Archive for the ‘Genel’ Category

Vücudun asiditesi,alkali yaşam,NaHCO3 Sodyum bikarbonat




Vücudun pH seviyesi ereksiyonu öldürüyor. Milano Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada 60 yaş üstü 300 erkek incelendi ve Vücut pHı 7.0’ın altında olanların sertleşme bozukluğu, yaşama olasılığı 4 kat daha fazlaydı. Dört kat daha fazla. Aynı adamlar pH değerlerini sağlıklı bir alkali seviyeye çıkardıklarında katılımcıların %73’ü sadece iki hafta içinde ereksiyonlarında önemli bir iyileşme olduğunu bildirdi. Minimum fiziksel aktiviteden sonra kaslarınızda oluşan yanma hissi mi? Yaşınızdan büyük hissetmenize neden olan zihinsel bulanıklık mı? Bunlar ayrı konular değil. Bunların hepsi aynı temel sorunun belirtileridir. Vücudunuz çok asidik hale gelmiştir. Yaşlandıkça vücudumuz doğal olarak daha asidik hale gelir. Sanki metalin üzerinde yavaş yavaş pas oluşuyor. Optimal sağlık için ideal pH değeri 7,4 yani hafif alkalidir. Ama 50’den sonra çoğu erkeğin ph’ı 6,8’e hatta 6,5’e düşüyor. Önemsiz görünebilir ama pH ölçeğinde çok büyük bir öneme sahiptir. Bu iyi yağlanmış bir makine gibi çalışan bir vücut ile yavaş yavaş kapanan bir vücut arasındaki farktır.

Peki bu asidik ortam ereksiyonu nasıl etkiliyor?
Birincisi damarları daraltır. Bahçenizi eğik bir hortumla sulamaya çalıştığınızı düşünün. Penisinize giden kan akışında yaşananlar bunlardır. Daha sonra nitrik oksit üretimini azaltır. Nitrik oksit ereksiyonun ana molekülüdür. Onsuz Viagranın kendisi işe yaramaz. Asidik ortamda nitrik oksit üretimi %60’a kadar düşer. Üçüncüsü, ereksiyondan sorumlu, hassas dokulara zarar veren kronik iltihaplanmaya neden olur.

Önemli çözümlerden biri sodyum bikarbonat. Normal karbonat. Bu basit bileşik görünürde gizli kalırken erkeklerin sadece semptomları maskeleyen haplara milyarlarca dolar harcadığı karbonat bilimin bildiği en güçlü alkalileştirici maddelerden biridir. Doğru şekilde tüketildiğinde vücudunuzdaki fazla asidi anında nötralize etmeye başlar. Damarlar gevşer ve genişler. Nitrik oksit üretimi fırladı. İltihap ortadan kalkar ve ereksiyonlar güçlü bir şekilde geri gelir.
Çok fazla karbonat zararlı olabilir. Çok azı işe yaramaz. Farkı yaratan mutlu orta yoldur. Sabah dozu sabah uyandığınızda hatta dişlerinizi fırçalamadan önce 250 ml oda sıcaklığındaki suya tam çeyrek çay kaşığı saf karbonat ekleyin. Ne soğuk ne sıcak. Oda sıcaklığında tamamen eriyene kadar karıştırın. Hepsinin bir dikişte iç yudumlamayın. Amac vücudunuzda alkali bir dalga yaratmaktır. Başka bir şey yiyip içmeden önce 30 dakika bekleyin. Bu şarttır. Yiyecekler alkalileştirici etkiyi nötralize edecektir. Akşam dozu. Akşam yemeğinden 2 saat sonra 120 ml suya çeyrek çay kaşığı daha ilave edilerek içilir. Bu gece dozu aslında sabahdozundan daha fazladır. Ne için? Çünkü testosteron üretimi ve doku onarımı öncelikli olarak uyku sırasında gerçekleşir. Alkali bir ortamda bu işlemler en yüksek verimlilikte gerçekleşir. Uyurken aslında vücudunuzun yenilenmesi için ideal koşulları yaratıyorsunuz. Toplamda günde yarım çay kaşığını asla aşmayın. Bu daha fazlası daha iyidir durumu değil. Karbonatın aşırı tüketimi mide asiditesini bozarak sindirimi bozabilir. Önemli olan nicelik değil, tutarlılıktır.

Alkali banyo: karbonat deri yoluyla emilerek vücudun sistematik olarak alkali hale gelmesine neden olur. Ilık su gözenekleri açar ve emilimi artırır. Küvetinizi rahatlıkla dayanabileceğiniz kadar sıcak suyla doldurun. Bir su bardağı dolusu karbonat ekleyin. Tam 20 dakika kadar
bekletin. Vücudunuzu alkali hale getirdiğinizde sadece ereksiyonlarınız iyileşmez. Yaşlanmanın birçok yönünü aynı anda tersine çevirirsiniz. Unutmayın ki asitlik sağlığın düşmanıdır. Kanser hücreleri asidik ortamlarda gelişir ancak alkali koşullarda yaşayamazlar. Böbrek taşları asidik ortamda oluşur. Alkali ortamda
ise çözünür. Bakteriler ve virüsler asidik ortamda çoğalır. Ancak alkali ortamda etkisiz hale gelirler. 67

Daha da çarpıcısonuçlar için karbonat- elma sirkesi protokolü. Bir çay kaşığı karbonatı karıştırın. 250 ml suya 1 yemek kaşığı çiğ filtrelenmemiş elma sirkesi ekleyin. Karışım şiddetle köpürecektir. Tepkime tamamlanana kadar bekleyin ve hemen için. Bu kombinasyon sadece vücudu alkalize etmekle kalmıyor. Aynı zamanda
sindirimi ve besin emilimini de iyileştiriyor.
Vücut kompozisyonu analizine göre metabolizma yaşı 15 yıl düşer. Enflamasyon belirteçleri %70 oranında düşer. Bilişsel test puanları %23 oranında iyileşir. Birinci gün, enerji ve zihinsel berraklığın artması.

Önemli uyarılar
Tansiyon ilacı kullanıyorsanız tansiyonunuzu dikkatli takip edin. Karbonat, sodyum içerir. Böbrek hastalığınız varsa öncelikle doktorunuza danışın. Böbrekleriniz pH’ı düzenler ve ani değişiklikler onları strese sokabilir. Karbonatı asla yemeklerle birlikte tüketmeyin. Sindirim için gerekli olan mide asidini nötralize eder. Her zaman aç karnına alınız. Alkali pH’ı koruyan erkeklerde kansere yakalanma oranı %40 daha düşüktür. Kalp hastalıklarında %35 azalma ve ortalama yaşam süresinde 8 yıl artış. 8 yıl sadece daha uzun yaşamakla kalmıyorlar. Aynı zamanda cinsel işlevleri de bozulmadan daha iyi, daha güçlü bir hayat sürüyorlar. İşte en iyi sonuçları elde etmek için ideal protokol. Uyandığınızda metabolizmanızı harekete geçirmek için bir bardak ılık su için. 30 dakika sonra suya çeyrek çay kaşığı karbonat, kahvaltı. Sadece alkali besinler, yeşil sebzeler, avokado, badem. Şeker yok, işlenmiş gıda, beyaz un yok. Öğlen kanı oksijenlendirmek için 20 dakika yürüyüş yapın. Akşam,akşam yemeğinden 2 saat sonra ikinci doz karbonat. Yatmadan önce karbonatla sinerjik etki göstermesi için 400 miligram magnezyum glisinat. Karbonatınızı taze limonlu suyla birlikte tüketin. Limon asidik olmasına rağmen vücutta alkali etki göstererek etkisini artırır. Ama PH ile testosteron arasındaki bağlantı hakkında kimse size bunu söylemiyor. Tokyo Üniversitesi Tıp Merkezi tarafından yürütülen bir araştırmada 500 erkek 5 yıl boyunca takip edildi. Alkali pH değerine sahip erkeklerin asidik pH sahip olanlara göre %45 daha yüksek testosteron seviyeleri. Mesele testosteron enjekte etmek veya tehlikeli takviyeler almak değil. Vücudunuzun doğal olarak daha fazla testosteron ürettiği bir iç ortam yaratmakla ilgilidir. Testosteronun üretildiği testisleriniz pH değişikliklerine karşı son derece hassastır. Asidik bir ortamda üretimden sorumlu leydik hücreleri testosteron kelimenin tam anlamıyla çalışmayı bırakır. Ama vücudunuzu alkalize ettiğinizde bu hücreler sanki kış uykusuna yatmış gibi uyanırlar. 30’lu yaşlarınızdan beri deneyimlemediğiniz seviyelerde testosteron üretmeye
başlarlar.

Diğer bir konu Prostatla bağlantısı. Prostatınız asit için bir sünger gibidir. Vücudunuz asidik olduğunda prostatınız şişer, üretrayı sıkıştırır ve hem idrar yapmayı hem de boşalmayı etkiler. Ancak vücudunuzu alkali hale getirdiğinizde prostat normal boyutuna geri döner. Avrupa Üroloji Derneği’nin yaptığı bir araştırma. Erkeklerin alkali pH’ı koruyanların prostat sorunları %67 daha azdı ve %82 daha az prostat kanseri geliştirme riski var. John Hopkins Üniversitesi’en Doktor Robert Chen keşfetti. Karbonatın penis dokusundaki sinir uçlarını yenilediği ortaya çıktı. Yaş ilerledikçe bu sinir uçları bozulur, hassasiyet ve hazalır. Ancak alkali ortamda sinir
büyüme faktörü %300 oranında artıyor. Erkekler yalnızca daha güçlü ereksiyonlar yaşadıklarını bildirmiyor ama aynı zamanda duyumlarda ve zevkte de muhteşem bir artış. Son araştırmalar Cleveland Clinik’ten yapılan bir araştırma. Kronik erektil disfonksiyonu olan erkeklerin 5 yıl içinde kalp krizi geçirme riskinin %70 daha fazla olduğunu belirtiyor. Ne için? Çünkü sertleşme bozukluğu çoğu zaman kalp damar hastalıklarının ilk belirtisidir. Penisin damarları kalbe göre daha küçük olduğu için sorunlar ilk önce peniste belli olur. Ama asıl şaşırtıcı olan şu: Vücudunuzu alkalileştirdiğinizde karbonatla sadece ereksiyonlarınızı düzeltmiyorsunuz. Kalbinizi korursunuz. Ataramarlarınızı temizlersiniz ve potansiyel olarak yaşam süreniziuzatırsınız. Önemli olan var olmak değil yaşamaktır ve her şey yarım çay kaşığı karbonatla başlıyor. 3 ay karbonat kullanımı ilaç tedavisinin başaramadığını başardı.
İngiliz karbonatının birçok alanda faydaları bulunur. Fakat İngiliz karbonatı kullanımında ciddi yan etkileri olabilir.

Uzun süreli kullanım ve yüksek dozda İngiliz karbonatı alımı aşağıdakilere yol açabilir:
Sindirim sorunları
Dehidrasyon
Nöbetler
Böbrek yetmezliği
Yüksek tansiyon
Mide yanması
Ödem
Yavaş ve yetersiz nefes alma

Sodyum bikarbonat olarak da bilinen ingiliz karbonatı, mide asidini nötralize ederek mide ekşimesini ve asit hazımsızlığını gidermek için kullanılan suda çözünen alkali bir bileşiktir. Genellikle ülser gibi mide rahatsızlıklarının tedavisinde yer alan ilaçların içeriğinde yer alır. Sodyum bikarbonattan ayrıca belirli durumlarda kanın ve idrarın daha alkali hale getirilmesi için de yararlanılır. Halk arasında kabartma tozu olarak da adlandırılan İngiliz karbonatı, mutfakta, temizlikte ya da kişisel bakım gibi alanlarda da kullanılır.
Faydaları:
İngiliz karbonatı, aşırı olan mide asidini nötralize ederek mide yanmasını ve hazımsızlığı gidermede etkili olur.
Böcek ısırıkları, güneş yanığı veya zehirli sarmaşıktan kaynaklanan kaşıntı ve iltihabın hafiflemesini sağlar.
İngiliz karbonatı, asidik molekülleri emerek ve nötralize eder böylelikle kokuları nötralize edebilir.
Çeşitli ev yüzeyleri için yumuşak, toksik olmayan bir temizleyici olarak İngiliz karbonatından yararlanılır.
Ciltte yer alan kirlerin ve ölü derilerin temizlenmesine yardım eder
Cilt gözeneklerini temizler, sivilce ve siyah noktaları azaltır
Koltuk altı bölgesinde kullanıldığında teri ve kökü kokuyu bastırır.
Nemlendirici bir ürün ile beraber kullanıldığında cildin nemlenmesini sağlar
Ciltte oluşan lekelerin ve pigmentasyon sorunlarının görünümünü azaltır
Mide asidini dengeleyerek reflü ve hazımsızlığı hafifletir.
Ağız kokusunu gidermeye ve dişleri beyazlatmaya yardımcı olur.
Kas yorgunluğunu azaltarak spor performansını destekler.
İdrar yolu enfeksiyonu hastalığında asidik ortamı nötralize edebilir.
Cilt tahrişlerinde yatıştırıcı etki gösterir.
Doğal bir peeling olarak kullanılarak cilt temizliğine katkı sağlar.
Vücutta detoks etkisi yaratarak toksinlerin atılmasına yardımcı olabilir.
Mantar enfeksiyonlarıyla mücadelede destekleyici rol oynar.
Terlemeyi azaltarak doğal bir deodorant olarak işlev görebilir.
Ev temizliğinde güçlü bir leke çıkarıcı ve kötü koku giderici olarak kullanılabilir.
İngiliz karbonatı, dişleri fırçalamadan önce kullanılarak dişlerin temizlenmesini ve lekelerin giderilmesini sağlar. Bu yüzden diş macunu olarak kullanılabilir.
İngiliz karbonatı, saçı temizlenmesi ve saç derisindeki yağın dengelenmesinde kullanılır. Bunu için saçı şampuanla yıkamadan önce İngiliz karbonatı katmak saç derisinin temizlenmesini sağlar.
Kimyasal formülü NaHCO3 olan Sodyum bikarbonat olarak da bilinen İngiliz karbonatı, doğal olarak alkalin veya bazik olan kimyasal bileşiktir. Beyaz kristal bir toz halinde olan ingiliz karbonatı, anti-fungal ve antibakteriyel özellik gösteren, mide asidini nötralize etmek için antiasit görevi görür. İngiliz karbonatı ve normal karbonat arasındaki fark İngiliz karbonatında daha fazla alkali bulunmasıdır.

günümüzde dinin insana etkisi

Günümüzde din, bireylerin ve toplumların yaşamlarında çok katmanlı ve çeşitli etkilere sahiptir. Bu etkinin kapsamı, kültürel, sosyal, psikolojik ve hatta siyasi boyutlarda kendini gösterir. Aşağıda dinin günümüzde insana olan etkilerini farklı açılardan ele alabiliriz:

1. Manevi ve Psikolojik Destek

  • İçsel Huzur ve Anlam Arayışı: Birçok insan, yaşamın belirsizlikleri ve zorlukları karşısında manevi bir dayanak arar. Din, varoluşsal sorulara cevaplar sunarak, kişiye anlam ve amaç duygusu kazandırabilir.
  • Stres ve Anksiyete ile Başa Çıkma: Dua, meditasyon veya toplu ibadet gibi ritüeller, bireylerin stresle başa çıkmasına ve duygusal rahatlama bulmasına yardımcı olabilir.

2. Toplumsal ve Kültürel Etkiler

  • Aidiyet ve Toplumsal Birlik: Dinî topluluklar, üyelerine güçlü bir aidiyet duygusu ve sosyal destek sunar. Bu durum, toplumsal dayanışma ve birlikte hareket etme kültürünü güçlendirebilir.
  • Kültürel Kimliğin Oluşumu: Din, bir toplumun kültürel mirasının ve kimliğinin şekillenmesinde önemli bir rol oynar. Bayramlar, dini törenler ve ritüeller, kültürel değerlerin nesilden nesile aktarılmasına katkıda bulunur.

3. Etik ve Ahlaki Rehberlik

  • Değerler ve Normlar: Dini öğretiler, bireylerin etik ve ahlaki değerler geliştirmesinde rehberlik edebilir. Doğru-yanlış kavramlarının oluşumunda, adalet, merhamet gibi evrensel değerlerin pekiştirilmesinde önemli rol oynar.
  • Toplumsal Düzenin Korunması: Birçok toplumda din, sosyal normların belirlenmesi ve toplumsal düzenin sağlanmasında etkili olmuştur. Hukuki sistemlerde ve sosyal davranış kalıplarında, dinin etkileri gözlemlenebilir.

4. Çatışma ve Tartışmalar

  • Farklı İnanç Sistemleri Arasındaki Çatışmalar: Globalleşen dünyada, farklı dinî inançlara sahip topluluklar arasında zaman zaman çatışmalar yaşanabilmektedir. Bu durum, hoşgörü ve diyalog ihtiyacını gündeme getirir.
  • Modernite ve Sekülerleşme: Bilim ve teknolojinin hızlı gelişimi, bazı kesimlerde dinin sorgulanmasına yol açarken; diğer kesimler ise inancın önemini koruduğunu savunmaktadır. Bu denge, toplumların din ve modernite arasındaki ilişkisini şekillendirir.

Sonuç

Günümüzde din, hem bireylerin iç dünyasında hem de toplumsal düzeyde derin izler bırakmaktadır. Manevi tatmin, sosyal aidiyet ve etik rehberlik sağlarken; aynı zamanda farklı inançlar arasında diyalog ve hoşgörü ihtiyacını da beraberinde getirir. Önemli olan, dinin sunduğu değerlerin, modern dünyanın gereksinimleriyle uyum içinde değerlendirilmesi ve eleştirel düşünceyle desteklenmesidir. Böylece, din hem bireysel hem de toplumsal yaşamda yapıcı bir rol oynayabilir.

insan dünyayı nasıl algılamalı

İnsan, dünyayı algılarken hem nesnel gerçeklik hem de öznel deneyimlerinin birleşimiyle zenginleşen çok katmanlı bir perspektife sahip olmalıdır. Bu yaklaşımda bazı önemli noktalar öne çıkar:

1. Nesnel Gerçekliğin Farkındalığı

  • Bilimsel Yaklaşım: Doğadaki olayları anlamak ve açıklamak için bilimsel metodları benimsemek, gözlem ve deneyle elde edilen veriler ışığında nesnel bir bakış açısı geliştirmeye yardımcı olur.
  • Neden-Sonuç İlişkisi: Çevremizdeki olayları sadece yüzeysel olarak değil, arkasındaki neden-sonuç ilişkilerini de sorgulamak, daha derin bir anlayış sağlar.

2. Öznel Deneyim ve İçsel Algı

  • Kişisel Perspektif: Her bireyin hayatında yaşadığı deneyimler, inançlar ve duygular, dünyayı algılayışını şekillendirir. Bu nedenle, kendi içsel dünyamızın farkında olmak ve kişisel önyargılarımızı sorgulamak önemlidir.
  • Empati: Kendi algımızı, başkalarının deneyimleriyle harmanlayarak, farklı perspektifleri anlamak ve kabullenmek, daha zengin bir dünya görüşü sunar.

3. Eleştirel ve Yaratıcı Düşünce

  • Sorgulama: Alınan bilgileri eleştirel bir süzgeçten geçirmek, dogmatik yaklaşımlardan uzaklaşmayı sağlar. Bu, aynı zamanda yaratıcı düşünceyi de tetikler.
  • Esneklik: Dünya sürekli değişirken, algımızın da bu değişime uyum sağlayacak şekilde esnek olması gerekir. Yeni bilgilere açık olmak, var olan inanç ve yargıları zaman zaman yeniden gözden geçirmeyi gerektirir.

4. Kültürel ve Sosyal Bağlam

  • Toplumsal Normlar ve Değerler: Kültürel mirasımız, toplumumuzun normları ve değerleri, dünyayı algılamamızda önemli rol oynar. Ancak bunların etkisini fark etmek, gerektiğinde eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmek önemlidir.
  • Çeşitlilik: Farklı kültür ve yaşam tarzlarının varlığını kabul etmek, dünyanın zenginliğini daha derin bir şekilde kavramamıza yardımcı olur.

Sonuç

İnsan, dünyayı algılamada hem dış dünyadan gelen nesnel verileri hem de içsel deneyimlerini bütünleştirerek, eleştirel ve esnek bir bakış açısı geliştirmelidir. Bu yaklaşım, yalnızca çevremizdeki olayları daha doğru anlamamızı sağlamaz, aynı zamanda kişisel gelişim ve toplumsal uyum açısından da büyük önem taşır.

bugünün insanın felsefik yapısı ne olmalı

Bugünün insanının felsefik yapısı, hızla değişen dünya düzenine uyum sağlayabilen, eleştirel düşünceyi benimsemiş, bireysel ve toplumsal sorumluluklarını idrak eden bir bakış açısına sahip olmalıdır. Aşağıdaki bazı temel nitelikler, günümüz insanının felsefi duruşunu oluşturabilir:

1. Eleştirel ve Analitik Düşünce

  • Sorgulayıcı Yaklaşım: Bilgi çağında, verilen bilgiyi sorgulamak, doğruluğunu araştırmak ve mantıklı sonuçlara varmak büyük önem taşır.
  • Bilimsel Metodoloji: Deney ve gözlemlere dayalı düşünme, inançların yanı sıra akılcı değerlendirmeleri de beraberinde getirir.

2. Özgür Düşünce ve Bireysel Sorumluluk

  • Kendi Değerlerini Belirleme: Birey, toplumun dayattığı kalıpların ötesine geçip, kendi değerlerini ve inançlarını oluşturmalıdır.
  • Etik Sorumluluk: Hem bireysel hem de toplumsal düzeyde, çevreye ve insanlığa karşı duyarlı bir sorumluluk bilinci geliştirilmeli.

3. Hoşgörü ve Çeşitliliğe Açıklık

  • Farklı Görüşlere Saygı: Farklı kültürler, inançlar ve düşünce sistemlerine hoşgörüyle yaklaşmak, küresel düzeyde uyum ve barış için gereklidir.
  • Empati: Kendi bakış açısını genişleterek, diğer insanların deneyim ve duygularını anlamaya çalışmak, toplumsal dayanışmayı artırır.

4. Kendini ve Toplumu Anlama

  • Öz Farkındalık: Kişinin kendi düşünce, duygular ve davranışlarını analiz etmesi, kişisel gelişim için temel oluşturur.
  • Toplumsal Eleştiri: Toplumun norm ve değerlerini eleştirel bir gözle değerlendirebilmek, daha adil ve eşitlikçi sistemlerin ortaya çıkmasına katkı sağlar.

5. Teknoloji ve Geleneksel Bilgelik Dengesi

  • Modern Bilginin Kullanımı: Teknoloji ve dijital çağın getirdiği yenilikler ile bilginin hızla yayıldığı bir ortamda, bu bilgileri bilinçli ve etik çerçevede kullanmak önemlidir.
  • Geleneksel Değerler: Tarih boyunca oluşmuş kültürel ve felsefi miras, modern yaşamın getirdiği karmaşıklık içinde dengeleyici bir rol oynar.

Sonuç

Bugünün insanı, hızlı değişen dünyada yalnızca bilgiye değil, aynı zamanda bilgelik, sorumluluk, empati ve etik değerlere de önem veren, sürekli sorgulayan ve öğrenmeye açık bir yapıya sahip olmalıdır. Bu yapı, hem bireysel mutluluğu hem de toplumsal barışı destekleyen temel taşlar arasında yer alır.

İNSANIN ELEMENTLERİ 2

Genel bir bakış

Yaşamın her atomu (parçası) o kadar önemli ki…..

Evet atom…çünkü

Zaman için ne söylersek söyleyelim (zamanın) kabuğuna bile yaklaşamayız. Bunun manası herhangi bir anda “şöyle bir muhakeme, değerlendirme, analiz yapayım” derken bile zaman durmaz, akan zamanın sularında , sadece “zan”larımızla debeleniriz.

Bu bakış açısı niçin sürekli tersten baktığımıza bir cevap olabilir.

O zaman düzünü anlatalım;

Görürüz
İşitiriz
Koklarız
Tadarız
Dokunuruz

Bunlar zamanın üzerinde ilerlerken aldığımız veriler. Hemen eklemek lazım; tüm bu veriler eksik- aldığımız bütün veriler eksik… Üstelik uzunca yazmak gerek: daha önceden eksik verileri ile zamanda yol almış ve almaya devam eden beyinlerin işletim sistemlerini bize yüklemeleri ile oluşan büyük bir eksiklik… Neşet Ertaş’ın anlatımı ile ” Ah yalan Dünya”

Tüm bunlar negatif bir durum mu oluşturur?

Tam tersi…

İşte tam da bu noktada birilerinin tam olarak bilmeden anlamadan söyledikleri “Farkındalık” hatta bilinç devreye giriyor.

İçe yolculuk, kendini bilmek- bulmak, özüne dönmek…

Dış dünya öyle bir sistem oluşturmuştur ki size her şeyi verir hatta kendi alternatifini dahi…  Bu sistemden çıkmak neredeyse imkansız. Ancak içten dışa bir yolculuğu tartışabiliriz ki bu da pirinci ayıklayarak olabilir. Nelerin klişe, nelerin zorlama, nelerin gerekli, nelerin genetik vs. olduğu bulmak, deyim yerindeyse muzun kabuğunu soymak gerek.

Kendi sistemini zorla uygulatan “Batı” için zaman batıya gittikçe hızlanır, oysa doğuda zaman yavaştır… Kendi hayatından (tamamen kendi açısından) memnun olan biri için doğru nedir?    Bizim gibi olmayanları eleştirme ve hatta kabul etmeme sebebimizin temelinde kendimizi onaylatmak çabası yatar. Birbirlerini onaylamış (eksik verilerle) insanlarla oluşan toplumlar, kültürler, ülkeler…

Hemen yazalım; gördüklerimiz enerjinin bir formu, işittiklerimiz havanın titreşimleri, kokular kimyasal, tadlar kimyasal, dokunmak elektromanyetik etkileşim ve tüm bu alanlarda kendimizi hiç geliştirmedik hep sınırlı ve eksik kaldık. Oysa teknolojiden önce kendi sınırlarımızı ilerletebilirdik…

 

physics formulas

morse code, phonetic alphabet

Kendine iyi bak…

“Kendine iyi bak” her nekadar tuhaf bir cümle ve anlatım olsa da kişiye; önem verildiğini, ihtiyaç duyulduğunu zannettirip, son güncellemesini koruması için söylenir. Daha önemlisi ise kişinin varolduğunu o kişiye hatırlatmasıdır. Buradan girdiğimizde birçok varolma hali ortaya çıkar.Hatta sıraya bile sokabiliriz;

1.derece: sadece bakma, etrafta olan biteni umarsızca görme
Görme işlemi (1. derecede) beyine ulaşmaz. Yaşanmışlıklar göz sinirlerinde kopukluk kısa devre vs. yaptığından görüntünün elektrik sinyalleri gözün arkasında birikerek göz bozulmasına yol açar. (şaka tabi ki ama olası) Yaşamla ölüm arasında sadece anatomik iflasın işleme zamanı kalmıştır. Genellikle yatağa düşmüş, yoğun bakıma girmiş insanların durumu olsa da bazen yaşanmışlıklar sonucu insan zamansızca bu duruma girebiliyor. Yaşama devam etmek adına yapılabilecek tek şey çok güçlü bir şok veya çok güçlü bir sevgi.

2.derece: etrafında gelişen hayata bakma ve refleks cevaplar verip şaşırma
Bu derece vazgeçme sınırıdır. İnsan yaşamaktan vazgeçmiştir ama ölümle ilgili bir bilgisinin olmaması sonucu ölüm korkusu zorlamaktadır. Öğretilmiş sistem ve sadece beş duyu ile yaşanılan bir hayat eğer bunların oluşturduğu hayallerle buluşamaz ise ortaya vazgeçme ve duyarsızlık çıkar. Duyarsızlık insanın kendine duyarsızlığından başlayarak her tarafa yayılır. Kurtulmanın yolu hayallerden vazgeçme olsa da bu, ölüm sürecini başlatır. Bu derecede ayrıca yoğun negatifliklerin oluşturduğu tepki eşiği düşüklüğü de ortaya çıkabilir.

3.derece: bakma, görme ve hafıza kayıtları
Bu katman biraz tuhaf, biraz donukluk içerir. Yaşanılan anlarda bakma işlemi gerçekleşir ve hafızadaki kayıtlar üzerinden eşleştirme yapılır. Ancak tepkisizlik vardır, çünkü karar verme zorlaşır. Zamanın yönünü tartışabileceğimiz bir katmandır. Geçmişe bakıp geleceğe yol alırken geçmişte yol almak gibi bir durum ortaya çıkar. Bu katman korkuların, kaygıların katmanıdır.

4.derece: görme ve can çekişme
Dört ve beşinci katmanlar birbirlerine yakın olsalar da yönleri farklıdır. Dördüncü katman gerçekten görmenin başladığı ancak üçüncü derecenin izleri dolayısıyla karar alınamadığı bir süreç içerir. Can çekişme başlar, pişmanlık, keşkeler…. değersizlik duygularına kadar gider.

5.derece: görme ve zannetme
Eğer dördüncü dereceyi sağlıklı aşamazsak negatife yol alırız. Bu kimin için kötü bu tartışılabilecek bir durumdur. Görme durumu yerine oturdukça öyle sanma, zannetme eminliği baş gösterir. Bu kibire kapılan kişi etrafında bir girdap oluşturup hayatı şekillendirmeye başlar. Kişi açısından buraya kadar bir sorun yok gibi gözükse de benzer bir yapı (kişi) ile karşılaşıldığında ciddi problemler başlar. Zannetme insan için en tehlikeli durumlardan biridir, dikkat gerekir.

6.derece: sınır
Kişi bu seviyeye gelebilecek mi? Bu seviye bize bundan önceki seviyelerin sağlıklı geçişleri ile gelebilir. Boyutların algılanması, hayatı bir
kenarından tutmak, zannetmek ile boşluğun farkına varmak buralarda başlar. Anahtar sevgidir. Aynı zamanda algıların açılarak farkındalığın başladığı en alt basamaktır.

7.derece: yaşama
Bu alan insanın bütünselliği kavraması ile ilgilidir. Normalde göz karşısındakinin hepsini görmez ve kalanı beyin tamamlar. Beynin tamamlaması da bize öğretilmişlerle olur, yani göremediğimiz şeyleri bilmediğimiz şeylerle tamamlayamayız. Ancak bu dereceye gelmişsek hislerimiz de kuvvetlenmiştir, beş duyu organının verilerini bütünsel bir bakışla birleştirme ve zamanı kendimize göre genişleterek birleşme başlamıştır. En güvenli ama en tehlikeli bölgedir. Çünkü iyi ve kötü bu alanda birleşir. Eğer yaşam ahlakına ulaşamamışsak başkaları için tehlike oluştururuz.

8.derece: görme ve kontrollü kontrol
Ilıman bölge, matrix farkındalığı derecesi. Burayı şöyle düşünelim; yüksek ve geniş bir dağ, kişi bu dağın zirvesine yeni çıkmış, en tepedeki kayanın üstünde tek ayak duruyor. Bu derece yaşanılacak şeyler ise; muhteşemlik, azamet, ululuk, zannetmek, sonsuzluk, aşk….
Tüm bunlar aşırı baş dönmesine yol açar, acemi birisi için baygınlık verir. Eğer buraya tam sağlıklı gelemediysek aşağı düşmek bir andan bile kısa olabilir. Hatta gelgitler bile olabilir, çünkü bağımlılık etkisi vardır.

9.derece:başka hayatların var olduğunu görüp şaşırma
İnsan tecrübe etmeden değer bilmez, başına gelmeden anlamaz demek yeterli bu bölgede. Bu ona farklı insanların farklı düşünerek farklı yaşamlar, hayatla ilgili farklı biçimler olabileceğini gösterir, karşılığı şaşkınlıktır.

10.derece: sadece kendi gördüğünü bakma
Küçük yaştan başlayarak insanlara böyle bir eğitim verilir. Bu eğitim beş duyu organının radarına girenleri var kabul edip onların üstüne hayat inşa etmektir. Bu biçimde hep “en”ler vardır. En başarılı, en zengin, en akıllı vs…Finalde bir çiftlik ve doğa hayali oluşur. Çünkü böyle bir hayat doğal bir hayat ( hatta hayat) olmadığı için insan kendi doğasını özler. Aynı zamanda kibir ve egonun ön planda olduğu bu durum zaten beş duyu organının beşinin de kusurlu oluşundan dolayı yanlış temellenir ve sadece “zan”lardan oluşan saplantılı bir hayat ortaya çıkar. Enteresan olan başkası müdahale etmedikçe veya müdahil olmadığı sürece atomik düzeydeki dengeden dolayı inanılan herşey gerçekleşir ki bu kişiyi daha da saplantılı, kibirli yapar.

Dereceler arasında atlamalar, geri dönüşler olabilir. Burada sıralı bir yapı olmaz. Altıncı derece sınırdır ve yedinci derece dikkat ister.

Sanatta ifade özgürlüğü

Genel olarak sanat, “bir duygunun, bir tasarının, bir güzelliğin ortaya konulmasında kullanılan yöntemin tümü ve yaratıcılık” olarak tanımlanmakta. Burada dikkat çeken unsurlar, yaratıcılık, güzellik ve paylaşımdır. Sanatın işlevleri daha net ortaya konulabilirken, sanatın ne olduğu konusunda objektif bir tanım üzerinde  fikir birliği olamamıştır. Bu nedenle sanata ilişkin bir tanım vermektense onun anlamından yola çıkarak  sanatın ne olduğunun ortaya konulması daha yararlı gibi gözükmektedir. Sanat, sadece estetik sonuçlara yönelik güzel sanatlar  ile, dil, konuşma ve mantık yoluyla ifade yeteneğini kapsayan özgür sanatlar olarak ikiye ayrılmaktadır. Aynı zamanda sanatın  toplumsal ve bireysel olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Böylece sanatın bireysel işlevi aynı zamanda toplumsal işlevine de hizmet etmektedir. İşte bu noktada paylaşma unsuru beğenilmenin, onaylanmanın ötesine geçerek genişlik kazanmaya başlar ki burada paylaşmanın genişlemesinden çok sanatı paylaşanlarda oluşan genişlemeden bahsediyorum.

Sanatın doğasında kişi ben sanat yapacağım, sanatçıyım diye yola çıkmaz. Bu bir algılama, yorumlama biçimini yaratıcılıkla varetme-varolma çabasıdır. Paylaşma ile birlikte sanat başlar ki tam bu noktadan baktığımızda hayattır, gerçektir. Sanatta ifade özgürlüğünü konuşurken genellikle sanat kavramı ile ilişkilendirilen güzellik, duyularımız arasındaki biçim bağlantılarının birliğidir. İnsan, duyularının önüne koyulan şeylerin biçimine, yüzeyine ve kütlesine göre davranır. Dolayısıyla bu biçim, yüzey ve kütle çağına uygun, kabul gören ölçülere göre düzenlenmişse insanın hoşuna gider. Bu da güzellik duygusudur ve aslında eski Yunan’dan doğan bir ideal felsefenin ürünüdür. Söz konusu felsefe, Apollon veya Afrodit gibi mükemmel biçimli, mükemmel ölçülü ve doğanın en yüksek noktası olan ideal insanın yüceltilmesi fikrine dayanmaktadır. Bu nedenle eski Yunan’dan itibaren insanlar sanatta bir geometrik kanun bulmaya çalışmışlar ; çünkü sanat güzellik, güzellik ahenk, ahenk de orantıların gözetilmesinden doğduğundan, bu orantıların değişmezliğini kabul etmek akla yatkın olmaktadır. Sanat kavramı hakkındaki anlaşmazlıkların çoğu, sanat ve güzellik kelimelerinin kullanılışındaki özensizlikten ve birbirleriyle ilişkilendirilme biçimlerinden kaynaklanmaktadır.

Sanat insanın kendi doğasını açığa çıkarttığı öznel bir alan olmanın yanı sıra, toplumsal olarak da anlamı olan bir olgudur. Bu nedenle devletler Anayasalarında sanatta ifade özgürlüğünden söz ederlerken, sanatı ve sanatçıyı başka bir takım hak ve özgürlüklere getirdikleri sınırlamalarla ve özellikle de devletin resmi ideolojisi ile sınırlamaya çalışırlar. Oysa, sanatta ifade özgürlüğünün kapsamı ve niteliği, devletin resmi ideolojisi ile değil, sanatın amacı, anlamı ve işlevi ile belirlenmelidir. Ayrıca sanat özgürlüğü devletlerin  kendilerini geliştirmesine ve diğer devletlerle olan ilişkilerine ne denli katkı sağlayabileceği de düşünülmelidir. Sanatta ifade özgürlüğü, insanların kendilerini ifade etmelerini sağlayan bir araç olarak hem sıkı sıkıya insanın kişiliğine bağlı bir hak, hem de kültürü oluşturan, insanı toplumsallaştıran bir olgu olarak kurumsal garanti öngören bir özgürlüktür.

Sanatta ifade özgürlüğünün anlaşılabilmesi için öncelikle sanatın neyi ifade ettiğinin ve sanatın gerek toplumsal, gerekse bireysel olarak nasıl bir işleve sahip olduğunun ortaya konulması gerekmektedir.