Archive for the ‘sağlık (doğal)’ Category

Sağlık ve davranış sorunları

Beden  içsel düşünce ve inançlarımızın bir aynasıdır.

Dinlemesini bilirsek bedenimiz daima bizimle konuşur.

Bedenimizin her hücresi, düşündüğünüz her düşünceye, söylediğiniz her söze karşılık verir.

Sürekli düşündüğünüz ve söylediğiniz şeyler, beden yapınızı, şeklini, sağlığını ve hastalığı oluşturur. Asık görünüşlü bir surata sahip kişi, bu görünüşünü sevecen ve mutlu düşüncelerle oluşturmamıştır. Yaşlı insanların yüz ve bedenleri açık bir biçimde hayat boyu sürdürdükleri düşünce kalıplarını yansıtır.

BAŞ, bizi temsil ediyor. Dünyaya gösterdiğimiz şey. Genellikle başımızla tanınırız. Baş bölgesinde bir sorunumuz varsa bu, genellikle “bizde” çok yanlış bir şey olduğu duygusunu taşıdığımız anlamına gelir.

Olumlaması “Barış, sevgi, haz, gevşeme, rahatlık. Hayatın akışına kendimi bırakıyor ve hayatın içinde kolaylıkla gelişiyorum“

SAÇ, dayanıklılığı temsil ediyor. Gergin ve korku dolu olduğumuzda, sıklıkla omuz kaslarında başlayan katılaşma başımızın tepesine, hatta göz çevresine kadar yayılır. Saç, saç kökleriyle beslenir. Kafa derimizde gerginlik olduğunda, sıkılmaktan dolayı saç nefes alamaz. Ölür ve dökülür. Gerginlik sürüyorsa, kafa derisi gevşeyemez. Saç kökleri sıkıştığı için yeni saç büyüyemez ve sonuç; kellik.

Gerginlik güçlü olmamaktır. Gerginlik zayıflıktır. Gerçekten güvenli ve güçlü olmak demek, sakin, dengeli ve huzurlu olabilmektir. Bedenlerimizi daha çok gevşetmeliyiz, baş derimizi de.

Baş derinize gevşemesini söyleyin ve bir farklılık hissedip hissetmediğinizi gözleyin.

KULAKLAR, işitme kapasitesini temsil ediyor. Eğer kulaklarınızda sorununuz varsa, genellikle işitmek istemediğiniz bir şeylerin olup bittiği anlamına gelir. Kulak ağrısı işittiğiniz bir şeyden kızgınlık duyduğunuzun göstergesidir.

Kulak ağrıları çocuklarda çok yaygın. Çocuklar, genellikle evlerinde işitmek istemedikleri şeyleri duymak zorunda kalıyorlar. Çoğu ailede çocuğun kızgınlığını ifade etmesine izin verilmez. Çocuk olayları değiştirme gücüne sahip olmamasının tepkisini, kulak ağrısı yaratarak gösterir.

Sağırlık, birlikte yaşamak zorunda olduğunuz bir kişiyi dinlemeye katlanamamanın göstergesidir. Dikkat edin, çiftlerden birinde sağırlık sorunu varsa, diğeri sürekli konuşur, konuşur, konuşur.

Yeni Düşünce Modeli: ”Tanrıyı dinliyorum. Hayatın coşkusunu işitiyorum. Hayatın bir parçasıyım. Sevgiyle dinliyorum“

GÖZLER, görme kapasitesini temsil ediyor. Göz sorunları, görmek istemediğimiz bir şeyler olduğu anlamına geliyor. Kendimizle ya da hayatla ilgili; geçmişle, şimdiyle ya da gelecekle ilgili görmek istemediğimiz şeyler.Bir çok insan gözlük takmaya başlamalarından 1-2 yıl öncesine dönüp görmek istemedikleri şeylerle yüz yüze gelmeyi kabul ettiklerinde, gözlerinde gözlük takmalarına gerek kalmayacak kadar iyileşme görüldü.

Şu anda olanları görmezden mi geliyorsunuz? Ne ile yüzleşmek istemiyorsunuz? Şu andan mı, yoksa gelecekten mi korkuyorsunuz? Eğer gerçekleri net bir şekilde görebilseydiniz, şu anda görmediğiniz neleri görüyor olacaktınız? Kendinize ne yaptığınızı görebiliyor musunuz?

Yeni Düşünce Modeli: “Özgürüm. Özgürce ileriye doğru bakıyorum. Çünkü hayat sonsuzdur ve mutluluklarla doludur. Sevecen gözlerle bakıyorum. Kimse bana asla zarar veremez“

BAŞ AĞRILARI, kendimizi yanlış, geçersiz, değersiz görmekten kaynaklanıyor. Bir daha başınız ağrıdığında, kendinizi hangi konuda hatalı bularak yargıladığınıza dikkat edin. Kendinizi affedin. Baş ağrınızın geçtiğini göreceksiniz.

BOĞAZ, “istediğimiz şeyi söyleyebilme” ve “kendimizi ifade etme” yeteneğini temsil ediyor. Boğazla ilgili sorunlar, bunları yapmaktan korkmak, hakkımızı aramaktan çekinmek, “ben buyum” demek cesaretini gösterememekten kaynaklanıyor.Kızgınlık, boğaz ağrılarının sebebidir. Eğer soğuk algınlığı da varsa zihinsel karışıklık yaşıyoruz demektir. LARENJİT, konuşamayacak kadar öfkeli olmak demek.Boğaz ayrıca bedendeki yaratıcı akışı da temsil ediyor. Yaratıcılığımızı ifade ettiğimiz bu bölgede, yaratıcılığımız engellendiğinde, boğazla ilgili sorunlarımız olur. Hepimiz tüm hayatlarını başkaları için yaşayan bir çok insan tanıyoruz. Kendi istediklerini hiç yapamayan, sürekli anne-baba-eş-sevgili-patronların istekleri ve beklentileri doğrultusunda yaşayan ne çok insan var. BADEMCİK ve TİROİD sorunları, kendi isteklerinizi gerçekleştirememekten kaynaklanan, engellenmiş yaratıcılığın sonucu oluyor.

Boğazdaki enerji merkezi, yani beşinci çakra, bedende değişimin olduğu yerdir. Değişime karşı koyduğumuzda, değişimin tam ortasında ya da değişmeye çalıştığımızda, genellikle boğazımızda etkinlik artar. Öksürdüğümüzde ya da biri öksürdüğünde dikkat edin. Ne konuşuluyordu? Neye tepki gösteriyoruz? Direnç ve inatçılık mı, yoksa değişim süreci içinde miyiz? Öksürme, kendini keşfetmede bir araç olarak kullanabiliriz. Birisi öksürdüğünde, elini boğazına götürmesini ve yüksek sesle “Değişmeye Hazırım” ya da “Değişiyorum” demesini söyleyin.

Yeni Düşünce Modeli: “Düşüncelerimi, hissettiklerimi, isteklerimi rahatlıkla ve özgürce dile getirebiliyorum. Yaratıcıyım. Sevgiyle konuşuyorum“

KOLLAR, hayat deneyimlerini kucaklama kapasitesini ve yeteneğini simgeler. Kolların dirsekten yukarısı kapasitemizle, dirsek altı bölümü yeteneklerimizle ilgilidir. Duygu birikintilerimizi eklem yerlerinde depolarız ve dirsekler yön değiştirmede esnekliğimizi simgeler. Hayatınıza yeni bir yön verme konusunda esnek misiniz? yoksa eski duygu birikimleriniz sizi aynı noktada mı tutuyor?

ELLER, yakalar, tutar, kavrar. Bir şeylerin parmaklarımızın arasından akıp gitmesine izin veririz. Bazen gerektiğinden fazla tutarız. Açık elli, sıkı elli, el becerili, yumruk sıkan, yumuşak elli oluruz. Elden veririz, el veririz, elde edemeyiz, elinin hakkını veririz. El ele veririz, avucumuzun içine alırız, elimizden gelmez. Eli maşalıdır, eli uğurlu gelir veya ele avuca sığmaz. Eller yumuşak olabilir veya parmak boğumları çok fazla evhamlı ya da katı düşünceli olmaktan dolayı sert ve yumru yumru olabilir. Elleri sıkmak korkudan kaynakların; kaybetme korkusu, asla yetmeyeceği korkusu, bırakırsan gider korkusu.

Bir ilişkiye sıkı sıkıya yapışmak, eşin arkaya bakmadan kaçmasına yol açar. Sıkılmış yumruklar yeni bir şeyi tutamazlar. Elleri bileklerden rahatça sallamak, insana rahatlık ve açıklık duygusu verir. Size ait olan şey, sizden alınamaz. Rahat olun.

Yeni Düşünce Modeli : “Tüm düşüncelere sevgiyle ve kolaylıkla uyum sağlıyorum”

SIRT, destek sistemimizi temsil eder. Sırt sorunları genellikle yeterince destek görmediğimizin ifadesidir. Sıklıkla bizi işimizin, ailemizin, eşimizin desteklediğini düşünürüz. Gerçekte, tümüyle Evren ve Hayatın kendisi tarafından destekleniyoruz.

Üst sırt ağrıları, duygusal destek yoksunluğunun hissedilişidir. Kocam-karım-sevgilim-arkadaşım-patronum beni anlamıyor ve desteklemiyor. Orta kısım suçluluk duygusuyla ilgili. Geçmişimizde arkamızda kalan bir şey. Arkanızda ne bıraktığınızı görmekten mi korkuyorsunuz ya da arkada bıraktığınız bir şeyi mi gizliyorsunuz? Sırtınızdan hançerlenmiş gibi mi hissediyorsunuz? Gerçekten “bitip tükendiğinizi” mi hissediyorsunuz? Ekonomik sorunlarınızla bir çıkmaz içindesiniz? Ya da ekonomik endişeleriniz çok mu fazla? Bu durumda, alt sırt bölgenizde sorunlarınız olacaktır. Parasızlık ya da parasal korku bunu yaratacaktır. Miktarın hiç önemi yoktur.

Çoğumuz hayatımızda en önemli şeyin para olduğunu düşünürüz. Onsuz yaşanamaz. Bu doğru değildir. Paradan çok daha önemli, onsuz yaşayamayacağımız bir şey var. O nedir? Nefesimiz. Nefesimiz hayattaki en değerli şey. Ama nefes verdiğimizde, bir sonraki nefesi almak için havanın orada olacağından zerre kadar şüphe etmeyiz. Bir nefes daha alamazsak, üç dakika dayanamayız. Bizi yaratan GÜÇ, hayatımız boyunca yetecek nefesi bize verdiğine göre, neden tüm diğer ihtiyaçlarımızın da karşılanacağına güvenemiyoruz?

Yeni Düşünce Modeli: “Hayat beni destekliyor. Evrene güveniyorum. Sevgi ve güveni özgürce veriyorum“

MİDE, tüm yeni düşünce ve deneyimlerimizi hazmeder. Mideniz neyi alıyor, neyi almıyor? Hazmedemediğimiz şey ne? Mide sorunları, yeniliklere kolaylıkla adapte olamadığımızın göstergesi. Korkuyoruz.

Çoğumuz uçakla yolculuğun yaygınlaşmaya başladığı ilk dönemleri hatırlıyordur. Kocaman metal bir kuşun içine girip, güvenli bir şekilde yolculuk edeceğimizi düşünmek oldukça zordu. Her koltukta kusma torbaları vardı ve çoğumuz torbaları kullanıyorduk. Şimdi aradan geçen yıllardan sonra torbalar hala var. Ama çok ender kullanılıyorlar. Uçma fikrini hazmettik artık.

Yeni Düşünce Modeli: “Yeni düşünceleri kolaylıkla özümlüyorum. Hayat benimle uyum içinde. Hiçbir şey bana rahatsızlık veremez. Dinginim“

BACAKLARIMIZ, hayatta bizi ileriye doğru götürüyor. Bacaklardaki sorunlar, öne adım atma korkusu ya da bir yolda ilerlemekteki kararsızlığımızın göstergesi. Ayaklarımızla koşarız, ayağımız geri geri gider, ayağımız sürünür. Bir şeyleri yapmak istemediğimiz zamanlar, bacaklarımızda küçük sorunlar yaratırız. VARİS DAMARLARI nefret ettiğimiz bir yerde veya iş de olduğumuzu gösterir. Damarlar zevki taşıma yeteneklerini kaybederler. Siz istediğiniz doğrultu da mı ilerliyorsunuz?

AYAKLARIMIZ, kendimiz ve hayat hakkındaki anlayışımızla ilgilidir. Geçmişle, şimdiyle ve gelecekle. Çoğu yaşlı insan yürümekte zorluk çeker. Hayat anlayışları geçerliliğini yitirmiştir ve gidecek bir yerleri kalmamış gibidir. Küçük çocukların hoplayıp, zıplayıp, dans eden ayakları vardır. Yaşlı insanlar hareket etmekten korkarcasına durdukları yerde bile sallanırlar.

Yeni Düşünce Modeli: “Gerçek benim desteğim. İleriye doğru zevkle adım atıyorum. Spiritüel anlayışa sahibim“

CİLDİMİZ, bireyselliğimizin ifadesidir. Cilt sorunları genellikle bireyselliğimizin bir şekilde tehdit edilmesinden kaynaklanır. Başkalarının üzerimizde gücü olduğu duygusuna kapılırız. Cilt sorunlarından kurtulmanın en iyi yollarından biri, günde yüzlerce defa “kendimi onaylıyorum” demektir. Gücünüze tekrar sahip çıkın.

Yeni Düşünce Modeli: “Olumlu yollarla dikkat çekiyorum. Güvenliyim. Kimse bireyselliğimi tehdit edemez. Huzurluyum. Dünya güvenli ve dostça. Tüm kızgınlık ve öfkelerimden kendimi özgür kılıyorum. İhtiyacım olan şeyler bir şekilde karşılanacaktır. Suçluluk duymadan iyi olan her şeyi kabul ediyorum. Küçük mutluluklardan yararlanmasını biliyorum“

KAZALAR, kaza değildir. Her şeyi olduğu gibi kazaları da biz yaratırız. Tabii ki, “bir kaza geçirmek istiyorum” demeyiz. Ama düşünce kalıplarımızla kazaları kendimize çekeriz. Bazıları “sakardır”, kazalar her yerde onları bulur, bazılarının ise hayat boyu başlarına birşey gelmez.

Kazalar kızgınlık ifadesidir. Birikmiş öfkedir. Kazalar ayrıca otoriteye karşı çıkma arzusudur. O kadar kızarız ki birisine vurmak isteriz, ama birisi bize vurur (çarpar). Kendimize kızdığımızda, suçluluk duyduğumuzda, kendimizi cezalandırma ihtiyacı duyduğumuzda , kaza bu işlevi görür.

Kazada bizim hiç suçumuz yokmuş gibi görünebilir, kaderin talihsiz bir kurbanıyızdır. Kaza, başkalarından ilgi ve şefkat görmemizi sağlar. Birileri bize bakar, yaralarımızı iyileştirir. Bazen yatakta uzun süre istirahat etmek zorunda kalırız. Ve ağrılarımız olur. Ağrılarımızın bedenimizde oluştuğu yerler, hayatımızın hangi alanında kendimizi suçlu hissettiğimiz konusunda bize ipucu verir. Bedensel hasarın boyutu, ne kadar ağır cezalandırılmak istediğimizi ve mahkumiyetimizin süresini gösterir.

ASTIM, Kendin için nefes almayı hak etmeme duygusu. Astımlı çocuklar aşırı duyarlılığa sahip oluyorlar. Çevrelerinde tüm olan bitenlerden kendilerini sorumlu hissediyor ve suçluluk duyuyorlar. Kendilerini “değersiz” ve bu yüzden de suçlu hissederek, kendilerini cezalandırma ihtiyacındalar. Coğrafı değişiklikler bazen astım için yararlı oluyor, özellikle aileden uzaktaysa.

Genellikle astımlı çocuklar büyüdükçe hastalıklarını “yeniyorlar”. Yani ev ortamından okula giderek, evlenerek ya da yanlız yaşamaya başladıklarında, hastalık geçiyor. Ama hayatlarının bir döneminde, çocukluk dönemlerini hatırlatan bir deneyim yaşarlarsa bir astım nöbetine yakalanıyorlar. Böyle bir durumda, tepki gösterdikleri şey, o anda olanlar değil, çocukluklarında yaşadıkları bir şeyle duygu bağlantısı kurmaları oluyor.

YARALAR, YANIKLAR, KESİKLER, ATEŞLENME, ŞİŞME, KABARMA, KAŞINMA kızgınlığın bedendeki ifadesi oluyor. Ne kadar bastırmaya çalışırsak çalışalım, kızgınlık ifade edilmenin bir yolunu bulur. Birikmiş öfke patlamaması için içimizden çıkmalıdır. Öfkemizle dünyamıza zarar vereceğimizden korkarız. Ama kızgınlık kolaylıkla “şu konuda kızgınlık duyuyorum” diye ifade edilebilir. Tabii bu sözleri patronumuza her zaman söyleyemeyiz ama yastığı yumruklayabilir, arabada avazımız çıktığı kadar bağırabilir veya tenis oynayabiliriz. Bunlar, kızgınlığı fiziksel olarak ifade etmenin zararsız yollarıdır.

Spiritüel insanlar genellikle kızmamaları gerektiğini sanırlar. Evet hepimiz duygularımız için başkalarını suçlamayacağımız noktaya gelmeye çalışıyoruz. Ama o noktaya erişinceye kadar, an içinde ne hissettiğimizi olduğu gibi kabul etmek daha sağlıklı.

ŞİŞMANLIK, Korunma ihtiyacını temsil eder. İncinmelerden, eleştiriden, tacizden, cinsel sömürüden korunmaya ihtiyaç duyarız. Yani genelde hayattan ya da bazı konulardan korkarız. Siz seçiminizi yapın.

Ben şişman bir insan değilim. Ama yıllar boyu, kendimi güvende hissetmediğim dönemlerde birkaç kilo aldığımı farkettim. Tehlike gittiğinde, kilolar da kendiliğinden gidiyordu. Kilolarla savaşmak zaman ve enerji ziyanıdır. Rejimi bıraktığınız anda kilolar tekrar geri geliyor. Kendinizi sevmek ve onaylamak, yaşam sürecine güvenmek, aklınızın gücünü bilmekten gelen güvencede olma duygusu, bence en iyi rejim. Olumlu düşünenlerin rejimini yapın, kilolarınız kendiliğinden kaybolacaktır.

Birçok anne, baba sorun ne olursa olsun, bebeğin ağzına yiyeceği dayıyor. Bu bebekler büyüdüklerinde bir sorunları olduğu zaman “ne istediğimi bilmiyorum” diyerek buzdolabının kapısını açıyor.

AĞRI, Her türlüsü bir suçluluk duygusunun belirtisi. Suçluluk duygusu daima ceza arar, ceza da ağrıyı yaratır. Kronik ağrılar, kronik suçluluk duygusundan kaynaklanır. Bu duygular o kadar derinlere gömülmüştür ki, çoğunlukla farkında bile olmayız. Suçluluk duymak, tümüyle faydasız bir duygu. Ne kimsenin kendisini daha iyi hissetmesini sağlar, ne de durumu değiştirir.

KASILMA, TUTULMA, Zihindeki tutukluğun ifadesi. Korku, bildiğimiz eski yollara yapışıp kalmamıza neden oluyor, esnek olmakta zorlanıyoruz. Eğer birşeyi yapmanın sadece “tek yolu” olduğuna inanıyorsak, genellikle bir yerimiz tutulur. Daima başka yollarda vardır.

Beden ile ilgili çalışabileceğiniz bir olumlama

Hayatın sonsuzluğunda, bulunduğum noktada her şey mükemmel, bütün ve tam.

Bedenime iyi bir arkadaşım olarak bakıyorum.

Bedenimin her hücresi kutsal zekaya sahip.

Bana ne söylediğini dinliyor ve önerilerinin geçerli olduğunu biliyorum.

Daima güvendeyim ve tanrısal olarak korunuyor ve yönlendiriliyorum.

Sağlıklı ve özgür olmayı seçiyorum.

 

Epifiz

Bir leblebi  büyüklüğünde olan epifiz, hipofiz bezimizin arkasında küçük bir oyuğun içindedir. Buradan  gündüz ve gece döngümüzü kontrol eden ve bedenin günlük ritmini düzenleyen melatonin (hormon) salgılanır. Melatonin, triptofan isimli amino asitten elde edilir. Vücudun su dengesinin ve kan basıncının kontrol ve diğer bezlerin (tiroit, böbreküstü bezi…) çalışmasını kontrol eder. Dokuz yaşından sonra işlevini kaybetmeye başlar. Melatonin’den başka pinolin ve dimetiltriptamin (DMT) hormonları da salgılanır. Dimetiltriptamin çok ilginç bir hormon, Şamanlarda ayahuasca denilen bir iksirin yapımında kullanılıyor. Hormonu ise bitkilerden elde ediyorlar. Ayrıca epifiz bezinin deniz seviyesinde çok az, yükseklere çıktıkça ise çok fazla hormon salgıladığı bilimsel olarak da kabul edilmiş, eski birçok insan tarafından bunun bilinmesi ve bu yüzden  tüm ibadethaneler  yükseğe yapılmış. (İbadethanelerin yükseğe yapılması matematiksel olarak tanrıya yakın olmaktan çok bu hormonun da yardımıyla üst bilinçlerle daha fazla iletişimde bulunmak olduğu düşünülmekte) Dinlerde geçen dağa çıkma ritüelleri, gece karanlığında ibadet melatonin salgılanması ile bağlantılı gözükmekte. Gece çalışanların kanser olma oranı yüksekken körlerin kanser olmamaları melatonine bağlı olabilir.

Diğer bir ilginç konu ise epifizin kozalağa benzemesi ve neredeyse tüm dinlerde kozalak sembolünün olması. Epifiz yaşlandıkça , özellikle günümüz modern dünyasında kireçleniyor ve işlevini yitirmeye başlıyor. Bunun en büyük sorumlusu olan kimyasal maddelerden biri de florür ve tabii ki sularımızdaki kireç. Ama bir numara florür ya da florüd. Bunun da insanın farkındalığını arttırmasını tökezletmek için bilinçli olarak koyulan engellerden biri olduğu komplo teorilerinden biri.

Epifiz bezinin fonksiyonunu ve enerjisini geliştirmek, arttırmak aslında çok önemlidir çünkü bu bez bedenin fiziksel tüm sistemini etkilediği gibi psişik anlamda farkındalığımızı, bilinçlilik halimizi ve yaşam deneyimlerimizi genişletecek ya da sınırlayacak bir potansiyele sahiptir.

Güneş epifiz için çok önemlidir ; gözler, cilt, saçlar, burun kılları ve kulaklar vasıtası ile alınıp sindirilebilir ve aslında her gün en az 30 dakika alınması gerekir. Epifizi tamamen aktif hale getirmek için güneşin gözbebekleri vasıtası ile alınması en iyisidir.

Denizde yetişmiş ve güneşte kurutulmuş sebzeler çok yüksek oranda D vitamini, B vitamini ailesindeki vitaminlerin çoğunu ve iyot içerirler.  Deniz yosunları, kombu,
arame, wakame, dulse, nori (Japon mutfağı). Kalın yapraklı; kara lanana, şalgam yaprağı, hardal otu, Çin lahanası vs. yeşil bitkiler epifiz bezi için çok besleyicidir çünkü bu bez bitkilerin yeşil renginin verdiği özelliklerini alır ve bedenin iyice beslenmesi için gerekli yerlere dağıtır.

Yüksek oranda cıva içeren balıklar, karbon bazlı içecekler, sudaki flor, diş macunları ve dumana maruz kalmamız epifiz bezini olumsuz yönde etkiler ve düzgün çalışmasını engelleyebilir. Et yediğimizde o hayvanın DNA’sını da sindirmiş oluruz, dolayısı ile hayvanın olumlu, olumsuz deneyimlerini de alırız. Bu da epifiz bezinin bireyin psişik mavikopya farkındalığının sürdürülebilirliğini engelleyebilir.

Uygun gıdalar epifiz bezimizi olumlu yönde etkileyebilir ve daha fazla çiğ gıda tüketerek, vejeteryan beslenerek, evimizin havasını ozon makinesi ile temiz tutarak ve temiz su içerek de epifiz bezimizi aktif hale getirebiliriz.
Epifiz bezinin psişik farkındalığı artırmak için güneş kadar serotonin hormonuna da ihtiyacı vardır. Serotonin de beyin uykudayken üretilen bir hormondur, dolayısı ile karanlık bir odada uyumanın da epifiz bezi için çok besleyici olacağını söyleyebiliriz. Serotonin üreten gıdalar ise badem, muz, acı biber, pirinç, patates ve börülcedir.

müzisyenin ömrü?

müzisyenin ömrü? ???????????????????????????????

Serotonin

Serotonin %2si beyin, %80i bağırsak mukozasındaki hücrelerde ve kan hücrelerinde bulunur. Beyindeki seviye az olsa da Psikiyatrik tıp serotoninle çok ilgilenir. Düşük serotonin seviyesi kaos, anksiyete, depresyon, uyku bozukluğu yaşatırken yüksek seviyede serotonin (iyi?) tuhaflıklara yolaçabilir. Öğrenme, genel ruh hali, beden ısısı, cinsel davranış, iştah,endokrinal fonksiyonlar, kaslar, hafıza üzerinde etkilidir.

Erkekler kadınlara oranla %50 daha fazla serotonin salgılarlar ve bu erkeklerde mental durum sorunlarına yol açar. Duygusal algıda etkili olan serotoninin eksikliği halinde obsesif kompulsif eğilimler, kontrolsüz öfke baş ve sırt ağrıları, düşük benlik , fobiler, endişe oluşur. Serotonin düzeyini yetersiz güneş ışığı, az uyku, insülin direnci, stres, vitamin (demir,kalsiyum, magnezyum, çinko, B ve C) eksiklikleri azaltır-etkiler. Omega3 düşük seviyeli serotonin için çok etkilidir. Dört hormondan (Dopamin, Serotonin, Testosteron, Östrojen) Serotonin hakimiyetindeki insanlar “yapıcı” olurlar.

Vücutta Serotonin salgılanmasını arttıran yiyecekler:

hindi, yumurta, soya fasulyesi, badem, süt, peynir

B6 içeren tahıllar, ceviz, bezelye, patates, muz, kırmızı et, karaciğer

Güneş ışığı

Dopamin

Dopamin sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan bir kimyasal ve hipotalamus (haberleşme ve denetim merkezi) tan salgılanıp kana karışan bir nörohormondur.  Hayatın kendisinden, yaptıklarımızdan keyif alma, konsantrasyon sağlama, güçlü hafıza, dolayısı ile öğrenme becerisi  üzerinde etkili olduğu gibi bağımlılıkları da engeller. Uzun süreli  dopamin eksikliğinde  Parkinson hastalığı ortaya çıkabilir . Dört hormondan ( Dopamin, Serotonin, Testosteron, Östrojen)  Dopamin hakimiyetindeki insanlar  “meraklı” olurlar. Dopamin seviyesi başta depresyon olmak üzere  hastalıklara yakalanmamızı etkiler.

Vücutta dopamin salgılanmasını arttıran yiyecekler:

ceviz, kabak çekirdeği, badem, buğday tohumu

hindi, ördek, tavuk, balık

süt, peynir, yumurta

çilek, elma, kızılcık, kuru erik, muz, yaban mersini

pancar kökü, fasulye, salatalık, soya fasulyesi, baklagil

 

 

 

Alkali-Asit kalıpları

asit-alkali

İkinci Beyin

İnsanlık bunu hep sezmiştir… Hislerin makamı vücudun tam merkezindedir… Orada,
midede, heyecandan “kelebekler uçuşur”, öfke mideye “vurur”.

New York Columbia Üniversitesi Anatomi ve Hücre Biyoloji Bölüm Başkanı nöro bilimci Michael Gershon, bunun sebebini bağırsaklardaki ‘‘beyin” olarak  tanımlıyor. Bilim ve toplum tarafından tabu kabul edilen ve çirkin gorülen bağırsaklar, yüz milyonlarca sinir hücresi tarafından çevrilmiş olup omurgadan daha fazla nörona sahiptir.   Nöro bilimcilerin keşfine göre, bu “ikinci beyin” neredeyse kafadaki beynin bir ikizi; hücre tipi, etken maddeleri ve reseptörleri ile kafadaki beynin birebir aynısıdır.

İnsanın sindirim sistemi, yüz milyon sinir hücresi ile çevrilmiştir. Bu ikinci beyin ne işe yarıyor? Düşünüyor ve hissediyor mu? Hatırlıyor mu?

En son araştırmalar, sindirim sistemi ile ruhsal süreçlerin, düşünüldüğünden çok daha
sıkı bir biçimde birbirine bağlı olduğunu gösteriyor. 62 yaşındaki Gershon,bağırsaktaki
beynin sevinç ve üzüntüde çok büyük rol oynadığını, fakat insanların çok azının onun
varlığından haberdar olduğunu söylüyor. Gershon “İkinci beyin”i keşfetmediğini,
ancak birçok kişinin yardımı ile onu yeniden bulduğunu söylüyor. Çünkü Gershon’un
uzmanlık alanı olan nörogastroenteroloji yüzyıldan fazla bir geçmişe sahip….

19. Yüzyılın ortalarında Dr. Leopold Auerbach, bir bağırsaktan parçacık aldı ve bunu basit bir mikroskopla incelediği zaman onu hayrete düşürecek bir olayla karşılaştı. Bağırsakların duvarında, iki katmanlı, sinir hücrelerinden oluşan bir iletişim ağı mevcuttu. Bu ağ, incecik olup iki kas tabakası arasına gizlenmişti.Dr. Auerbach, mikroskobundan baktığı zaman aslında insanın iç evreninin hükümdarının izini bulduğundan hiç haberi yoktu. Bağırsaklar, sindirim sisteminin kumanda merkezi olup sadece besleyici maddelerin birleşimi, tuz oranı ve su miktarı gibi kaba değerleri analiz etmekle kalmaz, besin emilimi ve dışkılama mekanizmasının yanında sempatik ve parasempatik sinir iletim maddelerinin, uyarıcı hormonların ve koruyucu salgıların hassas dengesini de kontrol eder. 75 yıllık yaşam süresince 30 ton gıda ve  50 bin litre sıvıdan fazlası bağırsaklardan geçer. Gershon, bağırsakların yanında, kalbin adi bir pompa olduğunu düşünüyor. Bağırsaktaki beyin, yüksek zekâsı ile verimliliği belirliyor. Milyonlarca zehir ve tehlikenin hakkından ustaca geliyor. Bağırsaklardaki kumanda merkezi, en azılı düşmanlara karşı savaşıyor. Hergün, dışarıdan aldığımız ve bir nevi bizimle birlikte yaşayan, milyonlarcası sindirim sistemimizde ikamet eden mikroorganizmaların, kendi organizmamız içine sızmasını önlüyor. Bağırsaklar vücudun en büyük organıdır ve savunmahücrelerinin % 70’i burada bulunur.

Bağırsağın iç yapısında bulunan gaita salyası ve mayalama basilinden oluşan ılık sıvı karışımı, çok tehlikeli bir bakteri ve mantar cennetidir. İçimizde, aşağı yukarı 500 tür ölümcül canlı barınmaktadır. Dışkının yarısı ölmüş bakterilerden oluşur. Bu ölmüş bakteriler, organizmamızın en etkilisavunma hattı olan bağırsak duvarları sayesinde bizden uzak tutulur. Bağırsaklarda bulunan savunma hücrelerinin büyük bir
bölümünün bağırsak beyin ile beyine doğrudan bağlantısı vardır. Hücreleri iyi ve kötü diye ayırt etmeyi öğrenirler, bu öğrenilen bilgi hafızalarına kaydedilir ve gerektiği anda yine etkinleştirilir.
Bu işlemlerin çoğu, birinci beyinden tamamen bağımsız çalışır. Vücuda zehir girdiği zaman bağırsaktaki ikinci beyin tehlikeyi ‘ilk’ olarak “hisseder” ve kafadaki birinci beyine tehlike sinyalleri gönderir, çünkü tehlike anında kafadaki beyin hazır olmalı, kişi midesinin ne durumda olduğunun bilincinde olup plana göre davranmalı, kusma, kramp ve ishal şeklinde tepki vermelidir.

İngiliz doktorlar Londra`daki laboratuarlarında uyuşturulmuş bir köpeğin karnını açtılar ve hareket eden bir bağırsak boğumunu dışarı çıkarttılar. Köpek ile halen bağlantılı olan bu bağırsak parçası, tek tip davranış gösteriyordu. Bilim adamları,
çıkardıkları parça üzerinde baskı uyguladıklarında ise bağırsak boğumu dalga halinde kasılma hareketiyapıyordu. Bu hareket sırasında, bağırsağın içeri bir yöne doğru, her zaman ağızdan makata doğru devam ettigini gördüler. İkili, bu fenomene “Bağırsakların Kanunu” adını verdi.Bu fenomene, “peristaltik refleks” de denir. Bu, sindirim sistemi için yaşamsal bir fonksiyondur.

Bir yemek topağı, bir bağırsak bölümünü genişlettiği zaman, harekete duyarlı olan mukoza,faaliyete geçer. Bu hücreler, mesajların iletilmesini sağlayan ve kimyasal bir madde olan nörotransmitteri salgılar. Bunlar, bağırsak iç duvarlarında bulunan “submukozal sensorik nöronlar” diye bilinen diğer sinir hücrelerini uyarır. Uyarılan bu sinir hücreleri, çok çeşitli iletişim maddeleri vasıtası ile kas hücrelerine yavaşlatıcı ve harekete geçirici sinyaller gönderir. Bunun sonucu olarak peristaltik refleks yani dalgasal hareketler meydana gelir.

Her iki beyin arasında, hücre biyolojisi bakımından hayret verici bir benzerlik vardır. Kafatasındaki birinci beyin gibi bağırsaklarda yer alan ikinci beyin de hassas bir idare merkezidir.
İkinci beyin, düşünce organımız olan birinci beynimiz ve psikolojik durumumuza etki eden dopamine, opiat gibi psiko-aktif maddelerin kaynağıdır. Bağırsakların anatomik kıvrımlı yapısı bile beyindeki  kıvrımları çağrıştırmaktadır. Bağırsaklarda emilimi yapılan besinlerin sevkini mümkün kılmak için birkaç durdurucu ve hareket ettirici sinyallerle ardı ardına uyarım yapılıyor.İkinci beyin, oldukça duyarlı ve son derece hassas bir dengeden sorumludur. Durdurucu sistem fazla aktif olursa, bağırsaklar o kadar gevşer ki, bağırsak felç olur, bunun sonucunda kabızlık meydana gelir. Eğer hareket ettirici sistem çok fazla aktif olursa, sevkiyat çok çabuk gerçekleşir ve ishal meydana gelir.

blueberry

ABD’deki Cincinnati Üniversitesinden bir grup bilim adamı, yaş ortalaması 76 olan 9 kişiden bir yıl boyunca günde 6 ila 9 mililitre blueberry suyu içmelerini istedi. Bu sürenin sonunda araştırmaya katılanların öğrenme kapasitelerinde ve sözel hafızalarında önemli gelişmeler gözlemleyen bilim adamları, yılda yarım litre blueberry suyu tüketmenin dahi hafızayı güçlendirmeye yetebileceğini belirtti.
Yaban mersininin bazı depresyon belirtilerinin ortadan kalkmasına ve kandaki glikoz oranının düşmesine de yardımcı olduğu gözlemlendi.
·   Araştırmalara göre günde bir kâse blueberry, yaşlılık nedeniyle oluşan tahribatı önleyip hafızayı güçlendiriyor. Araştırıcılar, özel günleri ‘unutmayı’ alışkanlık haline getirenlere  blueberry  yemelerini tavsiye ediyor…
·   Yaprak ve kuru meyvelerinden yapılan çay  bayanlarda özel günlerin etkisini azalttığı ve düzene soktuğu gözlenmiş olup ishal gidericidir.
·   Yaprak ve kuru meyvelerinden yapılan çay idrar yolu enfeksiyonlarında antibiyotik etkisi göstermektedir.
·   Yağlı bileşiklerin vücuttan atılmasını sağlar.
·   Bağırsak metabolizmasını düzenleyen lifli özelliği vardır.
·   Gece görüş kabiliyetini ve gözlerin geçirgenliğini artırır. Göz yorgunluğunu giderir, miyopluk ve şeker hastalığından kaynaklanan görme bozukluklarını engeller. Kamaşma, kılcal damar çatlaması ve gece körlüğünü ortadan kaldırır.
·   Kansere karşı vücudu koruyan (savaşan ELLAGIC-ASİT içeriği oldukça yüksektir) enzimleri aktive etmektedir.
·   Anti kanserojen ve antioksidan özelliğe sahiptir.
·   İltihaplar ve ağız içi yaraları için dezenfektan özelliği taşır potasyum içeriği son derece yüksektir
·   Kalp krizi riskini azaltır.
·   Damar elastikliğini arttırır ve damar sertliği oluşumunu engeller.
·   Taze olarak yenildiğinde kanı temizler.
·   Kabızlık, bulantı, mide kramplarını ve ülseri önler.
·   Besleyici olmasına rağmen kalori ve sodyum içeriği düşüktür.
·   Kan şekerini,  kan kolesterolünü düşürür.
·   HIV VİRÜSÜNÜN tekrarlanmasını azaltır.
·   Sakinleştirici özelliği vardır.
·   Vücutta biyoaktif madde olarak kullanılan polifenoller, aktokyaninler, flavanoller ve tanenlerce zengindir.
·   Pektin içeriği yüksektir.
·   Varis ve basur’u (hemoroit) iyileştirir.

Hibiskus (nar çiçeği)

Hibiskus latince bir kelime olup.bedene şifa veren, ve vücudu ferahlatan anlamına gelir. Çöl ikliminde yetişen güzel çiçekleri olan ve arapça ismi Kerkedeh olan bir çöl bitkisidir. Yoğun su tutma kapasitesinden dolayı çöl seyahatlerinde  bedevi topluluklar tarafından susuzluk giderici  olarak tüketilmektedir.

Mavi, beyaz, kırmızı, turuncu, beyaz-kırmızı ve diğer renk kombinasyonları olan hibiskus türleri mevcuttur. Sağlığa en fazla faydaları olan hibiskus türü koyu kırmızı renkli olanıdır. Kür amaçlı ve kurutulmuş olarak satın alacağınız koyu kırmızı renkli hibiskusların, önce bir parça tadına bakınız. Eğer dilinizin üzerinde ekşi tat bırakmıyorsa  almayınız. Ya raf ömrünü doldurmuştur, ya da uygun toprakta yetişmemiştir.
Tüm bunların dışında koyu kırmızı renkli çiçeklerinin mutlaka en alt taç yapraklarının bulunduğuna dikkat edilir. Bu taç yapraklar özellikle akciğer kanseri ve diyabet hastaları için kullanılması gereken en önemli kısımlarıdır.

*Hibiskus hücre rejenerasyonu için çok faydalı bir bitkidir. Ölü hücreleri yenileyicidir.
*Yaşlanmayı geciktirir ve bedendeki ve ciltteki ölü hücreleri yeniler.
*Özellikle koyu kırmızı renkte olan hibiskus bitkisinin çayı çok güçlü antioksidan maddeler içerir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.
*Kandaki şekeri düzenler.
*Yüksek tansiyona bitkisel çözüm tedavisi sunar, tansiyon düşüren bitkiler arasındadır.
*Grip ve öksürükte nefes açıcı olarak kullanılmaktadır.
*Böbrek iltihabına iyi gelmektedir.
*Kireçlenmeyi önleyicidir.
*Hibiskus iyi kolesterolü yükseltir, kötü kolesterol oranını düşürür.
*Soğuk algınlığında veya ateş düşürücü olarak yardımcıdır. Bu durumlarda, hibiskus çayını günde bir-iki defa hazırlayıp içmek faydalıdır.
*Damar sertliği (atherosklerozis) şikâyeti olanlar için mükemmel bir yardımcıdır.
*Yüksek miktarda C vitamini içermektedir.
*Hibiskus’tan yapılan çay hem antiseptik hem de antibakteriyeldir.

Çay: Bir kahve kaşığı ince kıyılmış, kurutulmuş hibiskus kupa yaprağı demliğe konur ve üzerine 300-400 ml kaynarsu doldurulduktan sonra 5-10 dakika demlemeye bırakıldıktan sonra süzülerek içilir.

Anemi kansızlık hastalığı olan kişilerde anemi tedavisi uygulaması yapılıyor ise hibiskus çayı demir emilimini engellediği için hibiskus kürünün yapılması, anemi tedavisini etkisizleştirebilir. Bilinen bir yan tesiri yoktur.
Hibiskus bitkisi ağırlıklı olarak taç yapraklarından anthocyanin grubu etkin maddeleri bol miktarda içerdiği için guatr ve tiroid şikayeti olanların kullanmaması gerekir. Anthocyanin’ler goitrogenik özelliklidir. Goitrogenik, “guatra neden olan” demektir.
Hibiskus bitkisinin en güçlü özelliklerinden biri de topraktaki metalleri depolama potansiyelidir. Ağır metal içeren topraklarda yetişmekte olan hibiskusların kullanılmaması ve hasat edilmemesi gerekir.
Akciğer kanserine yakalanmış hastaların da günde en az iki bardak hibiskus çayı içmelerinde çok büyük faydalar vardır. Ancak, günde üç bardağı geçmemelidir.

Goji Berry (kurt üzümü)

                                                                                                                                                           *Erken yaşlanmayı önleyen güçlü bir antioksidandır
*Ciltteki enflamasyonu azaltmaya,ciltte üstün koruma sağlamaya ve iltihaplı ciltleri iyileştirmeye yardımcı olur.
Goji Berry özellikle kurumuş ve pul pul dökülen cilt dokusunu iyileştirmeye yardımcı olur,cildi nemlendirmeyi,ciltteki iltihap oluşumunu ve serbest radikallerin verdiği zararları azaltmayı destekler.
*Kan şekeri seviyesinin korunmasına ve kolesterolün düşürülmesine yardımcı olur (Günde 3 defa 8–10 gram buğuda pişirilmiş Goji tüketilir, buğuda pişirme Goji meyvesini yumuşatır.)
Goji ile düşük kolesterol, Goji Beta Sito siteroller içererek vücuttaki düşük kolesterol seviyesini sağlıklı bir noktada tutulmasına yardımcı olur.Goji yıllarca Çin’de diyabet hastalarını tedavi etmekte kullanılmıştır. İçerdiği polisakarinler kan şekerini ve insüline cevap süresine dengelediği deneylerle kanıtlanmıştır, ayrıca ihtiva ettiği betain sayesinde karaciğer yağlanmaları ve şeker hastalarında gözüken vasküler hastalıkları engeller.
*Bağışıklık sistemini yapılandırır.
gojinin ana molekülü olan polisakkaritlerin egzersiz dayanıklılığı ve kuvvette önemli ölçüde artış sağladığı ve yorgunluğu gidermeye yardımcı olduğunu ortaya koymuştur.
*Daha genç görünmenizi ve hissetmenizi sağlar.
*Sağlıklı kan basıncını korumaya yardımcı olur,
*Kalbi güçlendirir.
*Kilo vermeye yardımcı olur. (Her sabah ve öğlen 30 gram Goji ile çay yapılır)
Goji üzerine yapılmış bir klinik çalışmada çoğu hasta belirgin kilo verdiği başka bir çalışmada ise Goji’nin içerdiği polisakarinler yardımı ile vucuttaki yağın lipid yerine enerjiye çevrilmesini sağladığı kaydedildi
*Hafızanın güçlenmesine yardımcı olur.
*Cinsel gücü arttırıp, cinsel işlevsizliği tedavi eder.
*Baş ağrısı ve baş dönmesini hafifletir.
*Uykusuzluğa iyi gelir ve uyku kalitesini arttırır.
*İştah ve sindirim düzenini arttırır.
*Göz sağlığını ve görüşü güçlendirir.
*Karaciğer ve böbrek fonksiyonlarının güçlendirilmesine yardımcı olur.
*Kasların ve kemiklerin güçlenmesine yardımcı olur.
*Stres ve bunalımın hafiflemesine ve mutluluğun artmasına yardımcı olur.
*Anti enflamatuar enzimlerin harekete geçmesine yardımcı olur.               iltahapla savaşan  daha doğru bir tanımlama ile, yangı önleyici                      *Atrofik gastriti hafifletir. (En az iki ay boyunca günde 2 defa yemeklerden önce, her seferinde 10 gram olmak üzere,)
*Kanser riskinin azalmasına yardımcı olur ve tümör büyümesinin engellenmesine yardımcı olur. İçeriğindeki Germanyum kansere karşı koruyucu bir iz mineralidir.                                                                                                               *Menopoz belirtilerine yardımcı olur.
*Hamileliklerde yaşanan sabah bulantılarının önlenmesine yardımcı olur.(50 gram Goji 50gram skutelarinle 30 dakika kaynatılır. Bu çayı içmek sabah bulantıları için hızlı ve etkili bir ilaçtır.)
*Doğurganlığın artmasına yardımcı olur.
*Geleneksel olarak Kanser tedavisinde kullanılmaktadır.
*Ömrü uzatır.
Goji’nin antioksidanları ve benzersiz ana molekül polisakarinleri hayati DNA bozukluklarını düzeltme ve tamir etme yeteneğine sahiptir, ayrıca goji tümör hücrelerinin apoptis prosedüründen geçerek parçalanıp yeniden kullanılmasını sağlar.

Çin’de uygulanan tıbbi tedavilerde günlük dozaj genellikle 8–10 gramdır.

Goji Berry 21 adet mineral içerir,bunlardan en önemlileri çinko, demir, bakır, kalsiyum, germanyum, selenyumfosfordur, beta karotenide kapsayan en zengin karotenoid kaynağıdır.                                                                                                Portakaldan 500 kat daha fazla C vitaminine sahiptir. C Vitamini yanı sıra B1,B2,B6 ve E vitamini içerir.                                                                            19 farklı amino asit içerir (Arı poleninden altı kere daha yüksek). Methionine, Leucine, Isoleucine, Lysine, Phenylalanine, Threonine , Tryptophan, Valine …                                                                                                                 Beta Sitosterol’a içerir, anti-alevlendirici olarak kolesterolü düşürür.    Solavetivone içerir. Bu madde güçlü bir anti fungal ve anti-bakteriyeldir. Physalin içerir. Löseminin bütün büyük tiplerine karşı aktif olan doğal bir bileşiktir.

100 GR GOJİ BERRY KURUTULMUŞ OLARAK BESİN DEĞERLERİ
Kalsiyum 112 mg
Potasyum 1.132 mg
Demir 9 mg
Çinko 2 mg
Selenyum 50 mikrogram,
Riboflavin(vitamin B2) 1.3 mg
Vitamin C : Tam yelpazede 148 mg (En dar spektrumda ise 29 mg)
Beta-Keroten   7 mg
Zeaksatin : 25 mg ve 200 mg arası değişmektedir(değişik araştırma sonuçlarına göre)
Poliskarin : yemişin öz ağırlığının %31 kadar buda 100 gr da 31g .polisakarin içerir

ilgili site http://altmedicine.about.com/od/completeazindex/a/goji.htm