Archive for the ‘Beyin’ Category

Dopamin

Dopamin sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan bir kimyasal ve hipotalamus (haberleşme ve denetim merkezi) tan salgılanıp kana karışan bir nörohormondur.  Hayatın kendisinden, yaptıklarımızdan keyif alma, konsantrasyon sağlama, güçlü hafıza, dolayısı ile öğrenme becerisi  üzerinde etkili olduğu gibi bağımlılıkları da engeller. Uzun süreli  dopamin eksikliğinde  Parkinson hastalığı ortaya çıkabilir . Dört hormondan ( Dopamin, Serotonin, Testosteron, Östrojen)  Dopamin hakimiyetindeki insanlar  “meraklı” olurlar. Dopamin seviyesi başta depresyon olmak üzere  hastalıklara yakalanmamızı etkiler.

Vücutta dopamin salgılanmasını arttıran yiyecekler:

ceviz, kabak çekirdeği, badem, buğday tohumu

hindi, ördek, tavuk, balık

süt, peynir, yumurta

çilek, elma, kızılcık, kuru erik, muz, yaban mersini

pancar kökü, fasulye, salatalık, soya fasulyesi, baklagil

 

 

 

Alkali-Asit kalıpları

asit-alkali

Bilinç6

– Biliçaltı bugünün insanı için ilkel fakat gerekli bir programdır. Kendini arayan insan bilinçaltını kontrol edip yeniden programlayabilir ki bu felsefe, din, spiritüelizm, NLP, akıl vs gibi birçok yolla mümkün. Ancak programı değiştirmeden de bugünü yaşayabiliriz (zaten böyle yaşarız). Arayan, soran için önce tanımak gerek.

*Bedeni işletir. Bunun için detaylı bir planı vardır: Vücudun şimdiki halinin ve mükemmel sağlığın planına sahiptir. Bu nedenle bilinçaltının yarattığı psikosomatik rahatsızlıkları yine bilinçaltının yardımıyla gidermek mümkündür. Bazen bunu kendisi de yapar.
Örneğin sınav kaygısı yüksek bir öğrencinin bilinçaltı kaygıyı yaratan sınavdan sahibini korumak için bağırsak sistemini bozabilir, o geceyi acilde baygın geçirtebilir, elleri ayakları, sanki sinir ucu iltihaplanması varmış gibi tutmaz olabilir ve sınav saati gelip geçtiğinde sahibini tekrar eski haline getirebilir.

*Bedeni korur. Bedenin bütünlüğünü korur. Hücre düzeyinden sistemlere, sistemlerin uyumlu çalışmasına kadar bütün bedenin işleyişini her an kontrol eder. (Siz nefes almayı unutabilirsiniz ama o unutmaz)

*Bilinçaltı temel olarak hayatın devamını sağlamaya çalışan ve beyinin birtakım özelliklerini kullanan ana kumanda odası gibidir. Burada veriler birbirleri ile bağlantılanır. Duyu organlarının algıladığı veriler hafızadakilerle ilişkilendirilip genellenir. Örneğin soğuk bir kış günü gri bir havada, üstünde yeşil bir kıyafet olan arkadaşımızın köpeği bize saldırırsa bir ömür boyu soğuk, kış, gri-yeşil kombinasyonu ve tüm
köpeklerden korkarız. Ancak  köpekler gerilim yaratırken buna yol açan köpeğin arkadaşımızın olması tuhaf bir ikileme yol açıp şüpheci veya tutarsız bir kişiliğe yol açabilir. Yapı o kadar karmaşıktır ki yeşil zeytinden bile nefret edebiliriz.

*Yedi yaşına kadar muhakeme yapma özelliği başlamadığı için, beş duyu organının yakaladığı herşey yargısız depolanır. Yaşanan her an renk, koku, tat, ses ve enerjisi ile birlikte etiketlenerek hafızaya kayıtlanır. Henüz kutuplanma  (doğru-yanlış) olmadığı için kaydedilen verilerin yönü daha sonra yaşananlarla belirlenir. Bu dönemde -kayıt anında-  muhakeme yapılmaması, herşeyin hafızaya ham olarak depolanması psikolojik hayatımızı oluşturur. “İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur” durumu, bir türlü değişememek, birçok anlamsız korku bu kayıtlar sebebi ile oluşur.

*Hafızayı tekrar şekillendirir ve yönlendirir. İnsan için önemli problemlerden biri budur.
Çünkü bu şekillendirme işlemi zannetmeye yol açar ve aslından uzaklaştırır. Kendi zaman çizgisini oluşturur.

*Çözümlenmemiş tüm negatiflikleri, kötü anıları maskeler. Maskeleme sonucunda mental ya da fiziki durumlar yaratır. Birçok hastalık, rahatsızlık ve ağrı gibi durumları oluşturur.

*Bastırılmış anıları çözüm için sunar. Bir davranışın neden yapıldığını açıklamak ve “sahibini” korumak için bunu yapar. Ama sunduğu anının, o davranışla ilgili olması gerekmez. Sadece mantığınıza yatması ve o duygusal tepki için “sahibine” hak vermeniz yeterlidir.

*Olay odaklıdır, bütünsel bakmaz. Yargıya varırken öğretilmiş-öğrenilmiş kavramlar üstünden matematiksel yürür.

*Bilinçaltı olaylar ve duygular arasında bağlantılar kurar çünkü bilinçaltı tüm duyguların kaynağı ve yerleştiği yerdir. Bir duygu durumundan bir başkasına geçer ve bütün davranışlar duygu kalıpları ile ortaya çıkar. Kurulan bu bağlantılar ve yüklenen anlamlar davranışlarımızın gerçek sebepleridir. Bir davranışı değiştirmek için ona yüklenmiş anlamı göz ardı eden yaklaşımlar, bilinçaltı karşısında yetersiz kalmaktır. Örneğin herhangi bir şeye kendine güven gibi bir anlam yüklenmişse, bu anlamı yükleyebileceği yeni bir davranış seçeneği sunmazsanız o şeye bağımlı olursunuz.

*İstenene ulaşılması için kaynaklar üretir, muhafaza eder, dağıtım yapar ve “enerji” iletir. İsteme noktasında dikkatli olmak gerekir. Sürekli ölmek istediğini söyleyen biri, sonunda bilinçaltını tedavisi çok zor ya da imkânsız bir hastalık yaratmaya itebilir.

*Hizmet etmekten hoşlanır, gerçekleştirmek için net ifadelere ihtiyaç duyar. Bilinçaltı, sahibi ne isterse sahibine onu verir. Bilinçaltı çok istediğimiz veya hiç istemediğimiz şeylere, yani iyi konsantre olduğumuz şeylere ulaşmamızı çabuklaştırır.

*Bilinçaltı yaşam boyu süren bir programdır. En baştan nasıl programlandıysa buna bağlı ve bağımlı olarak devam eder. Tersi davranışlarda yaşanan suçluluk duygusu bazen bir ömür boyu sürer, bilinçaltı kişiyi cezalandıracak bir hastalık veya bir mahrumiyet yaratabilir.

Ayna nöron- empati

Ayna nöron 1996 yılından başlayarak (İtalya’da Parma Üniversitesi’nden) Giovanni Rizzolatti, Vittorio Gallese ve ekibi tarafından hayatımıza girdi. Bu motor nöron hücresi  insan beyninde broca denen ve konuşmadan sorumlu olduğu bilinen bölgede bulunur.
“Bir şeyi görmek ve bir şeyi yapmak aynı şeydir!” Yani, bu nöron birisini bir şey yaparken seyrederken sanki kendisi yapıyormuş gibi aktive olur. Bilim adamları buradan yola çıkarak, konuşmanın, başkalarının hareketlerini tanıma ve algılama ile başladığını düşündüler. Önceleri el kol işaretlerine ve mimiklere dayanan haberleşme, zaman içinde konuşmaya dönüşmüştü. Mutlu yüzlere bakan insanların, gülerken gerilen kaslarının, kızgın yüzlere bakanların ise kaşları çatan kaslarının resme baktıktan 700 milisaniye içinde kımıldadığı saptanmış. Çevremizde biri esnese çok geçmez tek tük başka esneme sesleri ardı sıra dizilir. İnsanın ayna nöron sistemi, maymunlardan farklı olarak sol yarı kürede ve özellikle dille
bağlantılı Broca alanında toplanmıştır. Günümüzde ayna nöronları psikolojinin DNA’ları olarak görülür.

“Mirror neurons” – “ayna nöronlar” işlevini hatırlatalım…

Gülmek, esnemek, ağlamak, karamsarlık, neşe, coşku, hüzün vb. gibi pek çok davranış ve duygu biçimi insanlar arasında kolayca yayılabilen ve taklit edilen duygulardır. İnsan beyninin işlev gören kısmının nöronlardan oluşur ve bu nöronlar elektrikle çalışır. Her bir nöron yüz mili volt elektrik enerjisi üretildiğinde aktif olarak çalışır hale gelir. Buna aksiyon potansiyeli ismi verilir. Beynimizde yaklaşık yüz milyar nöron vardır. Bu nöronların çalışması günümüzde EEG denilen aletle, elektrik akımı ölçülerek
incelenebiliyor. Beynin çalışması fonksiyonel manyetik rezonans (fMR) ve pozitron emülsiyon tomografi (PET) cihazlarıyla da araştırılabiliyor.

Katıla katıla gülen kendimizi alamayıp gülmeye başlarız. Bunun gibi gerginlik, gerginliği; neşe, neşeyi bulaştırır. En iyi hatiplere bakın ya da kendinizi konuşurken düşünün, elleriniz ve kollarınız konuşmayı tamamlamaya çalışırlar ya da kimi zaman sözcüklerinizle saklamaya çalıştığınız düşüncelerinizi yüz ifadeniz ele verir. Vücüt dili ya da empati üzerine onlarca kitap bulabilirsiniz bugün. Bilim insanları
Ayna nöronların varlığının empati ile ilişkilendirilmesi ile konunun içinde pek çok parantez açılması sağlanmıştır. Parantezlerin her biri ise bilimdışı bildiğimiz pek çok olgu için açıklayıcı kaynak olmuştur.  Birkaç paranteze birlikte bakalım:
• Sürü psikolojisinin temel nedeninin ayna nöronlar olduğu konusunda ileri sürümler var.Çete davranışları ve sürü psikolojisi gibi öğelerin altında insan beynindeki ”ayna nöron”ların bulunduğunun düşünülür.
• Ayna nöronlarla ilgili bir başka çarpıcı parantez, otistik çocukların ayna nöron mekanizmasının arızalı olmasıdır. Otizm, Yunanca autos (kendi) sözcüğünden geliyor. Türkçeye kendicilik diye çevrilebilir. Otistik çocuğun çektiği temel zorluklardan biri, metafor (eğretileme) ve metonim (düzdeğiştirmece) gibi söz oyunlarını anlayamamalarıdır. Örneğin, ‘Yumruğunu sık!’ denildiğinde, çocuk bir eliyle yaptığı yumruğu öbür eliyle sıkıyor.
• Parapsikolojik kabul edilen başka bir konu var ki, akıl okumak diye de adlandırılır…  Bazı insanlar bir diğer kişinin beyninin içinden geçeni rahatça algılayabiliyorlar. Özellikle empati duygusu fazla olan insanlarda gelişmiş olan akıl okuma yeteneği, telepati adını da alabiliyor ve empati ile iç içe geçiyor bu noktada. Ayna nöronlar ile ilişkilendirilerek açıklandığında telepati bilimsel bir izaha kavuşabiliyor:
Birinci şahsın bilinç dışında bulunan duygu, hayal gücü veya sezgiden sorumlu kısımlarında elektriksel aktivite oluşur bu aktivite bilinç dışında bulunan telepatiden sorumlu ayna nöronlarını uyarır ayna nöronlarından enerji açığa çıkar bu enerji evrene yayılır, alıcı kişiye ulaşır ve alıcı kişideki ayna nöronlarını uyarır. Burada oluşan aksiyon potansiyeli duygu durumu değiştirir bir his bir sezgi açığa çıkarır, çoğu kişi bu bilinçli zihinleriyle bu hisse bir anlam veremeyebilir, ancak altıncı hissi kuvvetli diye tabir ettiğimiz kişiler ile trans haline girmek suretiyle bilinçlerinin engelleyici etkisini kapatmayı öğrenmiş kişiler buna daha iyi anlam verebilirler.
Gönderilen mesaj alıcıda bilinç seviyesinde anlaşılamazsa bir iç sıkıntısı olarak tezahür edebilir. Altıncı his, telepati, pozitif –negatif enerji gönderimi gibi parapsikolojik yeteneklerde bu konuyla ilgili nöron grupları tarafından gerçekleştirilir. Üzerinde çalışılırsa ustalık kazanılabilir. Ancak bazı kişiler doğuştan daha yeteneklidir. Uzaktan görme-işitme gibi psişik yeteneği olan insanlar, ABD ve İngiltere’de bazı çözümlenmesi mümkün olmayan adli olaylarda polis tarafından görevlendiriliyor. Bu insanlar nasıl
oluyor da uzaktan görebiliyorlar düşünmek gerek. Uzaktan hissedebilme yeteneğinin gelişmesiyle beyin ve düşünce kontrolleri konusundaki komplo teorilerinin dayandığı bir takım bilimsel gerçekler olmasa üzerine kitaplar yazılmaz. (Adam Fawer- OLASILIKSIZ)
Biyoelektromanyetik dalgalarla, düşünme sırasında hücreler arasındaki iletişimin sağlanması ve ayna nöronları sayesinde bir diğer insan tarafından diğer kişi harekete geçmeden önce geriye kontrol eden ve durduran düşünceler gönderilmesi üzerine kurulu olan bu kitabın içindeki senaryo hiç de akla uzak gelmiyor doğrusu…
Derin hipnozlarda kişilerin astral yolculuk yapabildikleri söylenir. Uzaktan görme mekanizmasını açıklayacak olursak beyinde ayna nöron grubu uzaktaki bir olay için enerji gönderir. Enerji, gönderilen yerden geri yansır ve alıcı nöronlarca algılanır. Bu işlem aynı ultrasonla insan karnında bir görüntü oluşturmayı andırır. Görüntü bilinç dışında oluşur, çok net değildir.  Bunu yorumlayacak şahsın bilgi, beceri, yetenek ve tecrübesi olaya açıklık getirir.  Evrene bakılırsa hemen her şeyin dalga hareketi (iniş- çıkışlar) yaptığı görülür. Gece-gündüz, siyah-beyaz, ses ve en önemlisi ışık; dalga hareketi yapar, örnekler çoğaltılabilir. Bir grup bilim adamı zamanın da dalga hareketi yaptığına inanıyor. Zaman dalga hareketi yapıyorsa, zaman içinde yolculuk mümkün olabilir.
Zamanın dalga hareketi yaptığı varsayımından yola çıkarsak, zamanın farklı boyutlarında, aynı yerde yaşamın cereyan ettiği düşünülebilir.  Geleceği görebilen insanlar beyinlerindeki ayna nöronlarını kullanarak bunu bilinç dışlarından yapabiliyorlar.

• Ayna nöronlarının bulunduğu nöron grupları bilincimizin dışındadır.( doğal yapımızın içinde yaratılışımız gereği mevcuttur ve motor nöron adı verilir)
• Bu nöron gruplarından gelen verileri değerlendirmeyi engelleyen düşünce ve olaylar, doğru değerlendirme yapmamıza engel olabilir. (Fazla empati nedeniyle kişisel başarısızlık örneğinde olduğu gibi bilinçli düşünce ile motor olanı dengeleyememek)
• Ayna nöronlarından gelen verilerin doğru değerlendirilmesi için trans hali oluşturularak engelleyici düşüncelerin uzaklaştırılması gerekir. (Motor özelliği olan bu nöronları tam algılayabilmek için diğer istemli düşünce ve duyuları durdurabilmek, meditasyon için istenen “düşüncesiz” kalmayı başarmak gerek)
• Ayna nöronlarından uyku esnasında da veri gelebilir (haberci rüyalar, istiareye yatmak)

İkinci Beyin

İnsanlık bunu hep sezmiştir… Hislerin makamı vücudun tam merkezindedir… Orada,
midede, heyecandan “kelebekler uçuşur”, öfke mideye “vurur”.

New York Columbia Üniversitesi Anatomi ve Hücre Biyoloji Bölüm Başkanı nöro bilimci Michael Gershon, bunun sebebini bağırsaklardaki ‘‘beyin” olarak  tanımlıyor. Bilim ve toplum tarafından tabu kabul edilen ve çirkin gorülen bağırsaklar, yüz milyonlarca sinir hücresi tarafından çevrilmiş olup omurgadan daha fazla nörona sahiptir.   Nöro bilimcilerin keşfine göre, bu “ikinci beyin” neredeyse kafadaki beynin bir ikizi; hücre tipi, etken maddeleri ve reseptörleri ile kafadaki beynin birebir aynısıdır.

İnsanın sindirim sistemi, yüz milyon sinir hücresi ile çevrilmiştir. Bu ikinci beyin ne işe yarıyor? Düşünüyor ve hissediyor mu? Hatırlıyor mu?

En son araştırmalar, sindirim sistemi ile ruhsal süreçlerin, düşünüldüğünden çok daha
sıkı bir biçimde birbirine bağlı olduğunu gösteriyor. 62 yaşındaki Gershon,bağırsaktaki
beynin sevinç ve üzüntüde çok büyük rol oynadığını, fakat insanların çok azının onun
varlığından haberdar olduğunu söylüyor. Gershon “İkinci beyin”i keşfetmediğini,
ancak birçok kişinin yardımı ile onu yeniden bulduğunu söylüyor. Çünkü Gershon’un
uzmanlık alanı olan nörogastroenteroloji yüzyıldan fazla bir geçmişe sahip….

19. Yüzyılın ortalarında Dr. Leopold Auerbach, bir bağırsaktan parçacık aldı ve bunu basit bir mikroskopla incelediği zaman onu hayrete düşürecek bir olayla karşılaştı. Bağırsakların duvarında, iki katmanlı, sinir hücrelerinden oluşan bir iletişim ağı mevcuttu. Bu ağ, incecik olup iki kas tabakası arasına gizlenmişti.Dr. Auerbach, mikroskobundan baktığı zaman aslında insanın iç evreninin hükümdarının izini bulduğundan hiç haberi yoktu. Bağırsaklar, sindirim sisteminin kumanda merkezi olup sadece besleyici maddelerin birleşimi, tuz oranı ve su miktarı gibi kaba değerleri analiz etmekle kalmaz, besin emilimi ve dışkılama mekanizmasının yanında sempatik ve parasempatik sinir iletim maddelerinin, uyarıcı hormonların ve koruyucu salgıların hassas dengesini de kontrol eder. 75 yıllık yaşam süresince 30 ton gıda ve  50 bin litre sıvıdan fazlası bağırsaklardan geçer. Gershon, bağırsakların yanında, kalbin adi bir pompa olduğunu düşünüyor. Bağırsaktaki beyin, yüksek zekâsı ile verimliliği belirliyor. Milyonlarca zehir ve tehlikenin hakkından ustaca geliyor. Bağırsaklardaki kumanda merkezi, en azılı düşmanlara karşı savaşıyor. Hergün, dışarıdan aldığımız ve bir nevi bizimle birlikte yaşayan, milyonlarcası sindirim sistemimizde ikamet eden mikroorganizmaların, kendi organizmamız içine sızmasını önlüyor. Bağırsaklar vücudun en büyük organıdır ve savunmahücrelerinin % 70’i burada bulunur.

Bağırsağın iç yapısında bulunan gaita salyası ve mayalama basilinden oluşan ılık sıvı karışımı, çok tehlikeli bir bakteri ve mantar cennetidir. İçimizde, aşağı yukarı 500 tür ölümcül canlı barınmaktadır. Dışkının yarısı ölmüş bakterilerden oluşur. Bu ölmüş bakteriler, organizmamızın en etkilisavunma hattı olan bağırsak duvarları sayesinde bizden uzak tutulur. Bağırsaklarda bulunan savunma hücrelerinin büyük bir
bölümünün bağırsak beyin ile beyine doğrudan bağlantısı vardır. Hücreleri iyi ve kötü diye ayırt etmeyi öğrenirler, bu öğrenilen bilgi hafızalarına kaydedilir ve gerektiği anda yine etkinleştirilir.
Bu işlemlerin çoğu, birinci beyinden tamamen bağımsız çalışır. Vücuda zehir girdiği zaman bağırsaktaki ikinci beyin tehlikeyi ‘ilk’ olarak “hisseder” ve kafadaki birinci beyine tehlike sinyalleri gönderir, çünkü tehlike anında kafadaki beyin hazır olmalı, kişi midesinin ne durumda olduğunun bilincinde olup plana göre davranmalı, kusma, kramp ve ishal şeklinde tepki vermelidir.

İngiliz doktorlar Londra`daki laboratuarlarında uyuşturulmuş bir köpeğin karnını açtılar ve hareket eden bir bağırsak boğumunu dışarı çıkarttılar. Köpek ile halen bağlantılı olan bu bağırsak parçası, tek tip davranış gösteriyordu. Bilim adamları,
çıkardıkları parça üzerinde baskı uyguladıklarında ise bağırsak boğumu dalga halinde kasılma hareketiyapıyordu. Bu hareket sırasında, bağırsağın içeri bir yöne doğru, her zaman ağızdan makata doğru devam ettigini gördüler. İkili, bu fenomene “Bağırsakların Kanunu” adını verdi.Bu fenomene, “peristaltik refleks” de denir. Bu, sindirim sistemi için yaşamsal bir fonksiyondur.

Bir yemek topağı, bir bağırsak bölümünü genişlettiği zaman, harekete duyarlı olan mukoza,faaliyete geçer. Bu hücreler, mesajların iletilmesini sağlayan ve kimyasal bir madde olan nörotransmitteri salgılar. Bunlar, bağırsak iç duvarlarında bulunan “submukozal sensorik nöronlar” diye bilinen diğer sinir hücrelerini uyarır. Uyarılan bu sinir hücreleri, çok çeşitli iletişim maddeleri vasıtası ile kas hücrelerine yavaşlatıcı ve harekete geçirici sinyaller gönderir. Bunun sonucu olarak peristaltik refleks yani dalgasal hareketler meydana gelir.

Her iki beyin arasında, hücre biyolojisi bakımından hayret verici bir benzerlik vardır. Kafatasındaki birinci beyin gibi bağırsaklarda yer alan ikinci beyin de hassas bir idare merkezidir.
İkinci beyin, düşünce organımız olan birinci beynimiz ve psikolojik durumumuza etki eden dopamine, opiat gibi psiko-aktif maddelerin kaynağıdır. Bağırsakların anatomik kıvrımlı yapısı bile beyindeki  kıvrımları çağrıştırmaktadır. Bağırsaklarda emilimi yapılan besinlerin sevkini mümkün kılmak için birkaç durdurucu ve hareket ettirici sinyallerle ardı ardına uyarım yapılıyor.İkinci beyin, oldukça duyarlı ve son derece hassas bir dengeden sorumludur. Durdurucu sistem fazla aktif olursa, bağırsaklar o kadar gevşer ki, bağırsak felç olur, bunun sonucunda kabızlık meydana gelir. Eğer hareket ettirici sistem çok fazla aktif olursa, sevkiyat çok çabuk gerçekleşir ve ishal meydana gelir.

Beynimizin ilginç davranışları

Yüz yıl önce, nörologlar uzun tüylü şapkalar takan kadınların kapılardan geçerken başlarının yanı sıra bedenlerini de eğdiklerini fark ettiler. Sanki şapkalarındaki tüylerin ucuyla kapı pervazlarını hissedebiliyorlardı. Bu ve benzeri gözlemlerden yola çıkarak, bilim adamları her insanın beyninde bedene, bölümlerine, hatta giyilen giysilere ait mental bir alanın temsili yer tuttuğu sonucuna vardılar.Önceki bilim adamları beynin bu beden şemalarını nasıl oluşturduğuna açıklık getirememişlerdi. Oysa günümüzdeki araştırmacılar modern beyin tarama tekniklerini kullanarak, sorumlu hücreleri ve devreleri ortaya koyabiliyorlar.

Araştırmacıların tespitine göre nesneler bedene yaklaştıkça, beyin hücreleri de aktifleşiyor. Söz gelimi bir böceğin yüzüne doğru uçuştuğunu gören bir kişinin beyin hücreleri etkin hale geliyor. Bu kişisel alan kolların uzanabileceği genişlikte; kolları daha uzun olan insanların kişisel alanları da daha büyük. Alet, tırmık veya otomobil kullandığımızda beden şemamız ve kişisel alanımız onu da içine alacak şekilde genişliyor.

Dış uyaranlara tepki olarak beden şemamız değiştikçe algılarımız da değişime uğruyor. Sırt çantası taşıdığımızda çıkacağımız tepenin gözünüze daha dik gözükmesi de bu yüzden. Etkin bir şekilde hareket etmek için, nesneleri bedenimizin çevresindeki alana yerleştirmemiz ve postural değişikliklere ilişkin bilgileri sürekli güncellememiz gerekiyor.

Yeni araştırma dış dünyanın içsel haritalarının beyin tarafından oluşturulduğu prensibine dayanıyor; hücre gruplarında kişinin gördüğü, duyduğu, hissettiği ve bildiği her şeye  ilişkin mental modeller yer tutuyor. Beyin aynı zamanda bizzat bedene ilişkin mental bir harita oluşturuyor. Eller, ayaklar, gövde ve dudaklar beyin dokularında tek tek temsil ediliyor. Birisi elimize dokunduğunda, beynin “el bölgesi”ndeki hücreler aktif hale geliyor.

En az altı beyin bölgesinde nöronlar görme ve dokunmaya yanıt veriyor. Örneğin, kişi kendisine doğru bir nesnenin hareket ettiğini gördüğünde veya sağ eline dokunulduğunda bir nöron ateşleniyor. Nesne ne kadar yakınsa, nöron ateşlenmesi de o denli hızlı oluyor. Bu tarz hücreler bedenin çevresindeki, kolların uzanabileceği mesafedeki alanı kodluyor. Adeta her birimiz kendimize ait bir sabun köpüğünün içerisinde dolaşıyor gibiyiz. Bunun yanı sıra beyinde daha uzak mesafedeki alanların haritasını çıkaracak hücreler de var.

Japonya, Riken Enstitüsü’nden bilişsel nörobilimci Dr. Atsushi Iriki modern teknikleri kullanarak beden şemasını araştırdı. Iriki maymun beyinlerinin içine tek elektrotlar yerleştirdi. El ve ele bitişik görsel alan temasına yanıt veren tek hücreleri belirledi. Ardından maymunlara bir tırmık vererek, üç hafta süreyle gıda haplarını bu tırmıkla almaları konusunda onları eğitti. Eğitimin ardından, el ve kolun yanı sıra kolun etrafındaki alanı temsil eden hücrelerin tırmığı ve onun etrafındaki alanı içerecek şekilde, ateşlenme paternlerini değiştirdiklerini saptadı. Hareket eden tırmık maymunun beden şemasına dahil edildi. Maymun tırmığı pasif bir şekilde tuttuğunda, beden şeması küçülerek normal ölçülerine geri döndü. “Bu nöronlar video oyunu oynarken insanların yaşadığı gerçeklik hissinin nöral temelini oluşturabilir” diyor Dr. Iriki. Bu kişiler bedenlerini ileri doğru uzattıklarında kumandanın monitördeki nesnelere dokunduğunu hissedebildiklerini belirtiyorlar.

Felçli hastaların beden haritalarında da değişiklikler olduğu görülür. “İnsanlar beden şemasına sahip olduklarını onu kaybedene veya kalıcı olarak değiştiğini hissedene kadar  fark etmezler“. Bazı beyin hasarı tiplerinde kişi kendini bedeninin dışında yüzüyormuş gibi hisseder. Aynı his sağlıklı kişilerde beyinlerinin bir bölgesi etkili manyetik bir güçle uyarılarak ateşlenebilir.
İtalya, Turin Üniversitesi’nden psikolog ve doktor Dr. Anna Berti felçli bir hastayı test etti. Hasta nikah yüzükleri sağ elindeyken veya önüne konduğunda onlara nasıl sahip olduğunu anlatırken, yüzükler sol eline takıldığında onların kendisine ait olduğunu inkar etti. Dr. Berti elle yakından ilişkili olan nesnelerin beden haritasının bir parçası olduğu sonucuna vardı.

Beden dismorfik bozukluğunda, insanlar burun, kulak veya kalça gibi bedenlerinin normal bir kısmını garip bir biçimde büyük algılarlar. Anoreksiyanın kısmen beden şemasıyla ilgili bir bozukluk olduğuna dair yakın zamanda edinilmiş bulgular söz konusu .

Bu duruma neden olan mekanizma çözülmüş değil!
Her ne kadar altta yatan mekanizmalar henüz bilinmese de, sosyal psikologlar uzun zamandır kişilik, kültür ve koşullara bağlı olarak, kişisel alanın nasıl genişleyip küçüldüğü üzerinde çalışıyorlar. Söz gelimi, kişi tehdit altında veya endişeliyse, beden alanı başkalarını uzak tutma amacıyla genişler. Farklı kültürden biriyle konuşurken yüzü size rahatsızlık verecek kadar yakın gelebilir.
Araştırmacılar büyük makinelerin de beden haritasının bir parçası olabileceğini ifade ediyorlar. Bir otomobil otomatik olarak kişisel alana dahil edilir. Çamurluğun azıcık yamulmuş olmasının neden büyük bir kavgaya sebep olduğunu anlamak hiçte zor değildir. Sürcünün beden alanı zarar görmüştür de ondan.Usta biniciler beden alanlarının atlarıyla nasıl entegre olduğunu anlatıp dururlar. Bu durumun egolarını nasıl şişirdiğini bir düşünün.

Beynin tarafları

Beynin sağ tarafı makro bakışa sahip, ortak bilince ve akla bağlanabileceğimiz yoldur. Sezgi tarafıdır. Yaşadıklarımızın izlerini burada saklarken bir yandan da hissetme-hayal kurma-üretme kısaca elektrik buradan yayılır. Bütünsel bakış sayesinde farkındalık ve bir alt basamağı olan algılamak, boyutları yaşamak burada oluşur.Tüm ritmler burada yaşanır. Bu taraf,  ben duygusunu yaşarken bütünsele ulaşmak isteyen ama sol taraf yüzünden engellenen taraftır. Görünen hayattaki silahı koku ve tad almadır. Tabi ki görünmeyenlerin kokusu ve tadı da burada hissedilir. Bu yola kontrolsüzce bağlanmak insanın kendine aşık olmasına ve bütünden kopmasına, körlüğe yol açar. Ancak bu körlük zaten görünmeyenlerin (madde olmayanların) dünyasında olduğundan gerçeğe ulaşmak yerine zannetmelere ulaşılır.

Beynin sol tarafı görünen dünya insanıdır. Sadece doğrusal bakabilir ve böylece ikilikleri oluşturur. Doğru-yanlış, siyah-beyaz vs… Görünenler için algılamak zorundadır. Bundan dolayı detaylarla uğraşırken etikenlendirir, sınıflandırır, dizer, bütünü bölüp parçalarla uğraşır. Matematiği ve mantığı kullanır. Görmek, duymak algılaması için gereklidir. Zaman burada ikamet eder. Burada olan aslında insanın kendini sadece görünenlerden ibaret sanıp sağ taraf yani esas potansiyelini hissedememesinden dolayı acizlik ve korku tepkisi vermesidir. Böylece analize ihtiyaç duyar ve herşeyi tüketmeye başlar. Disiplin geliştirip kullanır. Tek başınalık korku verdiği için toplumun içinde saklanır ve boğulur. Psikolojik bir tampon vasıtası ile kendini korumaya çalışır. Bu yola kontrolsüzce bağlanmak kendini reddetmektir.

Her iki taraf kişiye ait gözükse de sağ taraf soyut bütünselliğe, sol taraf ise somut ya da toplumsal bütüne bağlı bir işleyiş sürdürür.

BEYİN AKORTlanabilirmi?

Titreşim zamana bağlı olarak gözlendiğinde ortaya frekans çıkar. Bu bize titreşime sahip herşeyin frekansı olduğunu söyler. Yani yaşama dair bildiğimiz herşeyin bir frekansı vardır. Bunun yanında güç, yoğunluk, basınç gibi özelliklerle durum belirlenir. Birbirine yakın frekanslardan yoğunluğu, gücü düşük olan yüksek olana doğru sapma gösterir. Bu bir akort yapma durumudur. Müzik enstrumanlarında akort yaparken daha önceden belirlenmiş frekansları esas alıp onlara göre düzenlemeler yaparız. Daha önceden insanlar tarafından belirlenmiş frekanslar esastır. Ancak yaşamın içinde bizler için uyumlandığımız frekansların doğruluğu tartışmalıdır. Mesela uyuyan birinin yanında bizlerin de uykusu gelebilir ya da uyuyanı uyandırabiliriz. Bu freakansların çarpışmasıdır ve güçlü olan kazanır. Yani akort güçlü, geniş, baskın, yoğun olan frekansa göre yapılır.

İnsan beyninde dört frekans belirlenmiştir.

*Delta (0.1 –3 Hz)
En düşük frekanslar deltadır. 4 Hz’den düşüktür ve derin uykuda görülür. Bazı anormal süreçlerde aynı zamanda “empati hali” hissedildiğinde delta dalgaları bilinçaltı düşünceyi yansıtır. 1 yaşa kadar olan bebeklerde dominant ritimdir ve uykunun 3. ve 4. evresinde bulunur.
Amplitude (genlik, genişlik) en yüksek ve en yavaş dalgadır. Fiziksel dünyadaki farkındalığımızı azaltmak için delta dalgalarını arttırırız. Aynı zamanda bilinçaltı düşüncelerimize delta dalgaları vasıtasıyla ulaşırız. Burada dalganın yavaştan durağana  olması ile fizikselden bütünsele bir yol olduğu düşünebilinir. Ortak bilinç bağlantısı ve varlığın kapladığı alanı genişletmek için bu kapıdan geçilir.
Fizikselde performans arttırmak isteyenler delta dalgalarını azaltır ve yüksek odaklanma ve peak performans (yüksek performans) elde edilir.

*Theta (4-8 Hz)

Diğer bir beyin dalgası da thetadır. Theta 3.5 – 7.5 Hz arasında faaliyet gösterir ve “yavaş” aktivite olarak sınıflanır. Yaratıcılık, sezgi, hayal kurma, fantezi kurma ve hatıralar, duygular, heyecan uyandıran olaylar için bir çeşit mahzen gibidir. Bu dalga bütünselden fiziki hale geçiş kapısı olduğundan varlık kendindeki bütünselliği görebilir. Tekrardan yaratım için gerekli olan tüm sinirlerin birbiri ile iletişimi bu dalga boyunda gerçekleşir. Ancak kendini sadece fiziksel kabul eden varlıklar için zarar vericidir. Çünkü varlığı zannettirir.
Theta dalgaları içe dönük odaklanma, meditasyon, dua ve ruhani farkındalık sırasında kuvvetlidir. Uyanık olma ve uyku arasındaki durumu yansıtır. Bilinçaltıyla ilgilidir. Uyanık haldeki yetişkinler için anormal ama uyku sırasında olması normaldir. Theta’nın hippocampal ve limbik sistem bölgesindeki aktiviteyi yansıttığına inanılır.

*Alpha (8-12 Hz)
Alpha dalgaları 7.5 ve 13 Hz arasındadır. Alpha dalgalarının can alıcı noktası 10 Hz civarındadır. Sağlıklı alpha üretimi, zihinsel beceriyi arttırır, zihinsel ahenge yardımcı olur, rahatlama duygusunu arttırır. Bu durumda elinizdeki herhangi bir işi başarmak için hızlı ve etkili hareket edebilirsiniz. Alpha hakim olduğu zaman kişiler kendilerini rahat ve sakin hissederler. Alpha bilinç ile bilinçaltı arasında köprü gibidir. Gevşemiş, rahatlamış normal insanlarda görülen başlıca ritimdir. Hayatımızın büyük bir kısmında, özellikle 13 yaştan sonra mevcuttur. Fiziksel halimizi anlamak için Alpha dalgası şarttır.

*Beta (12 Hz üstünde)

Beta aktivitesi hızlı bir aktivitedir. 14 ve üstü frekanstadır. Eş zamanlı olmayan aktif beyin dokusunu yansıtır. Simetrik dağılımda genellikle her iki tarafta görülür, önde daha fazladır. (frontal) Kortikal hasarda kaybolabilir ya da azalabilir. Genellikle normal ritimdedir. Dışsal ve içsel uyarıcılara duyarlılık veya kaygılı olma durumunda veya gözler açıkken dominant ritimdir. Gözlerimiz açıkken, dinlerken, düşünürken, analitik bir problem çözerken, karar verme veya yargıya varma durumunda, etrafımızda olan biten bilgiyi işleme sırasında aktiftir.

Peki bu durumda soru şu; ” Bu dalgaları kontrol edebilirmiyiz? ”                                   cevap ……                                                                                                                                                  tabi ki evet ve zaten birçoklarımız bunu kullanıyor.

BEYİN FREKANSLARI

*Delta (0.1 –3 Hz)
En düşük frekanslar deltadır. 4 Hz’den düşüktür ve derin uykuda görülür ve bazı anormal süreçlerde aynı zamanda “empati hali” hissedildiğinde delta dalgaları bilinçaltı düşünceyi yansıtır. 1 yaşa kadar olan bebeklerde dominant ritimdir ve uykunun 3. ve 4. evresinde bulunur.
Amplitude en yüksek ve en yavaş dalgadır. Fiziksel dünyadaki farkındalığımızı azaltmak için delta dalgalarını arttırırız. Aynı zamanda bilinçaltı düşüncelerimize delta dalgaları vasıtasıyla ulaşırız.
Performans arttırmak isteyenler delta dalgalarını azaltır ve yüksek odaklanma ve peak performans (yüksek performans) elde edilir.
Ancak, Dikkat Eksikliği teşhisi konmuş bireyler odaklanmaya çalıştıklarında delta dalgalarını düşüreceklerine arttırırlar. Uygun olmayan delta dalgaları odaklanmayı ve dikkati ciddi bir şekilde kısıtlıyor. Sanki beyin sürekli uykulu bir devreye kilitlenmiş gibidir.
Başka bir açıdan delta dalgasını tanımlarsak; araba kullanıyorsunuz ve araba 1. viteste. Bu vitesle çok hızlı gidemezsiniz.Yani delta 1.vitesi temsil ediyor.
Delta (0.1-3 Hz) : Dağılım : Genellikle geniş ya da bilateral yayılmış olabilir, yaygın.
Subjektif duygu durumları : derin, rüyasız uyku, non-rem uyku, trans hali, bilinçsiz.
İlişkili iş ve davranışlar : uyuşukluk, hareketsizlik, dikkatsiz
Fizyolojik ilişki : hareketsiz, hemen harekete geçememe.
Eğitimin etkileri : Arttırılırsa uykuya, trans haline, derin gevşeme durumuna neden olur.

*Theta (4-8 Hz)
Diğer bir beyin dalgası da thetadır. Theta 3.5 – 7.5 Hz arasında faaliyet gösterir ve “yavaş” aktivite olarak sınıflanır. Yaratıcılık, sezgi, hayal kurma, fantezi kurma ve hatıralar, duygular, heyecan uyandıran olaylar için bir çeşit mahzen gibidir.
Theta dalgaları içe dönük odaklanma, meditasyon, dua ve ruhani farkındalık sırasında kuvvetlidir. Uyanık olma ve uyku arasındaki durumu yansıtır. Bilinçaltıyla ilgilidir.
Uyanık haldeki yetişkinler için anormal ama uyku sırasında olması normaldir. Theta’nın hippocampal ve limbik sistem bölgesindeki aktiviteyi yansıttığına inanılır. Theta endişe, kuruntu, huzursuzluk ve çekingenlik sırasında gözlemlenir.
Theta dalgası normal fonksiyon ediyor göründüğü zaman, öğrenme ve hafıza gibi kompleks davranışları ilerletir. Olağandışı duygusal durumlarda, stres veya hastalık gibi, üç büyük vericide (transmitter) dengesizlik olabilir ve bu da normal dışı davranışlara neden olur.
Tekrar araba örneğimize geri dönecek olursak, thetayı 2. vites olarak düşünebiliriz. 1. vites (delta) kadar yavaş değil ama hala hızlı değil.
Dağılım : genellikle bölgesel, birçok lobu içerebilir, yanal ya da yayılmış olabilir.
Subjektif duygu durumları : Sezgileri güçlü, yaratıcı, anımsamak, hayal, düş, rüya gibi, değişken düşünceler, uykulu, “birlik, bir olma”, “açıkgöz”
İlişkili iş ve davranışlar : Yaratıcı, sezgisel; aynı zamanda dalgınlık ve odaklanamama olabilir.
Fizyolojik ilişki : Zihin/beden entegrasyonu, iyileşme.
Eğitimin etkileri : Arttırılırsa başı boş gezme, trans durumu. Düşürülürse, konsantrasyon artar, dikkat yoğunlaşabilir.

*Alpha (8-12 Hz)
Alpha dalgaları 7.5 ve 13 Hz arasındadır. Alpha dalgalarının can alıcı noktası 10 Hz civarındadır. Sağlıklı alpha üretimi, zihinsel beceriyi arttırır, zihinsel ahenge yardımcı olur, rahatlama duygusunu arttırır. Bu durumda elinizdeki herhangi bir işi başarmak için hızlı ve etkili hareket edebilirsiniz. Alpha hakim olduğu zaman kişiler kendilerini rahat ve sakin hissederler. Alpha bilinç ile bilinçaltı arasında köprü gibidir. Gevşemiş, rahatlamış normal insanlarda görülen başlıca ritimdir. Hayatımızın büyük bir kısmında, özellikle 13 yaştan sonra mevcuttur.
Alpha ritimlerinin, beynin beyaz maddesinden çıktığı söylenir. Beyaz madde, beyinde bütün parçaları birbirine bağlayan bir kısım olarak görülür.
Alpha beyinde yaygındır ve kişi uyanık olduğu zaman ortaya çıkar. Occipital bölgede (kafanın arka tarafı) ve frontal kortekste yoğunluktadır. Alpha dışadönüklük (içe dönüklerde daha az), yaratıcılık ( yaratıcı kişilerde dinlerken ve yaratıcı bir problemin sonucuna ulaşırken alpha gözlemlenir) ve zihinsel aktivite sağlar.
Eğer alpha dalganız normal limitlerinde ise iyi bir ruh halinde olursunuz, dünyaya daha doğru bakarsınız ve sakin hissedersiniz. Alpha, sınıfta veya işte öğretilen bilgiyi öğrenme ve kullanma anlamında beynin en önemli frekanslarından biridir. Gözlerinizi kapatarak veya derin nefes alarak alphayı arttırabilirsiniz; düşünerek veya matematik işlemleri yaparak da düşürebilirsiniz.
Araba senaryomuzda, Alpha vitesin boşta olması anlamına gelmektedir. Alpha, bir işten başka bir işe kolayca geçmemizi sağlar.
Dağılım : Bölgesel, genellikle bütün lobu içerir, göz kapalıyken daha fazla occipital lobda bulunur.
Subjektif duygu durumları : relax(rahat), sıkıntılı değil, uykulu değil, sakin, bilinçli
İlişkili iş ve davranışlar : meditasyon, eylem yok.
Fizyolojik ilişki : rahatlamış, iyileşmiş.
Eğitimin etkileri : rahatlama sağlatır.
Düşük alpha : 8-10 : iç farkındalık, zihin/beden etkileşimi, denge
Yüksek alpha : 10-12 : merkezleme, iyileşme, zihin/beden bağlantısı.

*Beta (12 Hz üstünde)
Beta aktivitesi hızlı bir aktivitedir. 14 ve üstü frekanstadır. Eş zamanlı olmayan aktif beyin dokusunu yansıtır. Simetrik dağılımda genellikle her iki tarafta görülür, önde daha fazladır. (frontal) Kortikal hasarda kaybolabilir ya da azalabilir.
Genellikle normal ritimdedir. Dışsal ve içsel uyarıcılara duyarlılık veya kaygılı olma durumunda veya gözler açıkken dominant ritimdir.
Gözlerimiz açıkken, dinlerken, düşünürken, analitik bir problem çözerken, karar verme veya yargıya varma durumunda, etrafımızda olan biten bilgiyi işleme sırasında aktiftir.
Beta araba senaryosunda, overdrive’ı temsil eder. Beta bandı oldukça geniş bir ranjdadır ve düşük, orta ranj ve yüksek olmak üzere üçe ayrılır:
Düşük beta (12-15 Hz), “SMR”
Dağılım : yan tarafta ve lobda lokalizedir ( frontal, occipital vb)
Subjektif duygu durumları : odaklanmış ama rahat, entegre
İlişkili iş ve davranışlar : düşük smr “Dikkat Eksikliği Hastalığına” yol açabilir, odaklanmış dikkatte eksiklik.
Fizyolojik ilişki : Hareketle ketlenir, vücudu sınırlandırmak smr’yi arttırabilir.
Eğitimin Etkileri : SMR’yi arttırmak rahat odaklanma sağlar, dikkat gerektiren yetenekler düzeltilebilir.
Orta ranj beta (15-18 Hz)
Dağılım : birçok alan üstünde lokalizedir. Bir elektrot üstünde odaklanılabilir.
Subjektif duygu durumları : düşünme, kendinin ve etrafın farkında olma.
İlişkili iş ve davranışlar : zihinsel aktivite
Fizyolojik ilişki : tetikte, aktif ama huzursuz değil.
Eğitimin Etkileri : zihinsel yeteneği arttırabilir, odak, tetikte olma, zeka
Yüksek beta (18 Hz üstünde)
Dağılım : lokalize, çok fazla odaklanmış.
Subjektif duygu durumları : tetikte olma, huzursuzluk
İlişkili iş ve davranışlar : zihinsel aktivite, örn: matematik, planlama vb…
Fizyolojik ilişki : zihin- beden fonksiyonlarının genel aktivasyonu.
Eğitimin Etkileri : çok artarsa, tetikte olmaya neden olur aynı zamanda huzursuzluk verir.

Her bir dalga türü, bilinç durumunun bir aşamasıyla bağlantılı. Bu dalgalar arasında eşgüdümlü bir geçiş sağlanamazsa çeşitli sorunlar ortaya çıkıyor. Gerektiği zamanda delta ve teta dalgaları oluşmazsa, kişide uykusuzluk sorunu oluşmaya başlıyor.
Örneğin bir pazartesi sabahı, uykumuzun en derin yerinde delta dalgaları üretmekte olan beynimiz, alarmın çalmasıyla bir anda stresli bir güne başladığımızı hatırlayıp beta dalgaları üretmeye başlıyor.
Bir fincan kahve sonrasındaysa alfa ve teta dalgalarını iyice baskılayıp beta dalgalarına kendimizi alıştırmaya çalışıyoruz. Beynin zıt dalgalara ani geçişi, insanda stres yaratabiliyor. Alfa dalgaları günlük performansımızı artıran, beyni stresten koruyan ve genellikle yaratıcı olmamızı sağlayan dalgalar. Bu nedenle bu dalganın baskılanması insanda gerilim, yani stres oluşturuyor. Yaratıcılığımızı ve günlük hayatımızdaki performansımızı geliştirmek için delta dalgalarının artırılması gerekiyor. İnsanın kendisini rahatlatarak stresten uzak kalması, bu dalgaları artırıp performansımızı yükseltiyor.