha fazla oksijen ve besinin prostata ulaşmasını sağlar. Böylece iltihap azalır, hücresel işlevler desteklenir ve prostatın normal yapısı korunur. Ayrıca şeker hastalığı prostat büyümesi ve idrar yolları sorunlarıyla ilişkili bilinen bir risk faktörü olduğundan bu alışkanlık aynı zamanda diyabetin olumsuz etkilerine karşı da koruma sağlar. Bir diğer önemli nokta ise yürüyüşün tüm vücutta iltihap seviyelerini düşürmesidir. Özellikle yemeklerden sonra hareketsiz kalmak vücutta iltihap belirtecilerinin artmasına neden olur. Hafif yürüyüş bu süreci tersine çevirir ve prostat dokusu da dahil olmak üzere birçok organı korur. Sao Paulo Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin 65 yaş üstü erkeklerle yaptığı bir araştırmada öğle ve akşam yemeğinden sonra sadece 15 dakika yürüyenlerin orta ve şiddetli BPE belirtilerine yakalanma riskinin %35 daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Bunun için uzun yürüyüşlere çıkmanıza ya da koşu bandına ihtiyacınız yoktur. Evinizin etrafında, kaldırımlarda ya da hatta apartman koridorunda atacağınız düzenli adımlar yeterlidir. Küçük gibi görünen bu alışkanlık yıllar içinde prostatın sağlığını korumada büyük fark yaratır. Düzenlilik bu alışkanlığın en güçlü tarafıdır.
Üçüncü alışkanlık prostatı korumak ve doğal temizlik sağlamak için düzenli cinsel yaşam. Bu prostat sağlığı açısından en etkili alışkanlıklardan biridir. Ancak toplumsal tabular ve eski düşünce kalıpları nedeniyle ileri yaştaki erkekler tarafından en çok ihmal edilen alışkanlıklardan da biridir. Burada bahsedilen düzenli ve sağlıklı bir cinsel yaşamın korunmasıdır. Modern tıp bu konuyu açıkça ortaya koymuştur. Düzenli boşalma prostatım içindeki salgıların temizlenmesine yardımcı olur. Biriken salgılar, ölü hücreler ve toksinler bu yolla atılır. Yani bu yalnızca bir teori değil, bilimsel olarak kanıplanmış birgerçektir. Harvard Halk Sağlığı Fakültesi tarafından yürütülen ve Avrupa Üroloji dergisinde yayınlanan büyük bir çalışmada 20 yıl boyunca 10.00’dan 00’dan fazla erkek incelendi. Araştırma ayda en az 20 kez boşalan erkeklerde prostat kanseri riskinin yaşam boyu %33 oranında daha düşük olduğunu ortaya koydu. Cinsel yaşamın faydaları sadece temizlik etkisiyle sınırlı değildir. Bu süreç perlik bölgede kan akışını artırır. prostat çevresindeki kasları gevşetir, stresi azaltır ve ruh halini iyileştirir. Tüm bu etkiler prostat dokusundaki iltihabın azalmasına katkı sağlar. İhti ise prostatla ilgili sorunların başlıca nedenlerinden biridir. Ne yazık ki 60 yaş üstü birçok erkek bu konuyu hala suçluluk veya utanç duygusuyla karşılamaktadır. Oysa tıbbi açıdan bakıldığında aktif bir cinsel yaşam prostat sağlığını desteklemenin doğal, güvenli ve etkili bir yoludur. Eğer cinsel işlerle ilgili zorluklar yaşıyorsanız bir üroloji uzmanıyla görüşmek önemlidir. Çoğu zaman erektil disfonksiyon gibi sorunlar, kalp damar hastalıkları veya diyabet gibi başka sağlık sorunlarının erken habercisi olabilir. Bu nedenle konuyu sadece cinsellik açısından değil genel sağlık açısından da değerlendirmek gerekir.
Dördüncü alışkanlık stratejik beslenme ile prostat iltihabını ve kanser riskini azaltmak. Bu alışkanlık aslında herkesin her gün yaptığı bir eylemle ilgilidir. Yemek yemek. Fakat çoğu zaman yemek yalnızca karnı doyurmak için yapılır. Sağlık için değil. Oysa bazı gıdalar doğrudan prostatı koruyabilir, ihtiabı azaltabilir, benin prostat hiperplazisi riskini düşürebilir ve hatta kansere karşı savunma sağlayabilir. Hanser hücrelerinin gelişiminde beslenmenin rolü bilimsel olarak açıktır. Bu konuda en çok araştırılann bileşiklerden biri lopendir. Domates, karpuz ve guava gibi kırmızı nrenkli besinlerde bolca bulunan bu doğal antioksidan güçlü iltihap karşıt özellikleriyle öne çıkar. İlginç olan likopenin prostat dokusunda yoğun bir şekilde birikmesi ve burada hücre büyümesini tetikleyen sinyal yollarına müdahale ederek tümör gelişimini engelleyebilmesidir. Uluslararası Kanser Dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre haftada en az iki kez pişmiş domates tüketen erkeklerde prostat kanseri riski %28 daha düşük bulunmuştur. Rostat sağlığı için bir diğer önemli besin öğesi çinkodur. Kabak çekirdeği, badem, kavu, ceviz, susam, ay çekirdeği, keten tohumu gibi kuru yemişlerde ve istridye, yengeç, karides, midye gibi deniz ürünlerinde bolca bulunur. Çinko bağışıklık sisteminin düzgün çalışması, yaraların iyileşmesi ve özellikle 60 yaş üzeri erkeklerde hormon dengesinin korunması için kritik öneme sahiptir. Çinko prostat dokusunun yapısal bütünlüğünü uzun yıllar korumaya yardımcı olur. Bunun yanında brokoli, karnabahar ve lahana gibi sebzelerde bulunan sulforan adlı bileşikler vücudun detoks mekanizmasını destekler veprostat hücrelerindeki olası zararlı değişimlerin önüne geçer. İdeal bir öğün kişmiş domates, taze yeşil yapraklı sebzeler, mineralli kuru yemişler ve yağsız protein kaynaklarını içermelidir. Bu gıdalar düzenli tüketildiğinde prostatın oksijenlenmesini artırır, iltihabı azaltır ve metabolizmayı dengeler.Vonspültesi özellikle somom ve sarda gibi yağlı balıklarda bulunan omega üç yağ asitlerini önermektedir. Bu yağlar güçlü antiinflamatuvar etkilere sahiptir. Ayrıca yeşilçaydaki kateşinler, özellikle EGCG bileşiği, laboratuvar ortamında yapılan çalışmalarda prostat hücrelerinin kontrolsüz büyümesini baskılayıcı etki göstermiştir. Buna karşılık prostat kanseri vakfı ve benzeri kurumlar kırmızı et ve tam yağlı süt ürünlerinin aşırı tüketiminden kaçınılmasını tavsiye etmektedir. Çünkü büyük ölçekli araştırmalar bu gıdaların prostat kanserinin ilerleyici türleriyile bağlantılı olabileceğini göstermiştir. Bunun yerine zeytinyağı ve bol sebze ile zenginleşmiş Akdeniz tipi beslenme önerilir. Doğru yönetildiğinde beslenme yalnızca bir yaşam tarzı değil, aynı zamandagüçlü bir koruyucu tıp yöntemidir. prostat sağlığını korumak için elinizdeki en etkili silahlardan biri olabilir.
Beşinci alışkanlık derin uyku ile hormonları dengelemek ve prostatı korumak. Bu alışkanlık erkeklerin çoğu tarafından göz ardı edilir. Oysa etkisi sanıldığından çok daha büyüktür. Kaliteli ve kesintisiz bir uyku hormon dengesinin korunması için zorunludur ve bu denge prostat sağlığını doğrudan etkiler.Uyku sırasında özellikle gecenin en derin evresinde vücut melatonin ve büyüme hormonu salgılar. Bu hormonların her ikisi de ihtialtıcı özelliklere sahiptir ve prostat dokusunu korur. Eğer uyku sık sık bölünürse, yetersiz kalırsa veya yüzeysel olursa bu hormon döngüsü zayıflar. Bunun sonucunda stres seviyesi artar, serbest testosteron azalır ve vücuttaki iltihap yükü yükselir. Haser epidemiyolojisi biyobelirteçler ve önleme dergisinde yayınlanan bir araştırmada yaklaşık 10 yıl boyunca
2400’den fazla erkek incelendi. Uyku bozukluğu yaşayanların prostat kanserinin agresif türlerine yakalanma riskinin iki kat daha fazla olduğu tespit edildi. Bunun açıklaması basittir. yeterli ve kaliteli uyku olmadan vücut dokularını onaramaz. Bu da prostatın daha kolay iltihaplanmasına ve bozulmasına yol açar. Bu nedenle sessiz, karanlık ve düzenli bir uyku ortamı oluşturmak bir lüks değil, koruyucu bir strategidir. Derin uyku yalnızca zihni yenilemez. Aynı zamanda prostatı da her gecegörünmez bir şekilde korur. Uyku kalitesini artırmak için Ulusal Uyku Vakfı düzenli bir rutin oluşturmayı önermektedir. Her gün aynı saatte uyumak ve uyanmak, yatak odasını serin, karanlık ve sessiz tutmak, ayrıca uyumadan en az bir saat önce ekranlardan gelen mavi ışıktan uzak durmak kaliteli bir uyku için önemlidir. Derin uyku yalnızca zihni dinlendirmez. Aynı zamanda her gece prostatımızı da korur. Sonuç olarak onlarca yıllık araştırmalarbeni prostat hiperplazisinin BPH yalnızca cerrahi yöntemlerle değil ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle de yönetilebileceğini göstermiştir. Bu alandaki en etkili çalışmalardan bazıları şunlardır. Öncelikle 2003 yılında New England Journal of Medicine de yayınlanan Mutops, tıbbi tedavi ile prostat semptomları çalışması. Bu araştırmada alfa blokerler, doksazosin, 5 alfa redüktaz inhibitörleri, finasterit ve bu iki ilacın kombinasyonu uzun süreli incelenmiştir. Bulgular çok netti. Kombinasyon tedavisi en etkili yöntemoldu. Doksazosin ve finasterit birlikte kullanıldığında hastalığın ilerlemeriski placeboya göre %66 oranında azaldı. Tek başına finasterid riski %34, tek başına doksazosin ise %39 azalttı. Bu sonuçlar büyük prostatı ve belirgin şikayetleri olan erkekler için kombine tedavinin en güçlü kurma sağladığını ortaya koydu.
Bugün dünyada BPH tedavi rehberlerinin temelini bu çalışma oluşturmaktadır. İkinci önemli araştırma 1998’de yine New England Journal of Medicine de yayınlanan PLES Proscar’ın etkinlik ve güvenlik çalışması. 4 yıl süren bu araştırmada finasteridin BPH üzerindeki uzun vadeli etkileri değerlendirildi. Bulgulara göre finasterit cerrahi gerekliliği %55 oranında azalttı. Akut idrar retansiyonu riskini ise %57 düşürdü. Ayrıca prostat hacmini ortalama %20 küçülttü ve idrar akışını iyileştirdi. Bu çalışma ilaç tedavisinin yalnızca semptomları hafifletmekle kalmayıp hastalığın doğal seyrini de değiştirebileceğini bilimsel olarak kanıtladı.
Bir diğer önemli kaynak ise Harvard Halk Sağlığı Okulu tarafından 1986’dan bu yana yürütülen sağlık profesyonelleri takip çalışmasıdır. Yaşam tarzı ile BPH arasındaki ilişki derinlemesine incelenmiştir.
Bulgular şöyleydi. Düzenli fiziksel aktivite yapanlarda BP gelişme riski %25 daha düşüktü. Hafif ve orta yoğunlukta egzersizler. Örneğin günlük yürüyüş bile bu etkiyi sağladı. Beslenme açısından kırmızı et ve doymuş yağ ağırlıklı diyetin riski artırdığı, sebze, meyve ve sağlıklı yağlarla zenginleşmiş beslenmenin ise riski azalttığı ortaya kondu. Ayrıca obezite ve geniş bel çevresi olan erkeklerin BP’ye gelişme ve cerrahiye ihtiyaç duyma olasılığı belirgin şekilde yüksekti. Bu çalışma yaşam tarzı değişikliklerinin yalnızca destekleyici değil, aynı zamanda BPY’nin önlenmesi ve yönetiminde anahtar strateji olduğunu güçlü bir biçimde gösterdi.

pH seviyesi

Minimum fiziksel aktiviteden sonra kaslarınızda oluşan yanma hissi mi? Yaşınızdan büyük hissetmenize neden olan zihinsel bulanıklık mı? Bunlar ayrı konular değil. Bunların hepsi aynı temel sorunun belirtileridir. Vücudunuz çok asidik hale gelmiştir. Yaşlandıkça vücudumuz doğal olarak daha asidik hale gelir. Sanki metalin üzerinde yavaş yavaş pas oluşuyor. Optimal sağlık için ideal pH değeri 7,4 yani hafif alkalidir. Ama 50’den sonra çoğu erkeğin ph’ı 6,8’e hatta 6,5’e düşüyor. Önemsiz görünebilir ama pH ölçeğinde çok büyük bir öneme sahiptir. Bu iyi yağlanmış bir makine gibi çalışan bir vücut ile yavaş yavaş kapanan bir vücut arasındaki farktır. Damarları daraltır. Daha sonra nitrik oksit üretimini azaltır. Hassas dokulara zarar veren kronik iltihaplanmaya neden olur.
Önemli çözümlerden biri sodyum bikarbonat. Normal karbonat. Bilimin bildiği en güçlü alkalileştirici maddelerden biridir. Doğru şekilde tüketildiğinde vücudunuzdaki fazla asidi anında nötralize etmeye başlar. Damarlar gevşer ve genişler.
Çok fazla karbonat zararlı olabilir. Çok azı işe yaramaz. Farkı yaratan mutlu orta yoldur. Sabah dozu sabah uyandığınızda hatta dişlerinizi fırçalamadan önce 250 ml oda sıcaklığındaki suya tam çeyrek çay kaşığı saf karbonat ekleyin. Ne soğuk ne sıcak. Oda sıcaklığında tamamen eriyene kadar karıştırın. Hepsinin bir dikişte iç yudumlamayın. Amac vücudunuzda alkali bir dalga yaratmaktır. Başka bir şey yiyip içmeden önce 30 dakika bekleyin. Bu şarttır. Yiyecekler alkalileştirici etkiyi nötralize edecektir. Akşam dozu. Akşam yemeğinden 2 saat sonra 120 ml suya çeyrek çay kaşığı daha ilave edilerek içilir. Bu gece dozu aslında sabahdozundan daha fazladır. Ne için? Uyurken aslında vücudunuzun yenilenmesi için ideal koşulları yaratıyorsunuz. Toplamda günde yarım çay kaşığını asla aşmayın. Bu daha fazlası daha iyidir durumu değil. Karbonatın aşırı tüketimi mide asiditesini bozarak sindirimi bozabilir. Önemli olan nicelik değil, tutarlılıktır.
Alkali banyo: karbonat deri yoluyla emilerek vücudun sistematik olarak alkali hale gelmesine neden olur. Ilık su gözenekleri açar ve emilimi artırır. Küvetinizi rahatlıkla dayanabileceğiniz kadar sıcak suyla doldurun. Bir su bardağı dolusu karbonat ekleyin. Tam 20 dakika kadar bekletin. Vücudunuzu alkali hale getirdiğinizde yaşlanmanın birçok yönünü aynı anda tersine çevirirsiniz. Unutmayın ki asitlik sağlığın düşmanıdır. Kanser hücreleri asidik ortamlarda gelişir ancak alkali koşullarda yaşayamazlar. Böbrek taşları asidik ortamda oluşur. Alkali ortamda ise çözünür. Bakteriler ve virüsler asidik ortamda çoğalır. Ancak alkali ortamda etkisiz hale gelirler.
Daha da çarpıcısonuçlar için karbonat- elma sirkesi protokolü. Bir çay kaşığı karbonatı karıştırın. 250 ml suya 1 yemek kaşığı çiğ filtrelenmemiş elma sirkesi ekleyin. Karışım şiddetle köpürecektir. Tepkime tamamlanana kadar bekleyin ve hemen için. Bu kombinasyon sadece vücudu alkalize etmekle kalmıyor. Aynı zamanda sindirimi ve besin emilimini de iyileştiriyor. Vücut kompozisyonu analizine göre metabolizma yaşı 15 yıl düşer. Enflamasyon belirteçleri %70 oranında düşer. Bilişsel test puanları %23 oranında iyileşir. Birinci gün, enerji ve zihinsel berraklığın artması.
Önemli uyarılar
Tansiyon ilacı kullanıyorsanız tansiyonunuzu dikkatli takip edin. Karbonat, sodyum içerir. Böbrek hastalığınız varsa öncelikle doktorunuza danışın. Böbrekleriniz pH’ı düzenler ve ani değişiklikler onları strese sokabilir. Karbonatı asla yemeklerle birlikte tüketmeyin. Sindirim için gerekli olan mide asidini nötralize eder. Her zaman aç karnına alınız. Alkali pH’ı koruyan erkeklerde kansere yakalanma oranı %40 daha düşüktür. Kalp hastalıklarında %35 azalma ve ortalama yaşam süresinde 8 yıl artış. 8 yıl sadece daha uzun yaşamakla kalmıyorlar. İşte en iyi sonuçları elde etmek için ideal protokol. Uyandığınızda metabolizmanızı harekete geçirmek için bir bardak ılık su için. 30 dakika sonra suya çeyrek çay kaşığı karbonat, kahvaltı. Sadece alkali besinler, yeşil sebzeler, avokado, badem. Şeker yok, işlenmiş gıda, beyaz un yok. Öğlen kanı oksijenlendirmek için 20 dakika yürüyüş yapın. Akşam, akşam yemeğinden 2 saat sonra ikinci doz karbonat. Yatmadan önce karbonatla sinerjik etki göstermesi için 400 miligram magnezyum glisinat. Karbonatınızı taze limonlu suyla birlikte tüketin. Limon asidik olmasına rağmen vücutta alkali etki göstererek etkisini artırır. Ama PH ile testosteron arasındaki bağlantı hakkında kimse size bunu söylemiyor.
Ama asıl şaşırtıcı olan şu: Vücudunuzu alkalileştirdiğinizde karbonatla kalbinizi korursunuz. Ataramarlarınızı temizlersiniz ve potansiyel olarak yaşam sürenizi uzatırsınız. Önemli olan var olmak değil yaşamaktır ve her şey yarım çay kaşığı karbonatla başlıyor. 3 ay karbonat kullanımı ilaç tedavisinin başaramadığını başardı.
İngiliz karbonatının birçok alanda faydaları bulunur. Fakat İngiliz karbonatı kullanımında ciddi yan etkileri olabilir. Uzun süreli kullanım ve yüksek dozda İngiliz karbonatı alımı aşağıdakilere yol açabilir:
Sindirim sorunları
Dehidrasyon
Nöbetler
Böbrek yetmezliği
Yüksek tansiyon
Mide yanması
Ödem
Yavaş ve yetersiz nefes alma
Sodyum bikarbonat olarak da bilinen ingiliz karbonatı, mide asidini nötralize ederek mide ekşimesini ve asit hazımsızlığını gidermek için kullanılan suda çözünen alkali bir bileşiktir. Genellikle ülser gibi mide rahatsızlıklarının tedavisinde yer alan ilaçların içeriğinde yer alır. Sodyum bikarbonattan ayrıca belirli durumlarda kanın ve idrarın daha alkali hale getirilmesi için de yararlanılır. Halk arasında kabartma tozu olarak da adlandırılan İngiliz karbonatı, mutfakta, temizlikte ya da kişisel bakım gibi alanlarda da kullanılır.
Faydaları:
İngiliz karbonatı, aşırı olan mide asidini nötralize ederek mide yanmasını ve hazımsızlığı gidermede etkili olur.
İdrar yolu enfeksiyonu hastalığında asidik ortamı nötralize edebilir.
Böcek ısırıkları, güneş yanığı veya zehirli sarmaşıktan kaynaklanan kaşıntı ve iltihabın hafiflemesini sağlar.
İngiliz karbonatı, asidik molekülleri emerek ve nötralize eder böylelikle kokuları nötralize edebilir.
Çeşitli ev yüzeyleri için yumuşak, toksik olmayan bir temizleyici olarak İngiliz karbonatından yararlanılır.
Ciltte yer alan kirlerin ve ölü derilerin temizlenmesine yardım eder
Cilt gözeneklerini temizler, sivilce ve siyah noktaları azaltır
Koltuk altı bölgesinde kullanıldığında teri ve kökü kokuyu bastırır.
Nemlendirici bir ürün ile beraber kullanıldığında cildin nemlenmesini sağlar
Ciltte oluşan lekelerin ve pigmentasyon sorunlarının görünümünü azaltır
Mide asidini dengeleyerek reflü ve hazımsızlığı hafifletir.
Ağız kokusunu gidermeye ve dişleri beyazlatmaya yardımcı olur.
Kas yorgunluğunu azaltarak spor performansını destekler.
Cilt tahrişlerinde yatıştırıcı etki gösterir.
Doğal bir peeling olarak kullanılarak cilt temizliğine katkı sağlar.
Vücutta detoks etkisi yaratarak toksinlerin atılmasına yardımcı olabilir.
Mantar enfeksiyonlarıyla mücadelede destekleyici rol oynar.
Terlemeyi azaltarak doğal bir deodorant olarak işlev görebilir.
Ev temizliğinde güçlü bir leke çıkarıcı ve kötü koku giderici olarak kullanılabilir.
İngiliz karbonatı, dişleri fırçalamadan önce kullanılarak dişlerin temizlenmesini ve lekelerin giderilmesini sağlar. Bu yüzden diş macunu olarak kullanılabilir.
İngiliz karbonatı, saçı temizlenmesi ve saç derisindeki yağın dengelenmesinde kullanılır. Bunu için saçı şampuanla yıkamadan önce İngiliz karbonatı katmak saç derisinin temizlenmesini sağlar.
Kimyasal formülü NaHCO3 olan Sodyum bikarbonat olarak da bilinen İngiliz karbonatı, doğal olarak alkalin veya bazik olan kimyasal bileşiktir. Beyaz kristal bir toz halinde olan ingiliz karbonatı, anti-fungal ve antiba

Vücudun asiditesi,alkali yaşam,NaHCO3 Sodyum bikarbonat




Vücudun pH seviyesi ereksiyonu öldürüyor. Milano Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada 60 yaş üstü 300 erkek incelendi ve Vücut pHı 7.0’ın altında olanların sertleşme bozukluğu, yaşama olasılığı 4 kat daha fazlaydı. Dört kat daha fazla. Aynı adamlar pH değerlerini sağlıklı bir alkali seviyeye çıkardıklarında katılımcıların %73’ü sadece iki hafta içinde ereksiyonlarında önemli bir iyileşme olduğunu bildirdi. Minimum fiziksel aktiviteden sonra kaslarınızda oluşan yanma hissi mi? Yaşınızdan büyük hissetmenize neden olan zihinsel bulanıklık mı? Bunlar ayrı konular değil. Bunların hepsi aynı temel sorunun belirtileridir. Vücudunuz çok asidik hale gelmiştir. Yaşlandıkça vücudumuz doğal olarak daha asidik hale gelir. Sanki metalin üzerinde yavaş yavaş pas oluşuyor. Optimal sağlık için ideal pH değeri 7,4 yani hafif alkalidir. Ama 50’den sonra çoğu erkeğin ph’ı 6,8’e hatta 6,5’e düşüyor. Önemsiz görünebilir ama pH ölçeğinde çok büyük bir öneme sahiptir. Bu iyi yağlanmış bir makine gibi çalışan bir vücut ile yavaş yavaş kapanan bir vücut arasındaki farktır.

Peki bu asidik ortam ereksiyonu nasıl etkiliyor?
Birincisi damarları daraltır. Bahçenizi eğik bir hortumla sulamaya çalıştığınızı düşünün. Penisinize giden kan akışında yaşananlar bunlardır. Daha sonra nitrik oksit üretimini azaltır. Nitrik oksit ereksiyonun ana molekülüdür. Onsuz Viagranın kendisi işe yaramaz. Asidik ortamda nitrik oksit üretimi %60’a kadar düşer. Üçüncüsü, ereksiyondan sorumlu, hassas dokulara zarar veren kronik iltihaplanmaya neden olur.

Önemli çözümlerden biri sodyum bikarbonat. Normal karbonat. Bu basit bileşik görünürde gizli kalırken erkeklerin sadece semptomları maskeleyen haplara milyarlarca dolar harcadığı karbonat bilimin bildiği en güçlü alkalileştirici maddelerden biridir. Doğru şekilde tüketildiğinde vücudunuzdaki fazla asidi anında nötralize etmeye başlar. Damarlar gevşer ve genişler. Nitrik oksit üretimi fırladı. İltihap ortadan kalkar ve ereksiyonlar güçlü bir şekilde geri gelir.
Çok fazla karbonat zararlı olabilir. Çok azı işe yaramaz. Farkı yaratan mutlu orta yoldur. Sabah dozu sabah uyandığınızda hatta dişlerinizi fırçalamadan önce 250 ml oda sıcaklığındaki suya tam çeyrek çay kaşığı saf karbonat ekleyin. Ne soğuk ne sıcak. Oda sıcaklığında tamamen eriyene kadar karıştırın. Hepsinin bir dikişte iç yudumlamayın. Amac vücudunuzda alkali bir dalga yaratmaktır. Başka bir şey yiyip içmeden önce 30 dakika bekleyin. Bu şarttır. Yiyecekler alkalileştirici etkiyi nötralize edecektir. Akşam dozu. Akşam yemeğinden 2 saat sonra 120 ml suya çeyrek çay kaşığı daha ilave edilerek içilir. Bu gece dozu aslında sabahdozundan daha fazladır. Ne için? Çünkü testosteron üretimi ve doku onarımı öncelikli olarak uyku sırasında gerçekleşir. Alkali bir ortamda bu işlemler en yüksek verimlilikte gerçekleşir. Uyurken aslında vücudunuzun yenilenmesi için ideal koşulları yaratıyorsunuz. Toplamda günde yarım çay kaşığını asla aşmayın. Bu daha fazlası daha iyidir durumu değil. Karbonatın aşırı tüketimi mide asiditesini bozarak sindirimi bozabilir. Önemli olan nicelik değil, tutarlılıktır.

Alkali banyo: karbonat deri yoluyla emilerek vücudun sistematik olarak alkali hale gelmesine neden olur. Ilık su gözenekleri açar ve emilimi artırır. Küvetinizi rahatlıkla dayanabileceğiniz kadar sıcak suyla doldurun. Bir su bardağı dolusu karbonat ekleyin. Tam 20 dakika kadar
bekletin. Vücudunuzu alkali hale getirdiğinizde sadece ereksiyonlarınız iyileşmez. Yaşlanmanın birçok yönünü aynı anda tersine çevirirsiniz. Unutmayın ki asitlik sağlığın düşmanıdır. Kanser hücreleri asidik ortamlarda gelişir ancak alkali koşullarda yaşayamazlar. Böbrek taşları asidik ortamda oluşur. Alkali ortamda
ise çözünür. Bakteriler ve virüsler asidik ortamda çoğalır. Ancak alkali ortamda etkisiz hale gelirler. 67

Daha da çarpıcısonuçlar için karbonat- elma sirkesi protokolü. Bir çay kaşığı karbonatı karıştırın. 250 ml suya 1 yemek kaşığı çiğ filtrelenmemiş elma sirkesi ekleyin. Karışım şiddetle köpürecektir. Tepkime tamamlanana kadar bekleyin ve hemen için. Bu kombinasyon sadece vücudu alkalize etmekle kalmıyor. Aynı zamanda
sindirimi ve besin emilimini de iyileştiriyor.
Vücut kompozisyonu analizine göre metabolizma yaşı 15 yıl düşer. Enflamasyon belirteçleri %70 oranında düşer. Bilişsel test puanları %23 oranında iyileşir. Birinci gün, enerji ve zihinsel berraklığın artması.

Önemli uyarılar
Tansiyon ilacı kullanıyorsanız tansiyonunuzu dikkatli takip edin. Karbonat, sodyum içerir. Böbrek hastalığınız varsa öncelikle doktorunuza danışın. Böbrekleriniz pH’ı düzenler ve ani değişiklikler onları strese sokabilir. Karbonatı asla yemeklerle birlikte tüketmeyin. Sindirim için gerekli olan mide asidini nötralize eder. Her zaman aç karnına alınız. Alkali pH’ı koruyan erkeklerde kansere yakalanma oranı %40 daha düşüktür. Kalp hastalıklarında %35 azalma ve ortalama yaşam süresinde 8 yıl artış. 8 yıl sadece daha uzun yaşamakla kalmıyorlar. Aynı zamanda cinsel işlevleri de bozulmadan daha iyi, daha güçlü bir hayat sürüyorlar. İşte en iyi sonuçları elde etmek için ideal protokol. Uyandığınızda metabolizmanızı harekete geçirmek için bir bardak ılık su için. 30 dakika sonra suya çeyrek çay kaşığı karbonat, kahvaltı. Sadece alkali besinler, yeşil sebzeler, avokado, badem. Şeker yok, işlenmiş gıda, beyaz un yok. Öğlen kanı oksijenlendirmek için 20 dakika yürüyüş yapın. Akşam,akşam yemeğinden 2 saat sonra ikinci doz karbonat. Yatmadan önce karbonatla sinerjik etki göstermesi için 400 miligram magnezyum glisinat. Karbonatınızı taze limonlu suyla birlikte tüketin. Limon asidik olmasına rağmen vücutta alkali etki göstererek etkisini artırır. Ama PH ile testosteron arasındaki bağlantı hakkında kimse size bunu söylemiyor. Tokyo Üniversitesi Tıp Merkezi tarafından yürütülen bir araştırmada 500 erkek 5 yıl boyunca takip edildi. Alkali pH değerine sahip erkeklerin asidik pH sahip olanlara göre %45 daha yüksek testosteron seviyeleri. Mesele testosteron enjekte etmek veya tehlikeli takviyeler almak değil. Vücudunuzun doğal olarak daha fazla testosteron ürettiği bir iç ortam yaratmakla ilgilidir. Testosteronun üretildiği testisleriniz pH değişikliklerine karşı son derece hassastır. Asidik bir ortamda üretimden sorumlu leydik hücreleri testosteron kelimenin tam anlamıyla çalışmayı bırakır. Ama vücudunuzu alkalize ettiğinizde bu hücreler sanki kış uykusuna yatmış gibi uyanırlar. 30’lu yaşlarınızdan beri deneyimlemediğiniz seviyelerde testosteron üretmeye
başlarlar.

Diğer bir konu Prostatla bağlantısı. Prostatınız asit için bir sünger gibidir. Vücudunuz asidik olduğunda prostatınız şişer, üretrayı sıkıştırır ve hem idrar yapmayı hem de boşalmayı etkiler. Ancak vücudunuzu alkali hale getirdiğinizde prostat normal boyutuna geri döner. Avrupa Üroloji Derneği’nin yaptığı bir araştırma. Erkeklerin alkali pH’ı koruyanların prostat sorunları %67 daha azdı ve %82 daha az prostat kanseri geliştirme riski var. John Hopkins Üniversitesi’en Doktor Robert Chen keşfetti. Karbonatın penis dokusundaki sinir uçlarını yenilediği ortaya çıktı. Yaş ilerledikçe bu sinir uçları bozulur, hassasiyet ve hazalır. Ancak alkali ortamda sinir
büyüme faktörü %300 oranında artıyor. Erkekler yalnızca daha güçlü ereksiyonlar yaşadıklarını bildirmiyor ama aynı zamanda duyumlarda ve zevkte de muhteşem bir artış. Son araştırmalar Cleveland Clinik’ten yapılan bir araştırma. Kronik erektil disfonksiyonu olan erkeklerin 5 yıl içinde kalp krizi geçirme riskinin %70 daha fazla olduğunu belirtiyor. Ne için? Çünkü sertleşme bozukluğu çoğu zaman kalp damar hastalıklarının ilk belirtisidir. Penisin damarları kalbe göre daha küçük olduğu için sorunlar ilk önce peniste belli olur. Ama asıl şaşırtıcı olan şu: Vücudunuzu alkalileştirdiğinizde karbonatla sadece ereksiyonlarınızı düzeltmiyorsunuz. Kalbinizi korursunuz. Ataramarlarınızı temizlersiniz ve potansiyel olarak yaşam süreniziuzatırsınız. Önemli olan var olmak değil yaşamaktır ve her şey yarım çay kaşığı karbonatla başlıyor. 3 ay karbonat kullanımı ilaç tedavisinin başaramadığını başardı.
İngiliz karbonatının birçok alanda faydaları bulunur. Fakat İngiliz karbonatı kullanımında ciddi yan etkileri olabilir.

Uzun süreli kullanım ve yüksek dozda İngiliz karbonatı alımı aşağıdakilere yol açabilir:
Sindirim sorunları
Dehidrasyon
Nöbetler
Böbrek yetmezliği
Yüksek tansiyon
Mide yanması
Ödem
Yavaş ve yetersiz nefes alma

Sodyum bikarbonat olarak da bilinen ingiliz karbonatı, mide asidini nötralize ederek mide ekşimesini ve asit hazımsızlığını gidermek için kullanılan suda çözünen alkali bir bileşiktir. Genellikle ülser gibi mide rahatsızlıklarının tedavisinde yer alan ilaçların içeriğinde yer alır. Sodyum bikarbonattan ayrıca belirli durumlarda kanın ve idrarın daha alkali hale getirilmesi için de yararlanılır. Halk arasında kabartma tozu olarak da adlandırılan İngiliz karbonatı, mutfakta, temizlikte ya da kişisel bakım gibi alanlarda da kullanılır.
Faydaları:
İngiliz karbonatı, aşırı olan mide asidini nötralize ederek mide yanmasını ve hazımsızlığı gidermede etkili olur.
Böcek ısırıkları, güneş yanığı veya zehirli sarmaşıktan kaynaklanan kaşıntı ve iltihabın hafiflemesini sağlar.
İngiliz karbonatı, asidik molekülleri emerek ve nötralize eder böylelikle kokuları nötralize edebilir.
Çeşitli ev yüzeyleri için yumuşak, toksik olmayan bir temizleyici olarak İngiliz karbonatından yararlanılır.
Ciltte yer alan kirlerin ve ölü derilerin temizlenmesine yardım eder
Cilt gözeneklerini temizler, sivilce ve siyah noktaları azaltır
Koltuk altı bölgesinde kullanıldığında teri ve kökü kokuyu bastırır.
Nemlendirici bir ürün ile beraber kullanıldığında cildin nemlenmesini sağlar
Ciltte oluşan lekelerin ve pigmentasyon sorunlarının görünümünü azaltır
Mide asidini dengeleyerek reflü ve hazımsızlığı hafifletir.
Ağız kokusunu gidermeye ve dişleri beyazlatmaya yardımcı olur.
Kas yorgunluğunu azaltarak spor performansını destekler.
İdrar yolu enfeksiyonu hastalığında asidik ortamı nötralize edebilir.
Cilt tahrişlerinde yatıştırıcı etki gösterir.
Doğal bir peeling olarak kullanılarak cilt temizliğine katkı sağlar.
Vücutta detoks etkisi yaratarak toksinlerin atılmasına yardımcı olabilir.
Mantar enfeksiyonlarıyla mücadelede destekleyici rol oynar.
Terlemeyi azaltarak doğal bir deodorant olarak işlev görebilir.
Ev temizliğinde güçlü bir leke çıkarıcı ve kötü koku giderici olarak kullanılabilir.
İngiliz karbonatı, dişleri fırçalamadan önce kullanılarak dişlerin temizlenmesini ve lekelerin giderilmesini sağlar. Bu yüzden diş macunu olarak kullanılabilir.
İngiliz karbonatı, saçı temizlenmesi ve saç derisindeki yağın dengelenmesinde kullanılır. Bunu için saçı şampuanla yıkamadan önce İngiliz karbonatı katmak saç derisinin temizlenmesini sağlar.
Kimyasal formülü NaHCO3 olan Sodyum bikarbonat olarak da bilinen İngiliz karbonatı, doğal olarak alkalin veya bazik olan kimyasal bileşiktir. Beyaz kristal bir toz halinde olan ingiliz karbonatı, anti-fungal ve antibakteriyel özellik gösteren, mide asidini nötralize etmek için antiasit görevi görür. İngiliz karbonatı ve normal karbonat arasındaki fark İngiliz karbonatında daha fazla alkali bulunmasıdır.

omurga

Sol topuğumuzda bugün Tıp bilimlerinin Aşil tendonu olarak adlandırdığı bir nokta vardır bunu hiç
omurga sadece fiziksel bir madde değil bir iletişim ağıdır çok önemli bir iletişim ağıdır.
Eğer duyarsızlaşır ya da tamamen kaybederseniz neyi kaybettiğinize dair en ufak bir fikriniz bile yok demektir, omurgalarımız olağanüstü bir yapıdır onun sağlığını kaybederseniz sadece fiziksel bir uzvunuzu değil aynı zamanda sisteminizin temel iletişim ağlarını da kaybedersiniz demek istediğim omurga tek bir parçadan oluşmaz birçok parçadan oluşan karmaşık bir düzenektir.
Omurilik her zaman dik bir konumda kalmalıdır. Eğer içerisindeki yapılar iç içe geçerse omurgadaki iletişim yeteneği büyük ölçüde kaybolur. Ayaklarınızı bir arada tutar ve sukuat pozisyonunda kalırsanız doğal bir enerji artışı gerçekleşir. Eğer ayaklarınızı bir arada tutabilirsiniz squat pozisyonu eniyisidir ama bunu çoğu kimse yapamaz. Asker adıyla bilinen güneşi selamlama yogası başlı başına çok kolay ve tamamlayıcı bir süreçtir. İnsanların çok azı buna yeteneklidir.
Bir sonraki en iyi pozisyon ayaklarımızı omuzlarımızda aynı hizada tutmaktır bu hareketi 21 kez uygulayabilirsek ki 21 çok iyi rakamdır ama bunu yapamazsınız 7 kez yapmakla başlayabilirsiniz yavaş yavaş yapmaya başlayarak 40 gün içerisinde 21 sayısına ulaşabilirsiniz Eğer 21 sayısına ulaşır ve bunu düzenli olarak yaparsanız vücudun işleyişinde olağanüstü farklar yaratırsınız düşünceleriniz Daha net duygularınız daha dışa vurulmuş olur etrafınızda olup bitenlere karşı algılarınız her zamankinden daha çok açılır. Aşil noktası kök çakranızda temas halinde olacak şekilde oturduğunuzda herhangi bir kişi tarafından bozulamayacak bir denge oluşturursunuz hepinizin kendi görüşleri fikirleri ve ideolojileri var kendi yaşam
deneyimleriniz ve zihninizi aldığınız izler gördüğünüz her şeyi etkiler. Efsaneye göre Truva savaşında hayatını kaybeden ve yine efsaneye göre yarı Tanrı kabul edilen Aşil topuğundan bir okla vurulma sonucu ölmüştür Aşil tendonu ismi de bu efsaneden türemiştir. Ayrıca Hindistan’da bu şekilde olan başka biri daha var chrisna aslında anlatmaya çalıştığım Tüm bu kişiler boğazlarından ya da kafalarından bir darbe alarak değil de çok daha profesyonel bir yöntem olan Aşil tendonlarından yararlanarak öldüler vücutta belirli bir enerji sistemi vardır.
Örneğin bir kişiyi seviyorsun diğerinden hoşlanmıyorsun öbüründen nefret ediyorsun işte tüm bunlar O kişilere karşı kendini belirli bir tarafa ait hissettiğin içindir ama hayatı gerçekten tanımak ve anlamak istiyorsan en önemli şey herhangi bir tarafta yer almaman ve hayatının her alanına taze ve objektif bir şekilde bakabilmendir insanların bunu idrak etmesi çok zordur. Benim inancımda bu durum ruhsal bir sürecin özünü oluşturur. Biz her yaşama ayrı birer olasılık gibi bakmalıyız, olabilirlikle gerçeklik arasında Elbette bir mesafe vardır bazıları o mesafeyi kat edecek cesarete ve kararlılığa sahip olacak bazıları ise olamayacaktır ama her yaşam bir olasılıktır bu olasılık açık tutmak istiyorsanız asla kimse hakkında herhangi bir fikir oluşturmayın. İyi Kötü Çirkin bu fikirleri siz oluşturmuyorsunuz sadece onlara
bakıyorsunuz. Bakılması gereken şu anda nasıllar çünkü dün nasıl oldukları kimseyi ilgilendirmez Yarın nasıl olacağı da ama şimdiki zamanda yarını somutlaştırarak yaratabilirsin. Bir binanın bugün başımıza yıkılması ya da uzun süre ayakta kalması temelde geometrik olarak ne kadar mükemmel olduğuna bağlıdır aynı şey beden içinde geçerlidir gezegen sistemi içinde evrenin içinde kısacası her şey içinde geçerlidir. Dünya gezegeni güneşin etrafında kendisine bağlı bir çelik kablo olduğu için değil geometrenin mükemmelliği nedeniyle dönüyor küçük bir geometrik kusur olursa dünya sonsuza dek kaybolur ve bu bizim için de geçerlidir.
Temel geometrimizin dışına çıkarsak gideriz. Bu çok net erken yaşta doğru geometrik bedeni geliştirmek için doğru şeyleri yapmamız özellikle önemlidir. O zaman hayatın içinden geçmek için yetkin hale gelebilirsiniz.
Başlarına sadece iyi şeylerin gelmesi gerektiğini düşünen insanlar kesinlikle bu hayata uygun değillerdir. Çünkü zor durumların içinden keyifle çıkmayı bilmiyorsanız tüm olasılıklardan kaçınırsınız sırf biraz zorluktan kaçınmak istediğiniz için hayatın tüm büyük olasılıklarından kaçınacaksınız yalnızca geometrik olarak belirli bir uyum durumunda olduğunuzda o zaman ne olursa olsun her durumdan geçmeye istekli olursunuz sonuna kadar unutmayın aklın gücü sizinle olsun

Su

Yaşamın gizemini SU ile özetleyen bütün bilim adamları aynı görüşü paylaşıyorlar…

Fransız bilim adamı Dr Jacques  Benvenistc,

Japon bilim adamı Masuro Emoto,

Türk bilim adamı Doç. Dr. Nuri Haksever,

Alman Biofizikçi Peter Ferreira

Alman Doktor Barbara Hendel  

Doç. Dr. Nuri Haksever soruyor ‘ Su hayattır… Yaşamın ta kendisidir…Siz hangi suyu içiyorsunuz? İçtiğiniz suyun hücrelerinize nüfuz ettiğinden, hücrelerinize yaşam getirdiğinden emin misiniz? İçtiğiniz suyun enerjisi var mı? Enerjisi olmayan bir su sağlığınıza ne ölçüde faydalı?

  CANLI YAŞAMIN TEMELİ VE BİLİNÇLİ ŞİFA ENERJİSİ: SU

   Peter Ferreira, ABD Biyofizik Arastirmalar Enstitüsü’nun Almanya Temsilcisi.

Biyofizikci olarak bitkiler, hayvanlar veya insanlardaki canlılığı araştırıyoruz. İlk etapta bizi ilgilendiren sey madde değil, saf enerjidir. Konu sadece su değil, bilgi (enformasyon) ve bilinçliliktir. Tüm düşünceleriniz ve bunların kaynağı, su ve tuza baglıdır. Burada, daha sağlıklı olmak icin değil, daha bilinçli olmak için, belirli bir suyu içmeniz gerekmektedir. Bilinçli olursaniz, otomatik olarak daha sağlıklı olursunuz.

Elektrik, enerjidir. Enerji, bir tarafta bilgi, öteki tarafta canlılık olarak ifade edilebilir. Bilgi sözcüğü; bir şeyi, tekrar kendi asli formuna döndürmek, bir geometriyi tekrar yapılandırmak demektir. Hic bilgisayarınızın ana parçasının ne olduğunu, düşündünüz mü?  Bilgisayarınızdaki bu çok küçük mikroçipi, bir kuvars kristalinin geometrisi, bilgilerinizin orada saklamasini sağlar. Bu kristaller, sadece silikon üzerine basınçla üretilir, bunlar doğal dağ kristalleri değildir. Ancak sonuçta, burada söz konusu olan sadece geometridir.

 BIR SU MOLEKULU CIFT KUTUPLUDUR..

Her su molekülünün, birbirinden farklı olması ve her zaman tekrar aynı tam mükemmel geometriyi ortaya koymaları ilginc değil mi? Çünkü bir su molekülü, 104,7 derecelik bir açıyla, mükemmel bir dörtgenden başka bir şey değildir. Bu geometridir ve geometri, molekülde var olduğundan, suyun cok belirli frekans örneği vardır. Bir su molekülü, çift kutupludur, aynı gezegenimiz Dünya’nın Kuzey ve Güney kutbu gibi. Bu şekilde, her su molekülünün de, elektromanyetik kuşakla çevrelenmis, bir eksi ve bir artı kutbu vardır.
Su, iki kutuplu olduğundan, belirli yerçekimi ve kaldırma kuvvetlerine tabidir. Su da, yercekimi gücü vardır. Su, yukarıdan asağıya doğru akar. Su, kimyasal materyal olarak, yukarıdan asağıya akarken, tekrar asağıdan yukarıya, saf ışık enerjisi olarak akar.

 MADDE YOGUNLASMIS- YAVASLAMIS ENERJIDIR

Prof. Popp’un getirdigi izah soyledir: “Maddenin tum formlari, donmus ışık veya yavaşlamış enerjiden baska bir sey değildir. Sonuc olarak maddeyi, enerji olusturur.
Caresi olmayan hicbir hastalık yoktur. Doktor, okul bilgileriyle ve tecrübeleriyle, daha fazla yardım edecek durumda olmadığını, prensipte söyleyebilir. Ancak hiç birimiz, temelde bir hastalığın, çaresi olmadığını söyleyemeyiz. Eger biz bir problem ortaya çıktığında enerjiyi tekrar asli durumuna dönüştürebilirsek, o zaman buna otomatik olarak madde de uyacaktir. Hem de, bedeninizi olusturan elementlerle, su ve tuz ile.

 SU SARMAL SEKILDE HAREKET EDER

Bedenimizde, suyun günlük olarak, aşağı ve yukarı canlı bir güç olarak aktığı, yaklaşık 90.000km sıvı bant vardir. Suyun icinde zaten canlılığı sağlayan dörtgen yapi vardır.
Su, sarmal sekilde, hareket eder, hicbir zaman lineer degildir. Banyoda, bir bakin, su girdap formunda, hareket eder. Spiral olusturan suyun hareketinin, genetik kalitim bilgilerini iceren bedenimizdeki DNA ile ayni olmasi, ilginc degil midir?

 KLORLU-FLUORLU SU VE BEYIN KONTROLU

Beyin suyunuz, cok yuksek derecede kristal yapilanmadir. Saf kucuk kristaller ki, buna molekul-kume adini veriyoruz. Birbirine baglanmis olarak ve bu sekilde geometri oldugu icin, belirli bilgileri iletebilen bu yapiyi, suda da buluyoruz. Bu surekli olarak degisir. Dusunceleriniz nereden geliyor? Kimyasallarla, suyun basitce etkilenebilecegini biliyor musunuz?

Amerika’da, yuzeyi %100 orten klorlu su icilir. Buna eger fluor katarsaniz, ki bunun disler icin iyi geldigi soylenir. Fluorun, frekans ornegini olcersek, o zaman size bu fluorun, artik hicbir isteginiz kalmayacak kadar, beyin fonksiyonlariniz uzerinde, uyumsuzluk yarattigini kanitlayabilirim. Isteksiz olursunuz. Dusunun bunu, iki nesil boyunca tum halka yaptilar. O zaman ne elde ettiler? Isteksiz, materyalistlerle dolu bir halk, bu insanlar, o zaman her seyi, istenildigi gibi yapacaklardir. Yani boyle bir nesli yonetmek ve yonlendirmek kolaydir. Buna su ile ulasilabilir.

37 derecelik bir beden sicakliginda, beyin suyunuz, buzlanmis bir durum alir. Bu, joleye benzer yuksek dereceli bir yapidir. Bu yapiya mikrodalga uygulandiginda, beyninizin kan bariyerinden, hayvansal albumin gectiginde ve beyninize girdiginde, birden kristaller yapilarini degistirmeye baslar. Ve beyninizin suyu sivilasir. Nedenini iyi incelemeliyiz, nedeni, daima geometride gizlidir.


HER SU MOLEKULUNUN KENDI KIMLIGI VARDIR

Bu kristalleri, ornegin kar tanelerini soluyoruz. Suyun, kati hali olan kar tanelerinin, bir elektron mikroskobuyla, fotografi cekilmistir. Burada cok kucuk altigen ve mukemmel bir duzeni vardir. Iki ayni kar tanesinin, hicbir zaman birbirine benzememesi cok ilginctir. Kendini kristalize edebilmesi icin, her su molekulunde, bir milyardan fazla biyofoton calisir ve bunlar kendilerini surekli olarak tekrar duzenlerler. Bu sekilde, her su molekulu, oburlerinden farklidir, her su molekulunun kendi kimligi vardir.

 SUYUN HAFIZASI VARDIR VE DENGELEYICIDIR

EMOTOSU BERABERSimdi bir deney yapalim. Kar tanesini dogal sartlarda eritelim ve bundan tekrar su yapalim. Sonra da tekrar donduralim, tekrar tam olarak ayni kar tanesini elde ederiz. Bu nasil olanakli oluyor? Cunku kim oldugunu hatirlayabiliyor. Suyun, hafizasi vardir. Su bir bilgi tasiyicisidir. Maddelesmeye sebep olan enerjinin formunu degistirmedigimiz zaman, madde de degismeyecektir. Cunku o kim oldugunu biliyor. Bu olay, sizin organizmaniz icin de gecerlidir. Bilim adamlari, suyun dogal bir dengeleyici oldugunu ve bizim su vasitasiyla, bizde eksIk olan dalga boylarini alabilecegimizi kanitlamislardir. Bu sekilde, kaybettigimiz her seyi dengeleyebiliriz. Italya’da, Enza Enstitusu’nden, Dr. Cicollo, son yirmi yil icinde, tum dunyadaki sifali sulari incelemistir. Sifali sularin, oteki normal sulardan kimyasal yapilari ayni olsa da, biyofiziksel acidan farkli olduklarini tespit etmistir.

  SU VE SOZCUKLERIN ETKISI

Bir Japon bilim adami olan Dr. Masaru Emoto, suyu, sozcuklerle degistirebilecek durumda oldugumuzu, fotograf cekerek, 10.000 deneyle kanitlamistir. Burada, sozcuklerin gucunu dusunun. Cunku her sozcuk, onceden dusunulmustur. Bu elektriktir, bu dalga boylaridir. Bunlarla, duzen yada kaos yapabilirsiniz. Masaru Emoto, notr suyu alip, sozcuklerle, yani bilgiyle yukleyerek; -4 derecede dondurmus ve elektron mikroskobuyla, fotograflarini cekmistir. “Beni hasta ediyorsun” mesaji ile yukledigi suyun goruntusunun, ayni kanserli hucre yapisini ortaya koydugunu, tespit etmistir.

Bu sekilde, yapisi bozularak dondurulmus, hasta bir suyu alalim ve sivilastirarak tek bir sozcuk olan “Sevgi” sozcuguyle, yeni bir bilgi verelim. Bunu, tekrar -4 derecede donduralim ve elektron mikroskobuyla fotografini cekelim. Birdenbire, bu mukemmel kristali, mukemmel geometriyi elde ederiz. Bu deneyi, tersten 10.000 defa yapabiliriz, bilimsel ve objektif olarak suyun, dusunceyle ne kadar etkilenebilecegini, yine kanitlamis oluruz.

SU MUKEMMEL COZUCU VE SIFADIR

 Su, mukemmel bir cozelti maddesidir ve her seyi kendine baglayabilecek durumdadir. Bu nedenle, su icmek, gercekten cok onemlidir. Bedenimiz, kendi kendisini, iyilestirebilir. Cogu kisi de bunu, oruc kurleri vasitasiyla yapar. Bunu, bicaksiz ameliyat olarak adlandirabiliriz. Bedeninizin, tekrar temizlenmesini saglayin. Bunun icin de, bunlari cozen bir seye ihtiyaciniz var. Su, bunu basarir. Ve artik biyofiziksel olarak da kanitlayabildigimiz gibi, su, yuksek derecede bir yapiya sahiptir.  Ve bu yapılardan dolayı, 

EMOTO VE Dr Remedy bedenimizdeki benzer titresimleri iceren bircok hastaliklari, Alzheimer rahatsizligina kadar, beyinlerimizin kivrimlarina yerlesmis olan hafif ve agir metal tortularini bile sokebilir. Israil’de, bir doktora gittiginizde, orada, hangi rahatsizliktan dolayi gitmis olursaniz olun, sizi, once tekrar bekleme odasina yollayip, yarim saat icinde icmek uzere size 2 Litre su verilir. Ve siz, bu suyu ictikten sonra, hâlâ sIkâyetleriniz varsa, bundan sonra sizi muayeneye kabul ederler. Bu bir gelenektir. Birden bire ortaya cikan hastaliklarin, % 80’ini, sadece su icerek iyilestirilebileceg ini gormusler. Bunun, sadece suyun kalitesine bagli olmadigi da tespit edilmis.Bunun icin su, cozelti maddesi olarak biriken tum atiklari, disari tasimak icin kullaniliyor. Ornegin, burnunuz aktiginda, neler oluyor? Bedeninizde, daha onceleri birikmis olan zararli maddelerin, etkisizlestirilerek disari atilabilmesi icin, salgilar olusuyor ve burnunuzdan disari cikiyor. Ayni olay, cildiniz icin de gecerlidir. Bedeninize girmis olan zararli tum maddeler, cildiniz vasitasiyla, ifraz edilir. Tum problem, aslinda iceride, oraya girmemesi gereken maddeleri, su yine disari tasima kapasitesine sahiptir. Burada, suyun miktari kadar, kalitesi de onemlidir.

 SUYUN CANLILIGI

Su, 80 metrelik bir boru sisteminden gectiginde, canliligini kaybediyor. Bu da, borunun kotu olmasindan dolayi degil, borudaki basinctan olusuyor. Suyun evlerimize kadar tasinabilmesi icin gerekli olan basinc, suyun kendi hareketliligini bozuyor. Suda, cift helezon seklinde spiral hareket var. Bu da, suyun kristalinin olusmasini sagliyor. Suyun spiral hareketine zarar verildiginde, kristal yapisi da bozuluyor. Kristal sekil olmayan yerde, geometri de yoktur. Boylece, bilgi de olusamaz ve neticede canlilik yok olur.

 KANSEROJEN TARIM ILACLARI VE YERALTISULARI

Tarim sektorunde, 300 cesitten fazla inorganik kimyasal yapiya sahip, tarim ilaci kullanildigini ve bunlarin neredeyse 280’inin kanserojen oldugunu, biliyor muydunuz? Kanser nedir? Kanser kaostur.

Tarimda kullanilan ilaclar, yeralti sularina karistigindan, tekrar bizim cesmelerimize geliyor. 280 ilacin kanserojen olarak bilinmesine ragmen, sadece 63’u olculuyor. Kalanlarin isimleri bile bilinmiyor ve bunlar icin, hic bir sinir deger konulmamis. Ve zamanla, bu olculen 63 ilacin degerleri yukseldikce, tolerans degerleri de yukseltilmis. Suyun kalitesi, duzeltilecek yerde, icindeki maddelerin tolerans degerleri ile oynanmaktadir. Aksi takdirde, bu suyu, size satmamalari gerekir. 1992’den beri de, zaten bu 300 tarim ilacindan, sadece 18’i olculmektedir. Ve boylece, gercekte neler ictiginizi dusunebilirsiniz.

 YERALTINDA OLGUNLASAN SU: TOPRAGIN KANI

En iyi icebileceginiz su, dogal temiz kaynak sulari, artezyen sulari, yeraltindan kendiliginden cikan pinar sularidir. Cunku suyun da, kendine has bir olgunluk derecesi vardir. Su, yagmur olarak yere indiginde, bunu olgunlasmamis su olarak adlandiririz. Bu suda, solar(gunes) frekanslari olculebiliyor. Fakat yer manyetik frekanslarin da olusabilmesi icin, suyun, yerin cok altina inmesi ve topragin kani haline gelmesi gerekiyor. Yeraltinda, tamamen olgunlasan ve tum yer manyetik frekans desenlerini icine alan topragin kani, kendi basina, 1000’lerce metre derinliklerden, girdap seklinde, yukari cikabilecek guce ve enerjiye sahip oluyor.

 SISE MINERAL SULARI  INORGANIKTIR

Siz siseden, mineral suyu ictiginizde, bunu bedeniniz alamaz ve isleyemez. Cunku mineral suyundaki mineraller, inorganik yapiya sahiptir. Bunlar zararli degiller, ancak hucreler icin kullanilabilir degildir. Boylece, kaniniza kadar giren kalsiyumun, hucrelerinizde ozumsenemedigi icin hicbir faydasi olamaz. Bazilari, bu maddelerin bir kismi, belki alinabilir diye dusunse de, bu kesinlikle mumkun degildir. Bunu, kahvaltida tabaginiza, bir cubuk demir koymus gibi de dusunebilirsiniz. Sudaki mineralleri alabilirseniz, cubuktaki demirleri de yiyebilirsiniz. Bu da mumkun olmadigi icin, suyun, icerdigi mineraller de onemli degildir. Onemli olan, suda, hangi frekans desenleri vardir. Ve bu mineraller, halen iyonize durumda mi, etraflari su kilifi ile cevrili mi? Cunku biz, bu suyun yapisini bozdugumuzda, icindeki iyonize ve suya, elektromanyetik dalga boylari veren elementlerin, baska elementlerle birlesmesini saglamis oluruz. Bu da genellikle, boru basinci veya suya katilan karbon dioksitlerle yapilir. Boylece suyun dogal oksijeni alinip, nitrojen katilir. Hâlbuki bizim amacimiz, bedenden nitrojeni uzaklastirip, oksijen verebilmek olmalidir.

 CANLI OLMAYAN SU VE KIRECLENME

Molekul evliliklerinde, ornegin pozitif yuklu kalsiyum ile negatif yuklu hidrojen karbonatlar birlesirler. Aslinda bunlar, su canli oldugu surece, yani bir yapiya sahip oldugu surece, iyonsal yapilarindan dolayi, birlesemezler ve bedene zararli hale gelemezler. Cunku su, aralarinda bir duvar gibidir. Sayet kalsiyum ve hidrojen karbonat birlesirse, yeni olusum kalsiyum bikarbonattir, yani kisacasi kirectir. Ve siz de bunu, evinizin borularindan disari atabilmek icin, en pahali cihazlari kullanirsiniz.

Bunu yaparken, kendi bedeninizdeki kireclenen damarlarinizi, hic dusunmezsiniz. Yaslandikca damarlarimiz ve beynimizdeki sinir iletisim baglari kirecleniyor. Sonucta, dogal olarak bilgi iletmek icin, kopru kurulamadigindan unutkanlik basliyor. Burada olusan kirecleri cozebilmek icin; canliliga, bilgiye veya yapiya gereksiniminiz var. Suyun geometrisine ihtiyaciniz var. O zaman, olusan molekul birlesimlerini de kirabilirsiniz.

 ORGANIZMADAKI RAHATSIZLIKLAR SU ILE IYILESEBILIR

Biz, arastirmalarimiz cercevesinde, segmanter diyagnostik ve organometri ile medes diye adlandirdigimiz, enerjetik seviyede olcum yapabilen, bilimsel bir cihaz sayesinde, organizmadaki patolojik rahatsizliklarin bile, sadece su ile yenilebilecegini kanitlayabiliyoruz. Uzun yillar boyunca, teshis amacli takip altinda bulundurdugumuz hastalar var. Bizler, biyofizikci oldugumuzdan, bizim kendi kendimizi, yenileyebilecegimiz i biliyoruz. Bedeninizdeki organlar, maddeden olustuklari ve cesitli element bilesimleri icerdikleri icin, her bir organin ayri titresim karakteri vardir. Ornegin bir akcigerin, dogal durumdaki titresimi, yaklasIk 40 Hertz civarindadir.

Her gun icki aliyor ve cigerlerinizi yipratiyorsaniz. Zorlanmadan dolayi, neredeyse cigeriniz, 58 Hertz’e kadar yuksek titresecektir. Eger cigerin enerji seviyesini, 40’tan 58 Hertz’e yukseltirsek, organin maddesel yapisinin da degismesi soz konusudur. Bu ise, organda bir bozulmaya sebep olacaktir. Bu olay da, ayni kanser de oldugu gibi, birden olusmayacak, yillarca organin maruz kaldigi tahribat, zamanla ortaya cikacaktir. En basinda, enerji seviyesinin degistigini, unutmayalim. Mesela bir hastamizin beyninin saginda bir tumor var. Tumor, organ seviyesinde kirmizimsi olarak gorulmektedir. Bunu enerjetik seviyede olctugumuzde; yani bu olcumu, kanser, organ uzerinde gorulmeden cok once yaptigimizda, hastayi uyarabiliriz. Beyninde tumor olan hastaya, bedeninde eksIk olan frekanslari iceren bir su icirdigimizde, cok farkli bir tablo ile karsilasiyoruz. Zarar gormus olan yerler: epifiz, hipofiz, merkezi sinir sisteminde, sadece 17dak. sonra degisIklik oluyor. Fakat bu kadar kolay olamayacagini siz de tahmin edebilirsiniz. Tum bir omur boyunca, yanlis yasayip, mucize suyu icerek iyilesebileceginizi sanmayin. Bu hasta tabiî ki tekrar eski yapisina donecektir. Cunku artik organ seviyesinde tahribat baslamistir. Beden kendini, bu negatif duruma o kadar alistirmistir ki, 2-3 saat icinde, eski patolojik tabloya geri doner. Fakat bunun bize gosterdigi, suyun icinde oyle bir enerji var ki, eksIk olan tekrar yerine getirilebiliyor ve yenilenme gerceklesebiliyor. Bu hastaya, belki her gun, 2’ser litre bu sudan icirsek ve birkac yil devam etsek, bedendeki her yapiyi degistirebiliriz. Bedenlerimiz, ‘kendisini yenileyici’, bir alandan olusuyor. Bedenlerimizin sekillerini olusturan, neticede enerjidir. Ornegin, bir hastanin ayagini kestigimizde, ayak parmagini algilayabiliyor. Cunku enerjetik seviyede, o enerji var, buna da fantom(hayali) agrilar deniyor.

 CANLI YERALTI SULARINI KULLANIN

Suyunuzu dogadan almaya calisin, has su icmeye calisin. Gunluk ihtiyaciniz olan 2Ltr. su Icin. Guzel bir kaynak bulup, kimyasal analizini yaptirin. Cunku zararli kimyasal madde olmayan yerde, suyun yapisi var oldugu icin, mikrop da olusamaz. Boylece bu, suyun canlilik icerdigine dair, elinizde bir garanti olur. Alabaliklarin yasadiklari akarsular, kesin temiz olur. Cunku alabaliklar, cok hassas baliklardir. Suyun icinde, cekim ve itim dengesi bozuldugunda, suyun kalitesi bozulur ve alabaliklar bunu derhal algilar. Bu baliklar, suyun icinde, baska guclerin de var oldugunun farkindalar. Levitasyon(itim) gucunu kullanarak, suyun icinde durabiliyorlar ve suyun icsel gucu olan saf isIk enerjisini kullanarak, akintinin tersine yuzebiliyor.

Bu kaynaklardan beslenen sulardan faydalanmaliyiz. Bu tip sular, sadece gecen hafta yagmur yagarak orada birikmis degil, yillarca olgunlasma surecine bagli olarak, 100-200-300 yasinda olabiliyor ve radyometrik olcumlerle bu yasini, tespit edebiliyoruz. Bazi fosil sular vardir ki, bunlar topragin kani olarak; 6, 7, veya 8000 yil yeraltinda beklemis ve olusmuslardir. Bu sulari bulup kullanmaliyiz.

SUYU CANLANDIRAN CIHAZLAR VE KUVARS KRISTALI

Artezyen suyu bulduysaniz, mutlaka cam siselere koyun. Bu sulara ulasamayanlar, suyu canlandirici cihazlar kullanabilirler. Bu cihazlar, borulardaki basinctan dolayi bozulan suyun yapisini, tamir ediyorlar. Boylece, kristalize yapisi olmayan; yapi ve boylece bilgi icermeyen suyu, fiziksel bir yontem ile tekrar canlandirabilir ve enerji verebiliriz.

Cesme suyunun yuzey gerilimi, daima 73 Dune’dur. Iyi bir kaynak suyun gerilimi, 58, 60, 62 Dune olabilir. Bizim kanimizin degeri, 42 ve 44 Dune civarindadir. Gidalari ozumlememiz icin, bu degerin, kan degerimize en yakin olmasi daha uygundur. Ve bizim icin en uygun olan, taze sIkilmis meyve suyudur. Taze meyve suyunun yapisi o kadar uygun ki, yuzey gerilimi, ayni kanimizin degeri gibidir.

Bunu tuzlu su (sole)ile de yapabiliriz. Dogal bir Sole’den, bir bardak dogal suya, 1 cay kasigi ilave ettiginizde, izotonik bir cozelti elde edersiniz. Bu cozeltinin degeri de, ayni kanimizin degerindedir. Cunku mukemmel bir yapiya sahiptir. Kaynak artezyen suyu da, bu degere cok yakindir. Su, suyu canlandirma cihazlarindan, cok hizli gectiginden, cok kalici bir sekilde onarilamiyor.

Suyu canlandirma cihazlari, cok pahali oldugundan, bunun yerine, bir avuc kuvars kristalini, temiz kaynak suyuna koyarak, cam surahi icinde bekletirseniz, suyu canlandiracaktir. Camin yapisi kuvars tozu icerdiginden, zaten bir altigen sekle sahiptir ve icine konulani etkileyecektir. Ertesi gun suyunuzu ictiginizde, koydugunuz kuvars kristali, seklini hic degistirmemesine ragmen,siz de tadindaki yumusakligi fark edeceksiniz.
Biz size, kristallerle suyunuzu canlandirdiginizda, elde edeceginiz yuzey gerilim degerlerinin, canlandirma cihazlarinin sonuclarindan, daha iyi veya en azindan o sonuclarla ayni oldugunu, bilimsel olarak kanitlayabiliriz. Zira bu cihazlarin cogu, kuvars kristali icermektedir…. 

Fransıadamı Dr. Jacques Benveniste yaptığı araştırmalarda DNA hücrelerinin belli bir frekansta foton (ışık) yaydığını, farklı hücrelerin farklı frekansta titreştiğini, farklı titreşimdeki iki hücre yan yana geldiğinde yeni bir frekans oluşturup birlikte bu frekansta titreşmeye başladıklarını ve elektro manyetik dalgalar ile bir çağlayan suyaratıp ışık hızında yolculuk ettiğini keşfetmiş. 1980’lerde başlattığı çalışmalarında suyun hafızası olduğunu anlamış. Suya bir madde ekleyerek bunu 1 milyon kez sulandırmış ve özel bir alet ile aşırı hızda sallayarak o maddenin yok olacağını tahmin etmiş ama hala maddenin suda mevcut olduğunu görünce deneylere defalarca milyonlarca kez daha sulandırarak devam etmiş. Ancak ne kadar sulandırsa da suyun içine en başta eklenmiş olan maddenin yok olmadığını tespit etmiş. O zaman suyun yüklenen maddeyi bir şekilde hafızaya kaydettiğini anlamış. Bir başka deneyinde suya bir zehir yerine sadece zehirin frekansını yüklemiş 
ve aynen zehirin kendisi eklenmiş gibi içine koyulan sinekleri öldürdüğünü görmüş.


Benvenistenin araştırmalarını şüphe ile karşılayan Queens Belfast üniversitesi Profesörü Madeleine Ennis Avrupa ülkelerinde yelpazelenen bir araştırma grubuna katılmış. Fransa, İtalya, Belçika, ve Hollanda’dan oluşan ekip Profesör M. Roberfroid tarafından koordine edilmiş. 

Belçika Katolik Üniversitesinde Benvenistenin kullandığı orijinal deneyin daha rafine edilmişini kullanarak yapılan uygulamayla ilgili her dört laboratuardaki bilim adamları deney solüsyonlarının içinde ne olduğunu bilmeden çalışmışlar. Hatta tüplerin bazılarında sadece saf su varmış. 

Tüm deney bağımsız bir bilim adamı tarafından koordine ediliyormuş. Bu kişi tüm solüsyonları kodluyor ve bilgiyi topluyormuş ama deneylerde bil-fiil çalışmıyormuş, bu yüzden yalan ve dolana yer kalmamış.Yapılan tüm deneyler Benveniste’nin sonuçlarını desteklemiş. 

Benveniste buna karşılık “12 sene önceye, bizim başladığımız noktaya gittiler” demiş. Benveniste ayrıca “Biokimyevi maddelerin yaydığı sinyal kaydedilip internet aracılığı ile dünyaya yayılabilir ve bu sinyal biyolojik hücreleri sanki gerçekte o madde varmış gibi etkileyip değişim yaratır” da demiş.


Unutmayalım ki; insan bedeninin %75-85’i sudur. Düşüncelerimiz ve konuştuklarımız bedenimizdeki suya kaydedilir ve o kalitede yaşarız. Şeklimizi, sağlığımızı ve hayatımızı biz oluştururuz. Yaşam muhteşem bir enerjisel danstır, frekansların uyumu, birleşmesi, çatışması, aşağı-yukarı, sağa-sola, zıt yönlere dalgalanmasının dansı.

Doç.Dr Nuri Haksever;İnsan vücudunun %70 inin su olduğunu herkes öğrendi. Fakat kalitesi nasıl?

Nasıl içtiğimiz suyun kalitesini ve sağlıklı yapıda olmasını arzuluyorsak vücut sıvılarımız da temiz ve kaliteli olmalı.  Biz nasıl temiz bir havada rahat nefes alıyorsak hücrelerin içinde yaşadığı intertisyel sıvı denilen ortamın da temiz olması gerekir. Fakat yediğimiz gıdaların içinde yeterli vitamin ve mineral olmaması nedeniyle metabolizmanın bozulması, içtiğimiz suyun moleküler yapısının bozuk olması ve enerjisinin düşük olması nedeniyle hem hücre dışı ortamı temizleyememesi hem de  hücre içine girememesi, ayrıca vücudun içine girmemesi gereken toksik maddelerin değişik yollarla vücudumuzun içine girmesi sonucu intertisyel sıvının özellikleri bozulmakta ve bir çok hastalığın başlamasını, hızlı ilerlemesini sağlamakta ve tedaviyi zorlaştırmaktadır.  İnsan vücudu içindeki sıvının düzeltilmesi bir çok hastalığın tedavisinde çok önemlidir.

 Dr.Barbara Hendel ile Doç. Dr. Nuri Haksever  14 Aralık 2014 te Naturel Beden, Zihin ve Ruh Sağlığı Festivalinde doğanın iyileştirici gücü, yaşamın kaynağı Su ve Tuz konusunda birlikte seminer vererek halkı aydınlattılar. Biyofizikte önemli olan nicelik değil niteliktir.  Sürekli artarak yükselen maddesel ve kimyevi düşünce tarzımız  insan hayatını doğal ve canlı bağlantılardan izole etmeye devam ediyor. Bu bakış açısını koruduğumuz sürece bütünsel doğal bağlantılar konusundaki bilgi eksikliğimiz ve doğal sonucu hastalıklar hiç de şaşırtıcı değil.

Çoğumuz pH oranı yüksek suyun yararlarını artık biliyoruz. Ancak, hala gerek damacanalarla su içilmeye devam edilmesi yada su arıtma sistemlerinde su arıtılırken suyun içerisindeki faydalı mineralleri de elimine etmesi nedeni ile içilen sudan gerektiği gibi fayda alınamamaktadır.   Suya sonradan ilave edilen kalsiyum tabletlerinin bir kısmı beden tarafından işleme alınabilir. Ancak, bu izole edilmiş  inorganik kalsiyum tabletleri bedenin gerçek ihtiyaçlarını karşılayabilir mi?  Laboratuar  kan testlerinde vücutta kalsiyum var gibi gözükse bile  kaba yapısı itibari ile hücre zarından geçmesi mümkün olmayan , hücrelere ulaşamıyan bir maddenin bedene hiç bir faydası olmamaktadır..

Günümüde kendini uzman olarak tanıtan çeşitli gruplar sürekli günde şu kadar su içmelisiniz diye her ortamda söylemde bulunmaktalar…Artık hemen çoğumuz anladı günde ortalama 2.5-3 -lt su içmeliyiz… Güzel, ama içtiğiniz su hücrenizin içerisine girerek bedeninize bir fayda sağlıyor mu?

Artık, bilinçlenme zamanı…

Yediğiniz, içtiğiniz her hangi bir madde hücre zarından geçemediği müddetçe beklenen fayda elde edilemez.

vücud dili

Meditasyon Frekansları

(Meditation Frequencies)

Bir osilatör vasıtası ile (fiziki bir alet veya app. olabilir) üretilecek bazı özel frekansların karşılıkları ile kişisel çalışmalar. Zaman içinde elde edilecek deneyimlerle aynı frekansları kendi beynimiz vasıtası ile de üretebiliriz.

Personal studies with the equivalents of some special frequencies to be produced by an oscillator (can be a physical device or app). We can also produce the same frequencies through our own brain with the experiences gained over time.

174 Hz  Ağrıyı giderir

(removes pain)                vücudumuzda hissettiğimiz fiziksel ağrılar

285 Hz  Enerji alanını iyileştirir

(heals energy field)   enerji alanları; bizim duygular arası geçişlerimiz

396 Hz         Suçluluk ve korkuyu ortadankaldırır (removes guilt and fear) hayata dair yorumlarımızın muhakemesi

417 Hz  Değişimi kolaylaştırır

(facilitates change)   birçok yaşam kalıbı arasında geçiş

432 Hz  Doğanın mucizevi tonu

(miracle tone of nature) doğanın frekansı

528 Hz  DNA’yı onarır

(repairs DNA)      insana dair DNA frekansını akortlama

639 Hz    İlişkileri iyileştirir

(heals relationships)  yaşam alanındaki her türlü ilişki için

741 Hz    Sezgiyi uyandırır

(awakens intuition)    öze yolculuk

852 Hz    Ruh kabilesini çekiyor

(attracts soul tribe)   kendilerini aile, eski arkadaş gibi hisseden insanlar

963 Hz    Ruhla bağlantı kurmak

(connects with spirit)  içsel yolculuk

Acupressure Weight-Loss

Sağlık için Akupresür