Archive for the ‘sezgi’ Category

ses-renk-frekans rezonansları

HERTZ NOTA RENK DÜŞÜNCE YÖNÜ
27.5hz la
taba kibir
31hz si
kahverengi hırs, materyalizm, sıkı çalışma, sağlam olma
33hz do
sütlükahve sefillik, bencillik
37hz re
yeşil hırs, materyalizm, sıkı çalışma, sağlam olma
41hz mi
mavi bilgelik göstermek (dışa doğru)
44hz fa
lacivert bilgelik (içe doğru)
49hz sol
mor sezgi,tinsellik
55hz la kırmızı bencillik, kibir
62hz si kiremit cinsellik, tutkular
65hz do koyu sarı dar fikirlilik, fikri sabitlik
73hz re yeşil kıskançlık
82hz mi mavi kısıtlanma, engellenme
87hz fa lacivert bilgelik (içe doğru)
98hz sol pembe bağımlılık
110hz la kırmızı duyarlılık, şehvet
123.5hz si turuncu duygusal kontrolsuzluk
130.5hz do sarı tembellik
147hz re yeşil insancıllık, iyi yürek
165hz mi mavi hayal gücü, algılama artışı
174.5hz fa lacivert bilgelik (içe doğru)
195.5hz sol pembe şefkat, kendini birşeye adama
220hz la kırmızı hırs, cesaret, kontrol dışılık
248hz si turuncu düzenlilik, beceriklilik, akan enerji
261.5hz do sarı iletişim, sosyallik, yaşamak
293hz re yeşil sempati, bağışlama, anlayış, sevgi artışı
330hz mi mavi kendini adama, idealizm
349hz fa lacivert bilgelik (içe doğru)
392hz sol pembe sevgi, aşk, sevecenlik
440hz la kırmızı arkadaşlık, maddi hayat
495hz si turuncu tembellik, pratik olamama, fazla güç
521.5hz do sarı sosyallik, iletişim, incelik
586hz re yeşil uyum, uyumlanma, akortlanma
658hz mi mavi bilgelik (içe doğru)
698hz fa lacivert idealizm
784hz sol eflatun güven, ihtişam
880hz la turuncu güçlü duygular, o anki duyguguların güçlenmesi
988hz si altın rengi teslimiyet, yetinme, iyilik
1048hz do sarı açık düşünme, samimiyet, dürüstlük
1175hz re fıstık yeşili sağlık, canlılık, yaşam belirtileri
1320hz mi leylak insancıllık, sevgi üretimi
1400hz fa mor ruhsal aydınlanma, ilham
1570hz sol pembe şefkat, adama, duygusal arayışlar
1760hz la gül kurusu saflık, sevgi, kontrolsuz duygular
1980hz si krem insancıllıkla birlikte idealizm
2100hz do sarı akıl, entellektüellik
2350hz re uçuk yeşil depresyon, hayal kırıklığı
2650hz mi beyaz mükemmelliyetçilik
2800hz fa parlak mor inanç, sezgi, zihin uyanıklığı
3150hz sol leylak insancıllık, sevgi üretimi
3520hz la açık kırmızı asap bozukluğu,gerginlik
3950hz si krem idealizm, zannetme, inanışlar
4186hz do sarı tinsel esin, üretime dönüş

Spirütüelliğin Nörobiolojisi

19 sene önce Mart ayında bir pazar sabahı Dr. James Austin Londra’da tren bekliyor ve tren hatlarının ilerisindeki Times nehrine doğru bakıyordu. Amerikalı nörölog bazı çalışmalar yapmak üzere bir seneliğine İngiltere’ye gelmişti. Etrafa baktığında normalin haricinde hiç birşey görmedi. Eski metro istayonu, birkaç bina ve biraz da gri bir gökyüzü.. Diğer taraftan da zihni planladığı Zen-Budizmi ile ilgili inzivada idi. Tam o sırada Austin birdenbire zihninde bir aydınlanma hissetti. Bu hayatı boyunca hissettiği, yaşadığı hiçbir şeye benzemiyordu. Kendi birimsel varlık hissi, çevresindeki fiziksel dünyadan ayrı olduğu düşüncesi adeta sabah sisinin güneşin parlak ışıklarını görünce buharlaşıp yok olması gibi kayboldu. Hatırladığına göre her şeyi ‘’gerçekte ne iseler o şekilde’’ gördü. Kendisinde mevcut olan ‘’Ben, benim, bana ait’’ duyguları yok olup gitti.

Şöyle anlatıyordu “Zaman yoktu, sonsuzluğu hissediyordum. Eskiden var olan arzularım,nefretlerim, ölüm korkum ve dolaylı olarak benliğimden kaynaklanan belirtiler kaybolmuştu. Maddenin esas doğasının ne olduğunu anlamak suretiyle yüceltildim.’’Siz isterseniz bunun adına mistik bir tecrübe, spiritüel bir an, hatta dini , tanrının tecellisi diyebilirsiniz fakat Austin böyle demedi. O yaşadığı rahmet anını tanrının varlığını kanıtlayan ve duyularımızın anlama kapasitesinin ötesindeki gerçeğin kanıtı olarak düşünmektense bunu ”beynin varlığının kanıtı”olarak algılamıştır.

Austin, bir nörolog olarak; gördüğümüz,duyduğumuz ve hissettiğimiz herşeyin beyin tarafından oluşturulup, yaratıldığını kabul etmiştir. Metro istasyonunda yaşadıkları da ona ruhsal ve mistik tecrübelerin nörolojik manalarını keşfetmek için bir ilham vermiştir. Kendisi bu hem korku hem de benlik şuurunun eriyip gittiği anın hissedilebilmesine sebep olarak beyin devrelerine (akımlarına) ara verilmesini (müdahale edilmesini) göstermektedir. Bunlar hangi akım lar?  …. Bir kere tehditleri ve kaydedilmiş korkuları yöneten amygdala’daki aktivitenin baskı altına alınması lazım. Bi zim uzaydaki/boşluktaki orientasyonumuz (yönlendirilmemiz) ve dünya ile kendimiz arasındaki ince keskin ayırımı oluşturan parietal lob akımları da sessiz kalmalıdır. Kendi benliğimizi farketmemizi sağlayan ve zamanı tespit eden frontal ve temporal lob akımları engellenmeli, devre dışı kalmalıdır. Bunların gerçekleşmesinin sonucunu Austin geç miş bir araştırmasında şöyle belirtmiştir:

-‘’Bizim benliğimize ait yüksek fonksiyonlar olarak düşündüğümüz ne varsa şuurdan ayrılır, çözülür, veya silinir.’’ 1998’den beri birçok bilim adamı “Nöroteoloji-dinin ve spirütüelliğin nörobiolojisi’’ çalışmalarına daha çok odak lanmıştır.
Bütün yeni araştırmaların ortak noktası,mistik ve spirutüel tecrübelere ait gizlerin açığa çıkarılmasındaki tutku ve bunların nörolojik bağlantısını ortaya çıkartmaktır. Kısaca beynimizde; günlük tecrübelerin gerçeğinden farklı bir gerçeğin varlığı ve hatta daha hassas ve derin bir hissetmeyi farketmemizdir.
Nöroteolojide psikologlar ve nörologlar; zaman ve mekan sınırı olmayan tecrübeler sırasında beyin de hangi bölge lerin açılıp hangi bölgelerin kapandığını tesbit etmek istiyorlar. Wulff’a göre spirütüel tecrübeler zaman,kültür ve ka der ile ilişkilidir, kısacası değişik kültürlerde, değişik zamanlarda ve farklı kaderlerde tutarlı bir şekilde yaşanmakta dırlar. Bu da sanki büyük bir ihtimalle insan beynindeki işlemlerin, yapıların bir yansıması olan ortak bir çekirdeğin (özün) varlığını akla getirmektedir.

Pennsylvania Üniversitesinden Dr.Andrew Newberg ve onun çalışma arkadaşı Eugene d’Aguili “Tanrı niye uzaklaşmı yacaktır”adlı makaleyi yayınladılar ve bu araştırmada beynin ruhsal elektrik akımını (devresini) belirleyebilmek için beyin görüntüleme (brain-imaging) tekniğini kullandılar. Ayrıca Newberg’in aynı üniversitede Dr.Michael J.Baime adlı bir meslektaşı da Tibet Budist meditasyonunun uygulayıcısı olduğundan onu da denek olarak kullandılar. Deney sıra sında Newberg, Dr.Baime’i küçük karanlık bir odada yere oturttu yanında ise bir ip duruyordu. Denek olan Dr.Baime zihinsel bir imaja konsantre olarak kendi bilincini sessizleştirdi. (Daha sonra bilim adamlarına açıkladığı gibi, ken di gerçek iç benliği olarak tanımladığı bir şey ortaya çıkana kadar şuurunu odaklamış ve sessizleştir miş.) Denek ruhsal duyarlılığının ‘’en tepe’’ noktasına ulaştığında yanındaki ipi kuvvetlice çekti ve Newberg,odanın dışından acele ile girip Dr.Baime’nin sol koluna bolus tarzında radyoaktiv madde enjekte etmiş. Bir süre sonrada hızlıca SPECT’e ( Single Photon emission computed tomography) sokmuş. Beyine opak madde gidince de kan akımının nöron  aktivitesi ile ilişkili olduğunu saptamış.
Bu SPECT görüntüleri; bilim adamlarını insanüstü bir tecrübeyi fotoğraflama noktasına getirmiştir. Beklendiği gibi dikkatin odağı olarak düşünülen prefrontal korteks aydınlandı. Dr.Baime derin olarak odaklanmış durumdaydı fakat en çok dikkati çeken aktivite sessizliğiydi. Parietal lobun superiorun daki bir nöron demeti (beynin arka kısmına ve te pesine doğru) karanlığa gömüldü. Yönlenme-ilişkilendirme bölgesi olarak isim verilen bu bölgede zaman ve mekana ait bilgiler ve vücudun uzay da/ boşlukta yön tayini ile bilgiler işlem görmektedir. Burası aynı zamanda vücudun nere de bitip geri kalan dünyanın nerede başladığını saptar. Özellikle Sol Orientasyon Bölgesi fiziksel vücudun limitsizliği ile ilgili bir duyu yaratır. Sağ orientasyon alanı ise içinde vücudun var olduğu fiziksel mekan duyusunu yaratır.
Orientasyon (yönlendirme) alanı görevini yapmak için duyusal inputa ihtiyaç duyar. Dr.Newberg ‘’Eğer siz bu bölgede ki duyusal inputları (duyusal veri girdilerini) bloke ederseniz, meditasyon konsantrasyonu sırasında yaptığınız gibi beynin kendi ve kendi olmayanlar arasındaki ayırımı oluşturmasını engellersiniz’’ diye belirtmiştir.

Newberg ve D’Aguili  şayet duyulardan sol orientasyon bölgesine hiçbir bilgi gelmezse, beynin kendisi ve dünya arasında koyduğu sınırlamalar engellenir demişlerdir. Bu durumda beynin sanki kendisini sonsuz ve en mahrem bir şekilde her kes ve herşey ile sanki kumaş dokumasında ol duğu gibi birleşmiş görmekten başka seçeneği kalmamıştır. Aynı şekilde şayet duyusal verilerden yoksun kalan sağ oryantasyon bölgesi ise bu defa beyin mecburen sonsuz bir mekan olduğu hissine kapılacaktır.

Doğal olarak herhangi bir dinsel tecrübenin beyin aktivitesine yansıması çok şaşırtıcı olmaz.Yıldırım gürültüsünden, küçük kaniş köpeği görmeye kadar, yaşadığımız, tecrübe ettiğimiz herşey beyinde iz bırakır. Ancak, tecrübenin sinir hücreleri ile ilişkisi olduğu için sadece beyinde tecrübe oluştuğu söylenemez veya tecrübe sadece beyin tarafından yaratılan hayali, gerçek olmayan bir aktivite olarak tanımlanamaz.

Bir elmalı pay aldığımızda ne oluyor:

Beynin koku bölgesi tarçın ve meyvenin aromasını tanır, kayda geçer.

Somato sensoryal korteks dil ve dudaklarda hissedilen o kıtır kıtır parça ile ilgili işlemlere geçer ve tükürük salgısı başlatır.

Vizüel korteks; görünüşü kayıt eder ve tanır.

Ayrıca geçmişteki elmalı payların hatırlanması (büyükannenin mut fağında, köşedeki fırından vs) asosiasyon  (bağlantı kurma/ilişkilendirme) korteksini aktivite eder.

Şayet çok vakti varsa bir nöron bilimcisi çok zaman alsa da “beyindeki elmalı pay” isimli bir PET Scan oluşturabilir. Fakat bu payın gerçekliğini engelleyemez. Newberg’e göre ‘’spiritüel tecrübeler sonucunda beyinde oluşan nörolojik değişimlerin bizzat beyin tarafından meydana getirildiğini tesbit etmeye veyahut bunların bir spirütüel gerçeğin algılanması olduğunu tesbite imkan yoktur. Diğer bir deyişle beynin dini bir tecrübe sırasında ne yaptığını görmek bize bizzat din hakkında bir şey anlatmaz (özellikle tanrının varmı yokmu olduğu hakkında).
Esasında yukarıda anlatılan elmalı pay tecrübesinde rol alan beyin bölgeleri dinsel tecrübeleri de yaratırlar. Bir haçın ya da gümüşle taçlanmış bir Tevratın görüntüsünün dini bir hayranlık duygusu uyandırması beyindeki visual-association bölgesi/ görüntü-ilişkilendirme bölgesine bağlıdır. Bu bölge gözün gördüklerini yorumlar, bu görüntüler le duygular ve anılar arasında ve de bu imajlarla ilgili olarak daha önceden beynin öğrendiği duygu ve anılar arasında da bağlantı kurar. Dua ya da meditasyon sırasında ortaya çıkan görüntülerde (vizyonlarda) bu ilişki bölgesinde oluş turulmaktadır. Tempral lobun elektrikle sitimülasyonu (uyarılması) vizyonu oluşturur. Bu loblar başın her iki yanın da bulunurlar ve beyindeki lisan, kavramsal düşünme ve ilişkilendirme devrelerine ev sahipliği yapar lar. Temporal lob epilepsisinde bu bölgedeki anormal aktivite patlamaları vizyonu aşırılığa götürür.
Bazı çalışmalarda temporal lob epilespsisi ile dindarlık arasındaki bağlantıda şüpheler ortaya atıldıysa da diğerleri bu durumun son derece kuvvetli Joan of Arc (Jandark)  tipi dinsel görüntüler ve seslere sebep olduğunu söylemişlerdir.
Yeni kitabı “Uyanık Yatmak/Lying Awake ” ta yazar Mark Saltzman; manastıra kapanmış bir rahibenin hikayesini an latmıştır. Yıllar boyunca Tanrının varlığını gerçekten hissedemeyen rahibe daha sonra vizyonlar görmeye başlamış tır. Buna sebep de temporal lob epilepsisidir. Rahibe, John of the Cross ameliyat olup olmama konusunda kendisi ile mücadele etmektedir, çünkü bu ameliyat onu büyük ihtimalle tedavi edecek fakat vizyonunu da sona erdirecektir.
Dostoyevski,Saint Paul, Avila’lı Saint Teresa , Proust ve diğerlerinde de, ruhsal konularla ilgilenmek şeklinde bir takıntı (obsesyon) yaratan temporal lob epilepsisi olduğu düşünülmektedir. Oldukça yaygın bir şekilde yaşanan ‘’tanrının sesinin duyulması’’ olayınında temporal lobun elektriksel aktivitesi ile ilgili olduğu düşünülmektedir. Bu insanın içinden gelen sözleri yanlış yorumlayıp kendinin dışındaki bir şeye atfettiğinde ortaya çıkar (iç konuşma: kafanın içindeki küçük sestir ki insan bunu kendinin yarattığını bilir) Bu tecrübeler süresinde beynin Broca Alanı (Konuşma üretiminden sorumlu  alan) açılır. Bir çoğumuz buna, kendi iç sesimizin konuşması diyebiliriz. Manchester Üniversitesinden psikolog Richard Bentall  duyusal bilgi akışı engellendiğinde (meditasyon veya dua sırasında olduğu gibi) insanların içte şekillenen, yaratılan düşüncelerinin bir dış kaynak tarafından meydana getirildiğini düşündüklerini belirtmektedir.
Spiritüel tecrübeler herkesin ulaşabileceği bir şeymidir? Yeni, güçlü görünteleme teknikleri ve oyuncaklarıyla donan mış olmalarına rağmen, nörolojistler hala bu konularda yetersiz ipucuna sahiptir. 1960’dan beri yapılan sayısız
araştırmada soru sorulan deneklerin %30-40’ının ifadesi göstermiştirki; Herkes hayatında bir veya iki defa çok güçlü, sanki kendisini kendi benliğinden dışarı çıkaran ruhsal bir kuvvete çok yakın hissetme olayını yaşamıştır. Gallup anket leri 1990’da; Amerikan yetişkinlerinin %53’ünün içlerinde “ani dinsel uyanış” yaşadığını bulmuştur. Psikologlar genel de bu şekilde mistik tecrübelere açık olan insanların aynı zamanda yeni tecrübelere de açık olduğuna inanırlar. Bu kişi ler çoğunlukla yaratıcı, icat edici ve anket formunda sorulan suallere verilen cevaplardan anlaşıldığı üzere çok çeşitli konularla ilgili ve biraz da karışıklığı seven  yapıdadırlar.
Hepimiz ruhsal tecrübeleri yönlendiren beyin akımlarına sahip olduğumuza göre büyük olasılıkla birçok insanın bu tip tecrübeleri yaşama kapasitesi vardır. Fakat aynı zamanda bu olasılığı kapatmakta mümkündür. Mantıklı, kontrollü ve fanteziye kapalı isen büyük olasılıkla bu deneyimlere karşıda dirençlisindir. Beyin görüntüleme çalışmaları spiritüel ol mayan kişilerin bile dini törenlerden, ayinlerden ne şekilde etkilendiklerini tesbit etmede oldukça yardımcı olmuşlar dır.
Devamlı davul çalma, dans etme, büyü yaparken kullanılan sözlerin devamlı tekrarı, bunların hepsi de dikkati tek ve yoğun bir duyusal uyarıcı üzerinde yoğunlaştırır aynı zamanda son derece güçlü duygusal tepkiler yaratırlar. Bu karı şım beynin uyarılma sistemini (aynen yoğun korku durumlarında olduğu gibi) en güçlü bir şekilde harekete geçirir. Böylece, beynin dengeyi sağlamakla görevli olan yapısı hippocampus frene basar. Hippocampus nöronlar arasındaki sinyal akışını engeller, bu da tıpkı bir trafik polisini trafiğin yoğun olduğu yollara girmesini engellemesine benzer.
Sonuçta beynin bazı bölgeleri –buna meditasyon ve dua sırasında sessizleşenler de dahil- nöronlardan gelen veriler den yoksun kalırlar.
Nöroteoloji en büyük etkisini bizim bilinç hakkındaki düşüncelerimizle ilgili olarak yapabilir, ki bu konu şu anda nöro bilimin en büyük esrarıdır. ‘’Mistik tecrübelerde zihindeki bilgiler adeta solar, duyusal farkındalık sanki yok olur ve siz sadece saf  bilinç ile kalırsınız’’ .  ‘’Bilinç hiçbir objeye ihtiyaç duymaz ve duyusal aktiviteler sonucu ortaya çıkan bir yan ürün değildir.’’
Beyinlerimizdeki devreler/akımlar mı tanrıyı yaratıyor yoksa tanrımı bizim beyin devrelerimizi yarattı sorusunun cevabı ise tamamen imana/inanca bağlı bir mesele olarak kalacaktır.

BEYİN FREKANSLARI

*Delta (0.1 –3 Hz)
En düşük frekanslar deltadır. 4 Hz’den düşüktür ve derin uykuda görülür ve bazı anormal süreçlerde aynı zamanda “empati hali” hissedildiğinde delta dalgaları bilinçaltı düşünceyi yansıtır. 1 yaşa kadar olan bebeklerde dominant ritimdir ve uykunun 3. ve 4. evresinde bulunur.
Amplitude en yüksek ve en yavaş dalgadır. Fiziksel dünyadaki farkındalığımızı azaltmak için delta dalgalarını arttırırız. Aynı zamanda bilinçaltı düşüncelerimize delta dalgaları vasıtasıyla ulaşırız.
Performans arttırmak isteyenler delta dalgalarını azaltır ve yüksek odaklanma ve peak performans (yüksek performans) elde edilir.
Ancak, Dikkat Eksikliği teşhisi konmuş bireyler odaklanmaya çalıştıklarında delta dalgalarını düşüreceklerine arttırırlar. Uygun olmayan delta dalgaları odaklanmayı ve dikkati ciddi bir şekilde kısıtlıyor. Sanki beyin sürekli uykulu bir devreye kilitlenmiş gibidir.
Başka bir açıdan delta dalgasını tanımlarsak; araba kullanıyorsunuz ve araba 1. viteste. Bu vitesle çok hızlı gidemezsiniz.Yani delta 1.vitesi temsil ediyor.
Delta (0.1-3 Hz) : Dağılım : Genellikle geniş ya da bilateral yayılmış olabilir, yaygın.
Subjektif duygu durumları : derin, rüyasız uyku, non-rem uyku, trans hali, bilinçsiz.
İlişkili iş ve davranışlar : uyuşukluk, hareketsizlik, dikkatsiz
Fizyolojik ilişki : hareketsiz, hemen harekete geçememe.
Eğitimin etkileri : Arttırılırsa uykuya, trans haline, derin gevşeme durumuna neden olur.

*Theta (4-8 Hz)
Diğer bir beyin dalgası da thetadır. Theta 3.5 – 7.5 Hz arasında faaliyet gösterir ve “yavaş” aktivite olarak sınıflanır. Yaratıcılık, sezgi, hayal kurma, fantezi kurma ve hatıralar, duygular, heyecan uyandıran olaylar için bir çeşit mahzen gibidir.
Theta dalgaları içe dönük odaklanma, meditasyon, dua ve ruhani farkındalık sırasında kuvvetlidir. Uyanık olma ve uyku arasındaki durumu yansıtır. Bilinçaltıyla ilgilidir.
Uyanık haldeki yetişkinler için anormal ama uyku sırasında olması normaldir. Theta’nın hippocampal ve limbik sistem bölgesindeki aktiviteyi yansıttığına inanılır. Theta endişe, kuruntu, huzursuzluk ve çekingenlik sırasında gözlemlenir.
Theta dalgası normal fonksiyon ediyor göründüğü zaman, öğrenme ve hafıza gibi kompleks davranışları ilerletir. Olağandışı duygusal durumlarda, stres veya hastalık gibi, üç büyük vericide (transmitter) dengesizlik olabilir ve bu da normal dışı davranışlara neden olur.
Tekrar araba örneğimize geri dönecek olursak, thetayı 2. vites olarak düşünebiliriz. 1. vites (delta) kadar yavaş değil ama hala hızlı değil.
Dağılım : genellikle bölgesel, birçok lobu içerebilir, yanal ya da yayılmış olabilir.
Subjektif duygu durumları : Sezgileri güçlü, yaratıcı, anımsamak, hayal, düş, rüya gibi, değişken düşünceler, uykulu, “birlik, bir olma”, “açıkgöz”
İlişkili iş ve davranışlar : Yaratıcı, sezgisel; aynı zamanda dalgınlık ve odaklanamama olabilir.
Fizyolojik ilişki : Zihin/beden entegrasyonu, iyileşme.
Eğitimin etkileri : Arttırılırsa başı boş gezme, trans durumu. Düşürülürse, konsantrasyon artar, dikkat yoğunlaşabilir.

*Alpha (8-12 Hz)
Alpha dalgaları 7.5 ve 13 Hz arasındadır. Alpha dalgalarının can alıcı noktası 10 Hz civarındadır. Sağlıklı alpha üretimi, zihinsel beceriyi arttırır, zihinsel ahenge yardımcı olur, rahatlama duygusunu arttırır. Bu durumda elinizdeki herhangi bir işi başarmak için hızlı ve etkili hareket edebilirsiniz. Alpha hakim olduğu zaman kişiler kendilerini rahat ve sakin hissederler. Alpha bilinç ile bilinçaltı arasında köprü gibidir. Gevşemiş, rahatlamış normal insanlarda görülen başlıca ritimdir. Hayatımızın büyük bir kısmında, özellikle 13 yaştan sonra mevcuttur.
Alpha ritimlerinin, beynin beyaz maddesinden çıktığı söylenir. Beyaz madde, beyinde bütün parçaları birbirine bağlayan bir kısım olarak görülür.
Alpha beyinde yaygındır ve kişi uyanık olduğu zaman ortaya çıkar. Occipital bölgede (kafanın arka tarafı) ve frontal kortekste yoğunluktadır. Alpha dışadönüklük (içe dönüklerde daha az), yaratıcılık ( yaratıcı kişilerde dinlerken ve yaratıcı bir problemin sonucuna ulaşırken alpha gözlemlenir) ve zihinsel aktivite sağlar.
Eğer alpha dalganız normal limitlerinde ise iyi bir ruh halinde olursunuz, dünyaya daha doğru bakarsınız ve sakin hissedersiniz. Alpha, sınıfta veya işte öğretilen bilgiyi öğrenme ve kullanma anlamında beynin en önemli frekanslarından biridir. Gözlerinizi kapatarak veya derin nefes alarak alphayı arttırabilirsiniz; düşünerek veya matematik işlemleri yaparak da düşürebilirsiniz.
Araba senaryomuzda, Alpha vitesin boşta olması anlamına gelmektedir. Alpha, bir işten başka bir işe kolayca geçmemizi sağlar.
Dağılım : Bölgesel, genellikle bütün lobu içerir, göz kapalıyken daha fazla occipital lobda bulunur.
Subjektif duygu durumları : relax(rahat), sıkıntılı değil, uykulu değil, sakin, bilinçli
İlişkili iş ve davranışlar : meditasyon, eylem yok.
Fizyolojik ilişki : rahatlamış, iyileşmiş.
Eğitimin etkileri : rahatlama sağlatır.
Düşük alpha : 8-10 : iç farkındalık, zihin/beden etkileşimi, denge
Yüksek alpha : 10-12 : merkezleme, iyileşme, zihin/beden bağlantısı.

*Beta (12 Hz üstünde)
Beta aktivitesi hızlı bir aktivitedir. 14 ve üstü frekanstadır. Eş zamanlı olmayan aktif beyin dokusunu yansıtır. Simetrik dağılımda genellikle her iki tarafta görülür, önde daha fazladır. (frontal) Kortikal hasarda kaybolabilir ya da azalabilir.
Genellikle normal ritimdedir. Dışsal ve içsel uyarıcılara duyarlılık veya kaygılı olma durumunda veya gözler açıkken dominant ritimdir.
Gözlerimiz açıkken, dinlerken, düşünürken, analitik bir problem çözerken, karar verme veya yargıya varma durumunda, etrafımızda olan biten bilgiyi işleme sırasında aktiftir.
Beta araba senaryosunda, overdrive’ı temsil eder. Beta bandı oldukça geniş bir ranjdadır ve düşük, orta ranj ve yüksek olmak üzere üçe ayrılır:
Düşük beta (12-15 Hz), “SMR”
Dağılım : yan tarafta ve lobda lokalizedir ( frontal, occipital vb)
Subjektif duygu durumları : odaklanmış ama rahat, entegre
İlişkili iş ve davranışlar : düşük smr “Dikkat Eksikliği Hastalığına” yol açabilir, odaklanmış dikkatte eksiklik.
Fizyolojik ilişki : Hareketle ketlenir, vücudu sınırlandırmak smr’yi arttırabilir.
Eğitimin Etkileri : SMR’yi arttırmak rahat odaklanma sağlar, dikkat gerektiren yetenekler düzeltilebilir.
Orta ranj beta (15-18 Hz)
Dağılım : birçok alan üstünde lokalizedir. Bir elektrot üstünde odaklanılabilir.
Subjektif duygu durumları : düşünme, kendinin ve etrafın farkında olma.
İlişkili iş ve davranışlar : zihinsel aktivite
Fizyolojik ilişki : tetikte, aktif ama huzursuz değil.
Eğitimin Etkileri : zihinsel yeteneği arttırabilir, odak, tetikte olma, zeka
Yüksek beta (18 Hz üstünde)
Dağılım : lokalize, çok fazla odaklanmış.
Subjektif duygu durumları : tetikte olma, huzursuzluk
İlişkili iş ve davranışlar : zihinsel aktivite, örn: matematik, planlama vb…
Fizyolojik ilişki : zihin- beden fonksiyonlarının genel aktivasyonu.
Eğitimin Etkileri : çok artarsa, tetikte olmaya neden olur aynı zamanda huzursuzluk verir.

Her bir dalga türü, bilinç durumunun bir aşamasıyla bağlantılı. Bu dalgalar arasında eşgüdümlü bir geçiş sağlanamazsa çeşitli sorunlar ortaya çıkıyor. Gerektiği zamanda delta ve teta dalgaları oluşmazsa, kişide uykusuzluk sorunu oluşmaya başlıyor.
Örneğin bir pazartesi sabahı, uykumuzun en derin yerinde delta dalgaları üretmekte olan beynimiz, alarmın çalmasıyla bir anda stresli bir güne başladığımızı hatırlayıp beta dalgaları üretmeye başlıyor.
Bir fincan kahve sonrasındaysa alfa ve teta dalgalarını iyice baskılayıp beta dalgalarına kendimizi alıştırmaya çalışıyoruz. Beynin zıt dalgalara ani geçişi, insanda stres yaratabiliyor. Alfa dalgaları günlük performansımızı artıran, beyni stresten koruyan ve genellikle yaratıcı olmamızı sağlayan dalgalar. Bu nedenle bu dalganın baskılanması insanda gerilim, yani stres oluşturuyor. Yaratıcılığımızı ve günlük hayatımızdaki performansımızı geliştirmek için delta dalgalarının artırılması gerekiyor. İnsanın kendisini rahatlatarak stresten uzak kalması, bu dalgaları artırıp performansımızı yükseltiyor.

Eğer hasta olmak istemiyorsan…

* Duygularını anlat.
* Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular; gastrit, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar.
* Zamanla, duyguların bastırılması kansere dönüşür.
* sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız!
* Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel birer terapidir!

* Karar Vermelisin..
* Kararsız kişi güvensiz, endişe ve ıstırap içinde olur.
* Kararsızlık, sorunları, endişeleri ve çatışmaları çoğaltır.
* Kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanıdırlar.

* Olduğundan Farklı Yaşama.
* Gerçeği saklayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir.
* Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü bir şey yoktur. Kaderleri ilaç, hastane ve acıdır.

* Kabullen.
* Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır.
* Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar.
* Eleştirileri kabullen. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.

* Çözümler Bul.
* Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler.
* Arı ufacıktır fakat var olan en tatlı şeylerden birisini üretir.
* Olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.

* Güven.
* Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz, açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez.
* Güven olmadan, bir ilişki de olamaz. İnsan hayatın içinde heran herşeyle ilişki içindedir.
* Güvensizlik insanın inancının sağlam olmamasından kaynaklanır.

Hayatı Üzgün Yaşama.
* Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir.
* Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştirir. “İyi mizah bizi doktorun elinden korur”.
* Mutluluk sağlık ve terapidir.

 

Zıt kutupluluk (polarite) yasası

Zıt kutupluluk (polarite) yasası

Neyi iterseniz en fazla onu çekersiniz hayatınıza…
İttiğiniz şey odaklandığınız şeye dönüşür, duyduğunuz tepkiyi daha çok besleyip çoğaltmış olursunuz.

Bir şeyin hayatınızdan çıkmasını istiyorsanız önce onu kabullenin.

Evrende her şey bize zıddıyla birlikte gelir. Zıddına bakarak olumsuzluğa kapılmak ve onu bir talihsizlik ve engel olarak görmek de bir seçim, onu sizi güçlendiren ve ders
alınması gereken bir armağan olarak görmek de bir seçim.

Armağanı kabul ettiğinizde hayatınızdan çıkıp gidecektir. Yarattığı boşluğa dolan şey ise zıddı yani istediğiniz şey olacaktır.

Evrenin en önemli yasalarından biri “Zıt Kutupluluk Yasası”dır.
Zıt Kutupluluk Yasası her şeyin bir de karşıtı olduğunu söylerken “Şayet bir şeyin karşıtı yoksa onun kendiside yoktur” çünkü biri diğerinin varlığını zorunlu kılar der.

Günlük yaşamımızda deneyimlediğimiz hayati zıtlıklar da buna dahildir.

Nefes alıp-vermek, uyumak-uyanmak, gerilmek-gevşemek, üzülmek-sevinmek, acıkmak-doymak gibi…
Nefes almazsak nefes de veremeyiz. Hüznü yaşamadan sevinci tarif edemeyiz.

Yaratan dışında her şey iki kutupludur. Zıt Kutupluluk Yasası öbür alemin varlığını da zorunlu kılar.

Biz bu dünyada yaşıyoruz, öyle ise bir de öte alem olmalı.
Öte alemi ya da diğer boyutu farklı frekansta olması sebebiyle bu alemdeki çıkarımlarımızla algılamamız zordur.

Ölüm anında insan ruhu bedenini terk ederek diğer kutba yani öte aleme geçer.
Oradan da karşıt kutba, yani bu dünyaya geri dönüş dalgasına girer.
Bu durum Zıt Kutupluluk Yasası’nda “Reankarnasyon”u yaratır.
Reankarnasyon döngüsü “Ruhsal Parça” bütünleşene yani tamamlana kadar böyle devam eder.

İki zıt kutup değer bakımdan birbirlerine eşittirler. Yani “mutlak iyi” ya da “mutlak kötü” diye bir şey yoktur.
Gelişmek istiyorsak zıt kutupların her ikisini de yaşayarak tecrübe etmek zorundayız. Ancak böyle gerekli olan deneyimi kazanarak bu konudaki öğrenme sürecini
tamamlayabiliriz.

Yaşamımız boyunca manevi görevimize uygun olan bazı olaylar ya da durumlarla yüzleşmek zorunda kalırız.
Bazen bir olayı en aşırı noktasına kadar yaşamamız gerekebilir.

Ne öğrendiğimizi anlayana ya da gereken dersi çıkarana kadar hep aynı ya da benzer olaylarla yüzleşir dururuz.

Evrende iyi ya da kötü yoktur. Sadece “durum” vardır. Yaşadığımız olaylara anlam yükleyen iyi ya da kötü diye anlamlandıran bizleriz.

Negatif kutup kötü değildir. Onu yanlış anlayıp tepkiyle besleyip çoğaltırsak gerçekten “negatif” sonuçlar deneyimleriz.

Yaşama güvenin başınıza istemediğiniz bir şey geldiğinde kabullenerek içinde bulunduğunuz durumu değerlendirin, almanız gereken dersleri mutlaka bulacaksınız.
Ondan sonra ibre sizin beklediğiniz olumlu yöne dönmekte gecikmeyecektir…

izleyici

Yalnızmıyız, değilmiyiz?  Sadece tek bir izleyicimiz bile olsa eylemlerin yönü farklılaşır ki zaten öyle… Futbol, oyuncuların  topun arkasından koştukları bir spor olduğu kadar hayatın içinden gelme bir yapı olduğu için farklı algılanabilir. Defans, ofans, geçmiş, gelecek, tribün, hakem, çalıştırıcılar,yorumcular vs…

 

İnsan

İnsanların toplam bilinci bir insanı oluşturur. Ya da tersinden bakarsak, tek bir insanın farklı şekilleriyiz.

Zaman (yaşadığımız tarih) ve mekan (bulunduğumuz ortam) hayatla yoğurularak farklılığı oluşturur.

Eğer harhangi birimiz doğduğu tarihten 1 saniye önce veya farklı bir yerde doğsa şu anda olduğu durumdan daha farklı olur ve aynı zamanda herşey de farklı olurdu.

Bu durumda örnek alabileceğimiz bir kişi olmamız mümkün değildir. (çok yakın olsak dahi)

Doğduğumuz zaman, ülke, iklim, şehir, kasaba, mahalle, hava şartları, günlük yaşam, toplum, toplum yaşantısı, hayatın ritmi, melodisi ve daha birçok faktör hayatımızdaki herşeyi etkiler, biçimlendirir.

Hayatın genel olarak devamı her insanın farklılığı ile ilgilidir. Bu aynı zamanda zenginliktir, bir insanın farklı yetenekleri olmasına benzer.

İnsanların birbirine benzemeye çalışması yanlıştır. Öykünme bir insanın erken yaşlarda kullanması gereken bir yöntem olsa da yaşadıkça kendine özgü bir biçim oluşturmak insanı sağlıklı yapar. Birilerinin ulaştığı yere farklı yöntemlerle ulaşabiliriz, ulaşmalıyız.

Bu durumu daha iyi anlayabilmek için kendimizi (düşünce sistemimizi hiç değiştirmeden) başka bir coğrafyada hayal edelim. (mümkün olduğunca gerçekçi ve dürüstçe) Aynı zamanda evden 1 sn geç çıksak acaba hayatımız nasıl değişirdi?

 

Büyü

Yaşanılan her ânın içinde bir büyü (sır) gizlidir.
Bu büyü aslında sürekli gibi algılanan yaşamın her bir fotoğraf karesinde var olan hamurdur. Beyin sürekliliği başlattığı anda beş duyu harekete geçer ve büyü geri planda kalır. Ancak herşey, yaşandıktan sonra büyüsü (sırrı) hissedilir.
Eylemin , yapılacakların yönünü gösteren olayın büyüsüdür. Realite gerçekçilik manasını taşırken diğer yandan süreklilik karşısında sanki çomak sokmak gibidir.
Birbirine aşık bir çifte bakıp onların niye aşık olduklarına gerçekçi bir yaklaşım getirmek aşka çomak sokmaktır. Aşkın büyüsüne kapılıp gözleri kısmen kapanmış bir çift için önemli olan yaşananlardır, yoksa bu aşkın niçinleri-nedenleri ne anlam taşır ki.
Oysa insan (acizliğinden dolayı) hep merak eder, anlamaya çalışır. Etrafında her gördüğü yere çomak sokar, detaylar bulup ıcığını, cıcığını çıkarır.
İnsan akıl ve sezgiyi dengeli kullanmalıdır.
Gündelik hayat görevlerin tekrarlanması iken önemli olan yaşamın büyüsüdür.